Efsanevi aşkları kadar barış aktivisti tavırlarıyla hatırladık onları hep. John Lennon zaten Beatles ile bir ikondu; Yoko Ono'yu ise yanında görmek bir tavırdı. Oysa tıpkı Lennon gibi, sanat alanında da bambaşka bir noktadaydı Yoko Ono. Bugün 93 yaşında olan sanatçı ile ilgili Sakıp Sabancı Müzesi'nde gösterilecek olan sergi, onu yüzeysel olarak tanıyanları şaşırtacak detaylarla dolu. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Ahu Antmen eşliğinde iyilik ve kötülük, acımasızlık ve merhamet arasındaki dengeyi düşünmeye davet ediyoruz şimdi sizi. Katılımcı bir sergi bu. Katılım olgusu, elbette bir metafor aynı zamanda. Katılmak ya da katılmamak, her zaman bir seçim ve nasıl davrandığımız, nasıl ses verdiğimiz, toplumsal yansımaları olan bireysel sorumluluklar... "Bu yüzden bu sergi günümüz atmosferinde savaşa ve barışa dair çağrışımlarında iki kişi arasındaki ilişkiden daha toplumsal ya da ulusal düzeydeki ilişkilere varana kadar tarafların sorumluluk alanlarına ve davranış biçimlerine dair önemli mesajlar veriyor" diyor Ahu Antmen.

Bu sergi için Yoko Ono stüdyosunun küratörleriyle yakın çalıştınız. Yaratım ve hazırlık sürecini biraz anlatır mısınız? Diyalog nasıl başladı, serginin omurgası nasıl şekillendi?
Londra'daki Tate Modern'de açılan "Yoko Ono: Music of the Mind" sergisinin küratörü Juliet Bingham, beni Yoko Ono stüdyosunun küratörü Connor Monahan ile tanıştırdı. Aslında niyetim, Tate'te gerçekleşen o serginin tur durakları arasında olabilir miyiz, diye sormaktı. Yoko Ono'nun hem erken kavramsal işlerini hem daha geç dönem enstalasyonlarını dahil etmek istediğimizi anlatınca, Connor Monahan İspanya'nın Leon kentinde tam da bu türde bir Yoko Ono sergisinin hazırlıklarını yapmakta olan çağdaş sanatlar müzesi MUSAC ile iş birliği yapmamızı önerdi. Böylece süreç başladı. Tüm sergi ve sergi kataloğu hazırlıklarımızı MUSAC ekibiyle birlikte yürüttük.

"Kapılar", İçses ve İçyapı içinde, MUSAC, Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León, 2025. Fotoğraf: Imagen MAS. © Yoko Ono
Bu aslında klasik anlamda gezici bir sergi değil. Projenin en başından itibaren nasıl bir sergi deneyimi kurgulandı?
Evet, bu gezici bir sergi değil, iki müzenin iş birliği sergisi; altı ay boyunca MUSAC'ta, altı ay boyunca da Sakıp Sabancı Müzesi'nde açık kalmak üzere tasarlandı. Sergide Yoko Ono'nun 60 yılı aşan sanat kariyerinin tüm boyutlarını örnekleyen yapıtlar var, ama özellikle büyük boyutlu enstalasyonlar ve katılımcı işler serginin dikkat çekici yönünü oluşturuyor. Hem MUSAC'ın hem Sakıp Sabancı Müzesi'nin sahip olduğu geniş mekânsal olanaklar, bu tür bir sergi için çok uygundu. Serginin temel bir özelliği, Yoko Ono'nun mekân olgusunu nasıl algıladığını ortaya koymak... Bir defter sayfasını bile nasıl bir mekân olarak tahayyül ettiğini ortaya koyan küçücük sayfalardan, büyük alanları dolduran mekânsal düzenlemelere ya da izleyicilerin bir araya gelerek ya da ses vererek mekânını dolduracağı bir kapsayıcılığı var sergideki yapıtların. Serginin bizim müzemizdeki ayağının bir özelliği de geniş alanlarıyla SSM Bahçe'yi de başlı başına bir sergi mekânı olarak kullanıyor oluşumuz.

"Franklin Summer" (1994–2006). © Yoko Ono
Serginin ismi oldukça güçlü bir çağrışım yaratıyor. Isim konusunda nasıl bir yaklaşımınız oldu?
Serginin başlığı İçses ve İçyapı Yoko Ono'nun 1964'te Kyoto'da gerçekleştirdiği bir konser ve sergide ilk kez kullandığı iki kavrama dayanıyor. Kolay tanımlanabilir kavramlar değil, hatta Leon'daki sergide İngilizce olarak bırakıldı: "Insound and Instructure" şeklinde. Bu iki kavram, yapıtları ne kadar yalın hatta basit gibi görünse de aslında son derece derin bir felsefi içerik taşıyan Yoko Ono'nun sanatının izleyiciye odaklı yönüne işaret ediyor. Bireysel varoluş hallerimiz içinde neyi duyuyoruz, nasıl duyuyoruz, nasıl ses veriyoruz? Sanat yapıtlarına bakarken ne hissediyoruz, ne anlıyoruz, ne düşünüyoruz? Bunlar bizim hayal gücümüzü nasıl tetikliyor? Sergideki tüm yapıtlar izleyici odaklı olarak gerek düşünsel, gerek duygusal, gerek fiziki katılım gerektirdiği için içsel bir keşif yolculuğunu da ifade ediyor içses ve içyapı kavramları.

Arata Isozaki ile, "Ceza Kolonisi", Kar Gösterisi içinde, Lapland, Rovaniemi, 2004. Fotoğraf: Ville Kostamoinen. © Yoko Ono
Yoko Ono yalnızca bir sanatçı değil; aynı zamanda kültürel hafızada çok katmanlı bir figür. Sizin için onun pratiğine bu kadar yakından temas etmek nasıl bir deneyimdi? Hazırlık sürecinde ne için heyecanlandınız?
1960'lı yılların yeni avangart hareketlerine, kavramsal sanata ve bu o süreçler içinde kadın sanatçıların katkısına özellikle ilgi duyan bir sanat tarihçisi olarak Yoko Ono'nun sanatına daha yakından bakmak, Fluxus günlerinden beri dostu, bugün de sergilerinin küratörü olan Jon Hendricks ile stüdyosunun direktörü Connor Monahan ile onun hakkında sohbet edebilmek çok heyecan verici oldu, kendimi çok şanslı hissediyorum. Beni en çok sevindiren, son zamanlarda gerçekleşen birçok büyük müze sergisiyle de altı çizildiği gibi, Yoko Ono'nun sanatçı kimliğinin hakkının verilmesi. Günümüzde revizyondan geçen bir sanat tarihsel anlatı var; örnek gösterilen köklü müzeler sergi programlarıyla bu alanda öncülük ediyorlar, bu anlamda Yoko Ono'yu salt popüler kültürdeki imajıyla değil, sanatçı kimliğiyle tanıtabileceğimiz bir sergi hazırladığımız için tüm müze ekibi olarak çok mutluyuz.

"Üç Höyük", Yoko Ono: Başım ile Gökyüzü Arasında içinde, Kunsthalle Bielefeld, Bielefeld, 2008. Fotoğraf ve © Philipp Ottendoerfer
Kariyeriniz boyunca farklı sergilere de imza attınız. Bu sergiyi kişisel ve profesyonel hafızanızda nereye koyuyorsunuz? Sizde bıraktığı karşılık ne oldu?
Benim kariyerim sanat eleştirmeni ve sanat tarihçisi olarak şekillendi daha çok, üzerinde çalıştığım sergiler olduysa da bunlar sanat tarihsel araştırma konularımın bir uzantısı niteliğinde oldu. Sakıp Sabancı Müzesi'nde görev aldığımda küratör olarak üstlendiğim Suzanne Lacy sergisinden sonra Yoko Ono sergisi, bir dönemin sanatsal hafızasını bugünlere taşımak gibi, sanat tarihi kitaplarında okuduğum, öğretim görevlisi olarak okuttuğum bir tarihe adeta dokunuyor gibi hissediyorum.

"Harita Düşleme Parçası", Savaş Bitti! Bitmesini İstiyorsan İçinde, MCA Sydney, 2013. Fotoğraf: Alex Davies. © Yoko Ono
Yoko Ono ismini ilk duyduğumuz anda hepimizin zihninde başka bir çağrışım oluşuyor. Siz bu sergiye hazırlanırken onun hangi tarafına şaşırdınız?
Ne kadar narin ve hassas ama aynı zamanda ne kadar inatçı ve güçlü bir kadın olduğuna şaşırdım doğrusu. Sergide "Onarma Parçası" başlıklı bir yapıt var; Japonların kintsugi sanatına ve wabi-sabi felsefesine dayanıyor; kırık dökük seramik parçaları onarılıyor, eskisinden daha da güzel bir nesne ortaya çıkıyor. Kırılganlığın kusurun kabulü felsefesinin nesnede cisimleşmiş hâli. İnsanlık hallerimizi hatırlatan bu iş, Yoko Ono'nun yaşam felsefesini yansıtıyor. Japonya'da İkinci Dünya Savaşı'nı yaşamış bir çocuk olmasından başlayarak kişisel yaşamındaki birçok zorluğa zarafetle kanat germiş bir kadın oluşu pek bilinmiyor, oysa hayat hikâyesi içinde insanı hayrete düşüren çok ayrıntı var. Erken dönem işlerini daha yakından inceleyince, inanılmaz derecede yaratıcı ve öncü nitelikli olmasına rağmen ne kadar göz ardı edilmiş olduğuna da çok şaşırdım, dirayetine hayran kaldım. Umarım bu sergi ile Yoko Ono'yu ne yazık ki hâlâ en yüzeysel boyutuyla tanıyıp yargılayanları şaşırtmayı başarırız.

"Gökyüzü Merdivenleri", Yoko Ono. İçses ve İçyapı içinde, MUSAC, Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León, 2025. Fotoğraf: Imagen MAS. © Yoko Ono
Ziyaretçiler bu sergide müzenin neredeyse tüm alanlarında sanatçının işleriyle karşılaşıyor. Bu, Sakıp Sabancı Müzesi için de alışılmışın dışında bir yerleşim dili. Bu kez mekânla nasıl farklı bir ilişki kurmak istediniz?
Sakıp Sabancı Müzesi, kapısından girdiğiniz anda önce bahçesiyle izleyiciyi kucaklayan kendine has bir bahçeli müze. SSM Bahçe'yi başlı başına bir sergi alanı olarak düşünüyoruz, doğadan ilham alan Yoko Ono gibi bir sanatçı olunca bahçemiz ana sergi alanlarından birine dönüştü. Sanatçının "Dilek Ağacı", "Görünmez Bayraklar", "Görünmez İnsanlar" gibi enstalasyonlarını ve hatta bildiğim kadarıyla daha önce hiç dış mekânda sergilenmemiş "Harita Düşleme Parçası"nı bahçede sergileyeceğiz. "Dilek Ağacı", SSM Bahçe ailesine yeni katılan bir Japon akçaağacı olarak hayat bulacak; umarız ziyaretçilerimiz dileklerini ağaca bağlarken yeterince narin davranırlar, sergiden sonra bu ağacı bahçemize ekeceğiz.

"Yükseliş", Yoko Ono: Fetheden Özgürlük/ Büyüyen Özgürlük içinde, Fondation Phi, Montréal, Kanada, 2019. Fotoğraf: Richard-Max Tremblay. © Fondation Phi pour l'art contemporain
Serginin en heyecan verici yanlarından biri de ziyaretçiyi 'seyirci' olmaktan çıkıp sürecin bir parçasına dönüştürüyor olması. Hatta bir anlamda serginin başrolü ziyaretçilerin kendisi. Sizce insanlar bugün sanatla daha kişisel bir bağ kurmak mı istiyor?
Yoko Ono'nun sanatı, 1960'lı yıllarda gerçekleştirdiği ilk sergilerden başlayarak hep izleyici katılımını esas almış. Hem belli metinsel talimatlarla şekillenen işlerinde hem bizzat fiziki katılım gerektiren işlerinde ziyaretçi yapıtı bizzat kuran unsur. Yoko Ono sanatı bir nesne olarak değil, bir fiil olarak düşünüyor, herkesi sanatsal üretim süreçlerine ortak ediyor. Sanatla gerçek anlamda içsel bir bağ kurulmasına bir kanal açıyor. Ve tabii, hepimiz sanatla didaktik değil, kişisel bir bağ kurmak isteriz diye düşünüyorum. Bu anlamda bu sergi aracılığıyla, Yoko Ono'nun günümüzde genel bir trend haline gelmiş olan katılımcı sanatın ne kadar öncü bir sanatçısı olduğuna da bizzat tanıklık etmiş olacağız.
Bu sergi boyunca izleyicinin müzeden nasıl bir duyguyla ayrılmasını hayal ettiniz?
Sergide katılıma dayanan o kadar çok iş var ki ziyaretçilerimizin bir değil birkaç kez gelip farklı deneyimler yaşamasını hayal ediyorum. Sergide hem çok metinsel işler hem çok katılımcı işler var -hepsi de izleyicinin zamanını, dikkatini ve açıklığını talep ediyor. Ama karşılığında, içsel bir keşif, bir düşünce ve duygu yolculuğu sunuyor. Hem bireysel hem toplumsal olgulara dair ayna tutan boyutuyla izleyicide bir dönüşümü tetikleme olasılığı sunması, sergideki temas olgusunun kilit noktası.

"Cırcır Böcekleri", Yoko Ono. İçses ve İçyapı içinde, MUSAC, Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León, 2025. Fotoğraf: Jesús Castrillo. © Yoko Ono
Yoko Ono'nun işleri çoğu zaman umut, barış, kırılganlık ve kolektif hafıza etrafında dolaşıyor. Sizce bugün dünyanın içinde bulunduğu atmosferde sergiyi önemli kılan ne?
Israrcı bir barış aktivisti olarak Yoko Ono'nun 1960'lardan günümüze sürdürdüğü mücadele başlı başına şiirsel, estetik bir boyut taşıyor. Zamanında John Lennon ile birlikte barış mesajı vermek için gerçekleştirilen eylemler sansasyonel boyutuyla algılanmıştı belki -ama sanırım Japonya'da İkinci Dünya Savaşı'nı yaşamış bir çocuğun neden hayatı boyunca barış mesajı uğruna kitlelerin dikkatini çekecek eylemler yaptığı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bu sergi, iyilik ve kötülük, acımasızlık ve merhamet arasındaki dengeyi düşünmeye, bu dengelerin şekillenmesinde bireysel sorumlulukların rolünü gündeme getiriyor. Katılım olgusu, bu anlamda bir metafor. Katılmak ya da katılmamak, her zaman bir seçim ve nasıl ses verdiğimiz, toplumsal yansımaları olan bireysel sorumluluklar. Bu yüzden sergi, günümüz atmosferinde savaşa ve barışa dair çağrışımlarında iki kişi arasındaki ilişkiden daha toplumsal ya da ulusal düzeydeki ilişkilere varana kadar, tarafların sorumluluk alanlarına ve davranış biçimlerine dair önemli mesajlar veriyor.
Suzan SabancıAkbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, serginin müze deneyiminin ötesinde katmanlı ve yaşayan bir deneyim sunduğunu söylüyor: "Akbank olarak kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarımızı girişimcilik, eğitim ve kültür-sanat olmak üzere üç ana başlık altında yürütüyoruz. Fakat kültür-sanatın yeri her zaman ayrı. Özellikle çağdaş sanat, genç, dinamik ve sürekli dönüşen yapısıyla insanı düşünmeye, sorgulamaya ve dünyaya farklı bir perspektiften bakmaya teşvik ediyor. Bu anlayış doğrultusunda kurulduğu günden beri Sakıp Sabancı Müzesi'yle farklı projeleri heyecanla hayata geçiriyoruz. Bu yıl da çağdaş sanatın en özgün isimlerinden Yoko Ono'nun eserlerini sanatseverlerle buluşturmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Şiirden videoya, heykelden enstalasyonlara uzanan sergimiz, ziyaretçiye klasik bir müze deneyiminin ötesinde, çok katmanlı ve yaşayan bir deneyim sunuyor. Tüm sanatseverleri bu özel sergiyi görmeye davet ederim."