Ekranda bir hikâye anlatıcısı olarak kendi yolculuğuna baktığında, oyunculuk serüveninin ilk sahnesi nerede başlıyor?
Aslında her şey üniversite yıllarımda başladı. İnsanları gözlemlemeyi, onları anlamaya çalışmayı ve davranışlarının ardındaki hikâyeleri keşfetmeyi çok severdim. Oyunculukla profesyonel anlamda daha sonra tanıştım ama karakterlere duyduğum merak hep benimleydi. Kamera karşısına geçtiğimde ise bunun zaten içimde var olan bir yön olduğunu fark ettim.
İzleyicinin sende yakaladığı ve seni farklı kılan şeyin ne olduğunu düşünüyorsun?
Aldığım geri dönüşlerde en çok doğallığım ve samimiyetim öne çıkıyor. Bir karakteri canlandırırken onu yargılamak yerine anlamaya çalışıyorum. Sanırım izleyiciyle kurduğum bağın temelinde de bu yaklaşım yatıyor.
Kamera karşısında öğrendiğin ve seni dönüştüren, belki de hiç beklemediğin bir hayat dersi var mı?
Oyunculuk bana herkesin görünenin ötesinde bambaşka hikâyeler taşıdığını öğretti. Kimsenin tamamen siyah ya da beyaz olmadığını, hayatın aslında o ince nüanslarda şekillendiğini fark ettim. Yaptığımız seçimler bizi her gün yeniden inşa ediyor. Bu bakış açısı da insanlara ve yaşananlara daha fazla empatiyle yaklaşmamı sağladı. Hayatıma kattığı en değerli şeylerden biri bu oldu.
Bu yazı dolu dolu yaşamak için kendine nasıl bir alan açıyorsun?
Bir noktadan sonra dinlenmenin de üretmenin önemli bir parçası olduğunu anlıyorsunuz. Bu yüzden yaz aylarında kendime biraz daha yavaşlayabileceğim alanlar yaratmaya çalışıyorum. Deniz, kitaplar, yeni keşifler ve sevdiklerimle geçirilen sakin anlar bana çok iyi geliyor.
Yaz programında neler var? Yeni destinasyonlar, sanat rotaları ya da aile tatilleri arasında şu an sana hangisi cazip geliyor?
Şu sıralar beni en çok yeni coğrafyalar keşfetmek heyecanlandırıyor. Farklı kültürlerle karşılaşmak, insanların yaşam biçimlerini gözlemlemek ve yeni deneyimler biriktirmek bana her zaman ilham veriyor. Seyahat etmek benim için sadece dinlenmek değil, aynı zamanda beslenmek anlamına geliyor.

Yazın yapmayı en sevdiğin şey ne?
Orman yürüyüşleri. Doğayla bütünleştiğimi hissettiğim o sakin anlarda hem zihnimi dinlendiriyorum hem de yeni fikirlerin kendiliğinden ortaya çıkmasına izin veriyorum.
Çocukluğuna dönsek; sinematografik olarak zihninde kalan en güçlü yaz anın hangisi?
Ailece yaptığımız uzun yaz yolculukları diyebilirim. Arabanın camından dışarıyı izlediğim, güneşin yavaş yavaş battığı o anlar bugün bile hafızamda bir film karesi kadar canlı.
Yaz mevsimi sende daha çok hangi duyguları tetikliyor?
Yaz benim için yenilenmeyi ve hafiflemeyi temsil ediyor. Günlük hayatın ritmi değişiyor, insan kendini biraz daha özgür, biraz daha cesur hissediyor. Sanki her şey yeniden mümkünmüş gibi geliyor.
Gözünü kapatıp bir yaz hikâyesi yazsan, hikâye nerede başlar, ilk sahnede seni nerede nasıl görürdük? Oradan itibaren nasıl bir akışa girerdi?
Hikâye küçük bir sahil kasabasında gün doğarken başlardı. İlk sahnede beni elimde kahvemle denizi izlerken görürdünüz. Ardından yeni insanlarla tanıştığım, sürpriz karşılaşmaların yön verdiği bir yolculuk başlardı. Hikâyenin sonunda ise aslında en büyük keşfin insanın kendine yaptığı yolculuk olduğunu anlardık.
Bu yazın sonunda hayatının jeneriği aksa, o ekranda hangi cümleyi görmek isterdin?
"Cesaret etti, zihnini yendi ve her anın değerini bilerek yaşadı."
Röportaj: Filiz ŞEREF KULU
Fotoğraf: Emre KARATAŞOĞLU
Styling: Zilan BÜLBÜL
Saç: Erdem GÜL
Makyaj: Selen KAYA / MAC ürünleriyle
Prodüksiyon: Ceylan YENİACUN, Zeynep GÜLALP
Video: Onur KARAKUŞ, Ardan Can GÜNGÖR
Styling asistanı: İlayda YİĞİT
Mekân için The Grand Tarabya Hotel'e teşekkür ederiz.