Ekranda bir hikâye anlatıcısı olarak kendi yolculuğuna baktığında, oyunculuk serüveninin ilk sahnesi nerede başlıyor?
Bu serüvenin ilk sahneleri; merak eden, her şeyi denemek, herkesin içindeki duyguyu anlamak için oradan oraya koşan bir genç kızın telaşıydı. Kendimi sürekli şöyle bulduğum anlar vardı: Her şeyi izlerken, geceleri şehrin pencerelerini izlerken, birileri tutkuyla bir şey anlatırken onları dinlerken... Bu merak, anlamlandırdığımı anlatma isteği, bir yolla onları duyurma isteği beni bugün oyuncu yaptı. Bir yolla olacaktı. İçimden böyle geldi; hissetmek ve göstermek. Mesleğimi çok seviyorum. İyi ki yaptım.
İzleyicinin sende yakaladığı ve seni farklı kılan şeyin ne olduğunu düşünüyorsun?
Bilmem. Ne desem çok beylik cümleler olacak gibi hissederim böyle sorularda. Ama işime çok saygı duyuyorum. Disiplinliyim. Ve hissediyorum; hissettiğimi de sadece göstermeye çalışıyorum.
Kamera karşısında öğrendiğin ve seni dönüştüren, belki de hiç beklemediğin bir hayat dersi var mı?
Bazen hissettiğini tam olarak gösteremezsin ya da hissettiğin yer, karşı tarafta aynı yer değildir. İçindeki duygu, karşı tarafın kendi duygusuyla anlamlandırdığı kadardır. Hayat gibi işte. O zamanlarda kendime acımasız olmamaya çalışırım. "Sakin ol ve hisset," derim. Herkesin kendine has tepkileri, kendine has duyguları var; olaylar aynı olsa bile. Güzellik burada. Biricikliğimiz burada.
Bu yazı dolu dolu yaşamak için kendine nasıl bir alan açıyorsun?
Yazın dolu dolu tarafı benim için suyun her tonunu, güneşin her tonunu olabildiğince yakalayabilmek. Hepsinin farklı bir enerjisi var. Sabah deniziyle öğle denizi bile aynı ton değil. O yüzden her tonu yakalamak diyebilirim.

Yaz programında neler var? Yeni destinasyonlar, sanat rotaları ya da aile tatilleri arasında şu an sana hangisi cazip geliyor?
Hepsi. Denge. Sevdiklerime doymak, yeni yerlere ve deneyimlere koşmak, bir yandan da bedenimi şifalandırmak; yani dinlenmek.
Yazın yapmayı en sevdiğin şey ne?
Akşam güneşinde sahilde uyuyakalmak. Güneş artık çok yakmaz, hava hafif serindir, güneş en güzel tonlarını bulur ve hayat güzeldir.
Çocukluğuna dönsek; sinematografik olarak zihninde kalan en güçlü yaz anın hangisi?
Havluların asıldığı, hemen yanına yaz sofrasının kurulduğu, tüm ailemin yanımda olduğu o uzun yemek faslı.
Yaz mevsimi sende daha çok hangi duyguları tetikliyor?
Şükür duygusunu. Toprağa basmak, yeşili görmek, suyla temas etmek; her şeyin yolunda olduğunu ya da yoluna gireceğini hissettiriyor bana. Yaz bana hep şifa oldu.
Gözünü kapatıp bir yaz hikayesi yazsan, hikâye nerede başlar, ilk sahnede seni nerede nasıl görürdük? Oradan itibaren nasıl bir akışa girerdi?
Hikâye, denizin yeşil ormanlara baktığı bir sahilde, huzurlu bir yüzle başlar; ama gözler kapalıdır. Sonra gözler açılır. Akış, hayat gibi bir öyle bir böyle olur. Ama yazın insana verdiği dirayet ve huzur, hikâyenin her anında hissedilir.
Bu yazın sonunda hayatının jeneriği aksa, o ekranda hangi cümleyi görmek isterdin?
"Yine hakkını verdi."
Röportaj: Filiz ŞEREF KULU
Fotoğraf: Emre KARATAŞOĞLU
Styling: Zilan BÜLBÜL
Saç: Erdem GÜL
Makyaj: Selen KAYA / MAC ürünleriyle
Prodüksiyon: Ceylan YENİACUN, Zeynep GÜLALP
Video: Onur KARAKUŞ, Ardan Can GÜNGÖR
Styling asistanı: İlayda YİĞİT
Mekân için The Grand Tarabya Hotel'e teşekkür ederiz.