Bugün hastalıklara bağlı ölümlerin gelişmiş ülkelerde 100 kat artış göstermesinde son yüzyıl içindeki bazı gelişmelerin yol açtığını söyleyebiliriz. Özellikle 19. yüzyıl sonlarında kurulan modern un fabrikalarında buğdayın aşırı öğütülmesi ile saflaştırılması sırasında vitamin, mineral ve değerli yağ asitlerini içeren kısımların yok edilmesi hastalıkları ve bu hastalıklara bağlı ölümlerin artışında tetiği çektiğini söyleyebiliriz. Bunu tereyağı ve katı margarinlerin üretiminin artması ile alınan doymuş ve trans yağ asitleri başta kalp hastalıkları olmak üzere şişmanlık ve kanser gibi hastalıklarında daha sık görülmesine zemin hazırlamıştır.
2. Dünya Savaşı sonrasında fast-food yeme alışkanlığının hızla yaygınlaşması fazla miktarda doymuş yağ, trans yağ, omega 6 yağı, tuz ve aşırı kalori alımı ile hastalıkların oluşmasında diğer bir etmen olarak sağlığımızı tehdit eden yeme şekli olarak hayatımıza sinsice girmeye başlamıştır. Ve daha sonra hayvansal besinlerin tüketimi ile doymuş yağların tüketiminin de daha da fazla artış, sebze-meyve yemede azalma, kızartma sebzeler, yağlı cipsler, hazır salata sosları ile trans yağ ve omega 6 yağ asitlerinin tüketiminde gün geçtikçe artan beslenme alışkanlıkları bugün dünyayı şişmanlık ve kalp hastalıklarının pençesinde olmaya itmiştir. Kan şekerini hızlı yükseltme yeteneğine sahip beyaz ekmek, pasta, kek, meşrubat ve endüstriyel şeker içeren tüm ev yapımı ile hazır paket ürünler; karbonhidrattan zengin bir beslenme alışkanlığının yaygınlaşmasına, aktivitenin azalması ile vücudun hastalık yapacak düzeyde yağlanıp birçok hastalıkların oluşmasına da neden olmuştur.
Dünyadaki bu gelişmeler yaşanırken ülkemiz kendini bu gelişmelerden koruyamamış aksine aynı hızda gelişen, bu hıza ayak uydurması da tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde olmuştur. Bugün ülkemizin bana göre en önemli sağlık sorunu hatalı beslenme ve şişmanlık olduğunu açıkça belirtmeliyim. Ülkemizde Ege bölgesi dışında beslenme şeklinin sağlık kriterlerinden oldukça uzak olduğunu söylemeliyim. Ege bölgesinde Akdeniz tipi beslenme modeli olan taze sebze, çorba çeşitleri, zeytinyağı ve balık tüketimi daha çok iken genel olarak bu bölge dışında beslenme tüketimlerimize baktığımda köfte ve kızarmış patates, tereyağlı yemekler, İskender gibi bolca tereyağı ile sunulan etler, cips, gofret, kraker, yaş pasta, poğaça, simit, alkol çeşitleri, gazlı –şekerli içecekler ve çok daha az sebze, meyve olduğu aşikardır. Bu nedenle hatalı beslenmeye bağlı A, B1, B2, E gibi vitaminleri, demir, çinko, kalsiyum ve selenyum minerallerinden yetersiz, doymuş ile trans yağ, şeker, tuz ve kalori alımları açısından da aşırı bir tüketim yönünde beslendiğimizi vurgulamak isterim.
7-Kronik hastalıklara folik asit ile savaş açın: Beslenmenizin demir minerali ve folik asitten zengin beslenmeyi ihmal etmeyin. Mineral ve vitaminden zenginleştirilmiş yiyecekleri beslenmenizde daha fazla yer verin.
8-Şeker ve tuz sağlıksız: Şeker yerine bal, tuz yerine baharatları tercih edin. Şişmanlıktan tansiyona kalpten kansere kadar birçok hastalığa geçişi kolaylaştıran bu iki besini mümkün olduğunca tüketmeyin.
9-Susamadan bolca temiz su: Öğünlerden önce 2 küçük bardak su içmeyi önemseyin. Ve gün boyunca susamayı beklemeden şişelenmiş doğal temiz suları tercih edin.
Uzman Diyetisyen Selahattin DÖNMEZ