Bazı çocuklar için otoriteden onay almak yalnızca önemli değil, düzenleyicidir. Bu çocuklar okul ortamında son derece uyumlu görünürler: Kurallara titizlikle uyar, öğretmenin beklentisini sezgisel olarak yakalar, görevlerini eksiksiz yerine getirirler. Çoğu zaman "sorunsuz", "olgun" ya da "yaşından büyük" olarak tanımlanırlar. Ancak bu tanımlar, çocuğun iç dünyasında yaşanan yükü her zaman yansıtmaz.
Bu çocukların karakter özelliklerine baktığımızda belirgin bazı ortaklıklar görürüz. Genellikle yüksek sorumluluk duygusu, ince ayarlanmış bir empati, hata yapmaya karşı düşük tolerans ve kontrol ihtiyacı dikkat çeker. Dışarıdan bakıldığında bu özellikler olgunluk ve başarı olarak okunur; oysa çoğu zaman bunlar, erken yaşta gelişmiş savunma düzenekleridir. Çocuk, çevresindeki yetişkinlerin ruh hâllerini ve beklentilerini hızla okur, kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmayı öğrenir. "Sorun çıkarmamak", bu çocuklar için bir karakter özelliğinden çok, ilişkide kalmanın yoludur.

Psikanalitik açıdan bu tablo, çocuğun sevgiyle kabul arasındaki bağı performans üzerinden kurduğunu düşündürür. Winnicott'ın tanımladığı "uyumlu benlik", burada işlevseldir ama bedellidir. Çocuk, gerçek duygularını -öfkesini, hayal kırıklığını, kırılganlığını- ifade ederse ilişkinin zarar göreceğine inanır. Bu nedenle duygularını düzenlemek yerine bastırır; iç dünyasında tutar. Özellikle mükemmeliyetçi çocuklarda gördüğümüz bu yapı, çocuğun "iyi çocuk" kimliğine sıkı sıkıya tutunmasına yol açar.
Son yıllardaki klinik gözlemler ve bağlanma temelli yaklaşımlar, bu çocukların çoğunda yüksek işlevsellik ile yüksek kaygının bir arada seyrettiğini gösteriyor. Yani çocuk, akademik ve sosyal olarak çok iyi görünürken; bedensel düzeyde gerginlik, uyku sorunları, mide ağrıları ya da duygusal dalgalanmalar yaşayabilir. Güncel çalışmalar, bu çocukların özellikle belirsizlik, hata yapma ya da eleştiriyle karşılaştıklarında yoğun bir içsel alarm yaşadıklarını vurguluyor.

Ev ortamı ise bu çocuklar için bir tür "deşarj alanı"dır. Okulda gün boyu sürdürülen kontrol ve özdenetim, evde gevşer. Bu nedenle ebeveynler sıklıkla şu cümleyi kurar: "Ev dışında hiçbir problemimiz yok" Psikanalitik olarak baktığımızda bu durum, çocuğun evde kendini daha güvende hissettiğinin bir göstergesidir. Bastırılan duygular, ancak ilişkinin kopmayacağına inanılan yerde ortaya çıkar.
Güncel görüşler, bu çocuklara yaklaşırken başarıyı ve uyumu merkeze almak yerine duygusal yükü görünür kılmayı önerir. Çocuğun sadece yaptıklarıyla değil, yaşadıklarıyla da temas etmek; "Aferin" kadar "Zorlanmış olabilirsin" cümlesine de yer açmak önemlidir. Çünkü bu çocuklar çoğu zaman duyulmak değil, anlaşılmak isterler.
Psikanalitik perspektif bize şunu hatırlatır: Gerçek iyilik hâli, çocuğun sürekli uyum sağlaması değil; uyum sağlamak zorunda kalmadığı ilişkilerde var olabilmesidir. Çocuk, ancak hata yaptığında da sevildiğini, yorulduğunda da tutulduğunu deneyimlediğinde; mükemmeliyetçilik bir savunma olmaktan çıkıp esnekliğe dönüşebilir.
Son yaklaşımlar, bu çocuklar için "daha az mükemmel ol" demekten çok, yükü hafifletecek ilişkisel düzenlemelere odaklanıyor. Yani çözüm, çocuğu değiştirmekten ziyade çocuğun içinde bulunduğu duygusal iklimi dönüştürmek üzerine kurulu. Çocuğa hata yapmaktan korkma demek yerine; hata yapıp üzüldüğünde eşlik etmek ve bunu ona fark ettirmek aslında dönüştürücü olan.

Son yaklaşımlar, bu çocukların bastırılmış duygularını boşaltabilecekleri yapılandırılmamış alanlara ihtiyaç duyduğunu vurguluyor.
Bu; amaçsız oyun, serbest çizim, dağınık oyunlar, rol yapma ya da sadece sıkılabilme hâlidir. Özellikle "her şeyi doğru yapmaya" alışkın çocuklar için kontrolsüz oyunlar, duygusal regülasyon açısından iyileştiricidir. Çünkü bu alanlarda performans yoktur, değerlendirme yoktur, doğru–yanlış yoktur. Fakat maalesef günümüzde çocukların her adımları planlı ve sıkılabilecekleri zamanları yok. Belki bu alanı onlara açmaya çalışmak iyi bir adım olabilir başlangıç için.
Psikanalitik ve güncel bağlanma yaklaşımları, bu çocukların sıklıkla tek bir kimliğe sıkıştığını söyler: iyi, uyumlu, sorunsuz çocuk.
Ebeveynin zaman zaman çocuğun diğer hâllerini de aynalaması önemlidir;
1. "Bazen kızgın olabiliyorsun."
2. "Her şeyi kontrol etmek istemen seni yoruyor olabilir."
3. "Bunu yapmak istememen de anlaşılır."
Bu, çocuğun benliğini genişletir; tek bir role hapsolmasını engeller. Özetle, evde fışkıran içeceğin altına uygun bir kap koyduğunuzda etraf kirlenmemiş olur. Çocuğun da tam olarak bu kaba ihtiyacı vardır.