Günümüzde bir markanın ruhuna dokunmak, artık sadece vitrin camının arkasındaki objelere bakmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Lüks moda ve yaşam tarzı devlerinin gastronomi dünyasına bu denli güçlü bir giriş yapmasının temelinde, duyulara hitap eden bütünsel bir deneyim yaratma arzusu yatıyor. Bir ceketin dikişindeki özeni anlamak zordur belki ama o ceketle özdeşleşen bir estetik anlayışın içinde, özenle mayalanmış bir pizzayı tatmak, markanın felsefesini doğrudan anlamamızı sağlayabilir.
İtalyan yaşam tarzı ise tam da bu noktada samimi anları simgeleyen "dolce vita" kavramıyla devreye giriyor. İşte bu rafine anlayışın bir yansıması olarak Bvlgari Hotels & Resorts, İtalyan mutfağının vazgeçilmez sembolü olan pizzayı, koleksiyonundaki otellere taşımaya karar verdi. "Pizza Bar Pier Daniele Seu" projesiyle marka, pizzayı bir sokak lezzeti olmaktan çıkarıp, tasarım ve yüksek mutfak sanatının merkezine yerleştiriyor. Çağdaş İtalyan pizzasının en yenilikçi isimlerinden Pier Daniele Seu ile kurulan bu ortaklık, aslında lüksün yeni tanımını da beraberinde getiriyor.
Şef Pier Daniele Seu'nun mutfak felsefesi, sabır ve hassasiyet üzerine kurulu. Yaklaşık 30 saat boyunca kontrollü bir sıcaklıkta olgunlaştırılan "direkt hamur", ortaya çıkan hafiflik ve havadar dokuyla aslında bir mühendislik harikasını andırıyor. Margherita DOP gibi sarsılmaz klasiklerden, kabak çiçeği varyasyonlarına ve "Indiavolata" gibi cesur denemelere uzanan menü, bir yemeğin ötesinde, masada paylaşılan bir keşif yolculuğu sunuyor. Bu deneyimi bütünleyen unsur ise, İtalyan içecekleri dünyasının mihenk taşlarından Bellavista'nın Franciacorta seçkisi oluyor. Asiditesi ve kompleks yapısı, pizzanın çıtır dokusuyla birleştiğinde ortaya çıkan denge ise tesadüften oldukça uzak.

Tasarım ayağında ise iş birliği bambaşka bir boyuta taşınıyor. Projenin Milano durağında, Design Week ruhuna uygun olarak Bonacina'nın 1970'li yıllara damgasını vuran ikonik tasarımları başrolde. Mario Bonacina ve Renzo Mongiardino imzalı mobilyalar, hasırın ve el işçiliğinin doğallığını, otelin çağdaş bahçesine taşıyor. Renkleri, özel dokuma bar tezgahı ve bahçenin huzurlu atmosferi, aslında misafire tam anlamıyla "Burada sadece yemek yemiyorsunuz, bir tarihin ve estetik bir mirasın parçası oluyorsunuz." Hissini yaşatıyor. Mayıs ayında Roma'da, şehrin o eşsiz gün batımı ışığı altında terasta kurulan açık fırınlar ise bu projeyi resmen bir performansa dönüştürüyor. Bvlgari Hotels & Resorts 'daki bu girişim, lüksün sadece bir etiketten ibaret olmadığını; iyi bir malzemenin, doğru bir tasarımın ve samimi bir birlikteliğin bir araya geldiğinde ne kadar güçlü bir hafıza yaratabileceğini objektif bir dille kanıtlıyor.