Hayat birçoğumuz için bir savaş alanı, rekabet ortamı, varlığımızın diğerlerini referans alarak değerinin belirlendiği bir yolculuk. Doğduğumuz andan itibaren rekabet ile tanışıyoruz, hatta doğmadan önce. Döllenmek için ilk sırada yer aldık, biz başardık. Diğerlerinden önce vardık, döllendik.
Doğduğumuz andan itibaren belki ailenin diğer çocuklarıyla, komşunun çocuklarıyla, okuldaki diğer öğrencilerle rekabet halinde kaldık. Büyüdükçe rekabet azalmadı, arttı. Eğitimde, kariyerde, aşkta... Seçilebilir olmak için diğerlerinden daha güzel, daha yakışıklı olmak, aferini, alkışı toplayabilmek için daha başarılı olmak.
Başarı not, ünvan, para; güzellik boy, pos, kıyafet, materyaller... Farklı izdüşümleriyle rekabete farklı araçlarla katıldık. Daha güzel, daha başarılı, daha iyi, daha, daha... Sonu gelmeyen, gelmeyecek bir yarış... Çünkü her zaman daha güzeli, daha başarılısı, daha iyisi var. Bu yarış bitmeyecek. Aslında dışarısıyla rekabetin bir yanılsama, kendimle rekabetin bir gerçek olduğunu anlayıncaya kadar.
İlişkilerdeki kıskançlık farklı parametreler taşıyor. Annemin babamın en sevdiği olmak, sevgilimin tek sevdiği olmak. Öyle bir hale geliyor ki bu rekabet, sevgilinin kıyafetinden, arkadaşlarına, kimlerle yazıştığından, instagramda kimleri beğendiğine, kaçta nerede olduğuna uzanan onlarca kurtçuk zihnimizi yeyip bitiriyor. Gitmesinden, bizi bir başkasına tercih etmesinden korkuyoruz. Benden daha iyi, daha güzel, onu daha mutlu edecek biri tarafından ele geçirilmesi ya da onun, onu bana tercih etmesi. Bu yüzdendir aldatıldığımızda benim neyim eksik dememiz. Oysa mesele aldatılanın değil, aldatanın. Aldatma konusunu daha önce işledik, daha sonra da konuşacağız.
Kıskançlık meselesine dönersek, en temelde kendi özgüven sorunumuz ve kendimizi yeterince sevip, değerli bulamamamız kaynağı oluşturuyor. Daha iyi olmanın kriteri bir başkasını geçmek, bir başkasından daha önde olmak olduğu sürece kıskançlık bizi pozitif değil, negatif etkileyecek. Kendimi aşabilmek,yapabileceğimin iyisini yapabilmek asıl odaklanmamız gereken nokta. 100 metreyi hiçbir zaman 10 saniyenin altında koşamayacağım. Ancak bugün 30-40 saniyede kotuğum yüz metreyi 29 saniyeye çektiğimde kutlayabilirim.
Her zaman benden daha çok para kazanan, toplumsal kriterlerde daha başarılı olan, daha yakışıklı erkekler olacak. En iyi yaptığım yemeği, benden daha iyi yapan olacak. Ancak çok iyi biliyorum ki beni seven bu rekabetten bağımsız sevecek, beni değerli kılan bu rekabetten bağımsız olacak. Her birimiz olduğumuz gibi özel ve değerliyiz. Kendi başarımı, zenginliğimi, güzelliğimi kıyaslayarak ölçtüğüm sürece tatmin olamamak bir yanda, kıskançlık duygusu çok güçlü hissedilecek. ‘Bir insanın bir başkasına güvenebilmesi için önce kendisine güvenmesi gerekir.’
Kendine güvenemeyen insan bir başkasına nasıl güvenebilir ki? İstatistiksel veriler aşırı kıskanç olan eşlerin, aldatma oranlarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bir başka ifadeyle, kişi karşısındakini kendinden bildiği için kıskanıyor. Aşırı kıskançlık, bütünüyle kişinin karşısındakiyle değil, kendisiyle sorunu. İlişkilerin başlangıcında kıskanılmak hoşa gitse de ilerleyen dönemlerde ilişkiyi kıskanılan kişi için bir kabusa dönüştürebiliyor. Kıskanılan kişinin, kıskanan kişinin sorununun kendisinden değil, kıskanan parterinde olduğunun farkında olması, ilişkinin sağlıklı bir yola girmesi için elzem önem taşıyor.
İlişkilerdeki bu gerçeği sosyal yaşamın farklı kulvarlarına taşımak mümkün. İş hayatında da, dost arkadaş ortamında da kıskançlık, bireyin kendini eksik hisssetmesinden, kendini değersizleştirmesinden kaynaklanıyor. Bu gerçeklik, bir kişinin kıskanılmak istemesinde de karşımıza çıkıyor. Kıskanılıyor olmak, diğerlerinden üstün olma hissini yaşatıyor.