"Slow Summer": Yazın Ritmini Yavaşlatan Hareket

Yazın her saniyesinin tadını “gerçekten” çıkarmak mümkün olabilir mi? Biraz ağırdan almak… “Bu yaz da anlamadan geçti” cümlesi, hızın norm olduğu bir çağın en görünmez yorgunluğu gibi. Biz de Eylül'de “Ne yazdı ama!” demek için yaşamdan modaya, seyahatten müziğe ve sofraya; Esra Oflaz, Rosella Karabacak, Serda Büyükkoyuncu, Arzu Kaprol, Ferit Odman ve Aslıhan Koruyan Sabancı ile “Slow Summer” hareketini başlatıyoruz.

Yazar: Filiz ŞEREF KULU Fotoğraf: iStock
12 Haziran 2026 Cuma 20:57 | Son Güncellenme:
33 dakika okunma süresi
ABONE OL
"Slow Summer": Yazın Ritmini Yavaşlatan Hareket

Esra Oflaz

Eylül'de "Bu yaz da anlamadan geçti" dememek için "slow summer" kodları neler olabilir? Yavaşlamak adına bize neler önerirsiniz?

Ben bu yazı Monaco, Cannes, Londra ve Bodrum arasında geçireceğim. Haziran ayım oldukça yoğun tempoda geçiyor. Ancak Temmuz ve Ağustos aylarında kendimi dinleyeceğim, çocukluğumun sakız gibi uzayan günlerine ışınlanacağım "slow summer" planlıyorum. Benim için "slow summer" kodları; ana yayılmak demek öncelikle. Plan yapmadan, analiz etmeden, endişelenmeden, Allah'a minnet ederek, sadece anda var oluşun coşkusunu hissetmek demek. Sabah çok erken kalkarım; erken spor ve meditasyonla güne başlamak, kitap okumak, denizde olmak, kızımla ve sevdiğim dostlarımla samimi anılar biriktirmek, bol sohbetli yemekler yemek, gün batımı ritüelleri, konserlere gitmek, dans etmek gibi...

Siz bu yazı nasıl geçirmeyi planlıyorsunuz? Anın, hayatın ve yazın tadını çıkarmak adına neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Haziran ayında kendimi geliştirme adına katılacağım "Media da AI" konferansım var Monako'da. Paris'te iş görüşmelerim var. Aralarına tatiller ekliyorum Cannes'da ve St. Tropez'de. Hayat mottom hep "Work hard play hard" oldu. Ve her yaptığımı mindfull yaptım, hep tam farkındalıkta kaldım. Her zaman bildim ki hayatta tek sahip olduğum şey an. Yaşadığım ölüme yakın tecrübeler bana bunu öğretti. Kızım Haziran sonu mezun oluyor, Londra'da olacağız. Temmuz ayının çoğunu da İngiltere'de yavaşlayarak geçireceğim "Authors retreat" yapacağım. Biliyorsun iş kadınlığı yanında bir şapkam da yazarlık ve beni çok mutlu ediyor. Hep kompartımanlara koyuyorum önceliklerimi. Ağustos ise tekne ve Bodrum ağırlıklı geçecek inşallah.

Genel olarak hızlandığınızı düşündüğünüzde, yavaşlamak için neler yaparsınız?

Ben her gün Alfa frekansına inip meditasyon yapıyorum. Silva 3-2-1 metodunu kullanıyorum ve zihin ekranımda manifestasyon uyguluyorum. Beni hem ruhumla hizalıyor hem de olasılıklar evreninde sakin dolaşmamı sağlıyor. Aynı zamanda günlük tespih de çekerim, Allah'ın isimleri beni dengeler ve yavaşlatır.

Frekansınızı hep yüksek tutuyorsunuz. Sakin, hissederek ama frekansı yüksek olmak nasıl oluyor?

Şayet kalp, zihin, beden, ruh dengesindeyseniz bir üst düzleme, ahenge sıçrarsınız. Ben günlük alfada meditasyon yapıp, Allah'ın denge ismini "ya bari" zikrediyorum. Bir de en iyi versiyonuma ulaşmak için "ya kuddûs" bana iyi geliyor.

"Slow travel" rotalarınız arasında nereler var?

Deniz kenarı olan, bisiklete binebileceğim, yelken yapabileceğim, kitaplarımı yanıma alacağım ve spor yapabileceğim her yer. Ben huzurumu içimde götürüyorum. Kendinizle barışık değilseniz nereye gitseniz nafile. Yuva içimizde Allah ile bağlantımızda.

Yavaşlamak kelimesinin yanına sadelik ve minimallik de çok yakışıyor. Siz yavaşlamak denilince yanına hangi kelimeleri eklersiniz?

Ben mekansal olarak minimal değilim. Grandiyöz severim, şıklık severim ancak yanına samimiyet ve ahenk koyarım.

Rosella Karabacak

Bu yaz her anın tadını gerçek anlamda çıkarmak istiyoruz. Bunun bir ayağı da elbette sofralar. Sofrada "slow summer" kodları neler olabilir?

Bence bu yazın ruhu biraz "az ama hisli" olmak... Gösterişli değil ama hafızada kalan sofralar. Uzun süren akşamlar, acele etmeden yenilen yemekler, gün batımına karışan sohbetler... Ben yaz sofralarında samimiyeti çok seviyorum. Çünkü en güzel sofralar kusursuz olanlar değil, içinde duygu olanlar.

Sade ve minimal masaların yükselişi söz konusuyken, biz bu tür sofralara ne şekilde ortak olabiliriz?

"Slow summer" sofralarında mevsimin doğallığını hissetmek çok önemli. Pazardan alınmış domatesler, güzel bir zeytinyağı, taze otlar, birkaç sade tabak... Fazlasına çoğu zaman ihtiyaç olmuyor. Mum ışığı, keten dokular, loş bir atmosfer ve uzun sohbetler bana göre bu yazın en güzel kodları. Sofra biraz yavaşlamayı, biraz da anda kalmayı hatırlatmalı. Artık insanlar daha gerçek ve yaşanmış sofraları seviyor. Her şeyin kusursuz görünmeye çalıştığı masalardan çok, ruhu olan sofralar ilgimizi çekiyor. Ben sadeliğin çok güçlü bir estetik olduğuna inanıyorum. İyi seçilmiş birkaç detay bazen en büyük gösterişten daha etkili olabiliyor. Keten bir örtü, sade seramikler, elde yapılmış küçük objeler ya da bahçeden toplanmış birkaç dal çiçek... Bunlar sofrayı çok daha sofistike ve sıcak yapıyor. Bir de biraz boşluk bırakmayı seviyorum. Sofranın nefes alması önemli. Çünkü sadelik aslında insanı yormayan bir zarafet.

Ev davetlerine, eski aile sofralarına dönüş de trend olmaya başladı. "Slow summer" ile gelenekselliği aynı noktada nasıl birleştirebiliriz?

Bence insanlar artık yeniden bağ kurabilecekleri alanlara dönmek istiyor. Çocukluğumuzdaki uzun aile sofraları, mutfaktan gelen kokular, saatler süren sohbetler... Bunların hepsinin çok duygusal bir tarafı var. "Slow summer" da tam burada geleneksellikle buluşuyor aslında. Çünkü yavaşlamak biraz da köklere dönmek demek. Anne tariflerini yapmak, eski servis tabaklarını kullanmak, aileden kalan alışkanlıkları yaşatmak... Bunlar sofraya çok başka bir ruh katıyor. Ben sofranın sadece yemek yenilen bir yer değil, anıların biriktiği bir alan olduğuna inanıyorum. Çocuklar da aslında en çok o sofralarda büyüyor.

Kitabınızdan bu tarz sofralara en yakışan tarifler hangileri olabilir?

Kitaptaki birçok tarif aslında tam bu yaz ruhuna uygun. Özellikle zeytinyağlılar, paylaşmalık küçük tabaklar ve uzun kahvaltı sofralarına yakışan tarifler... "Beyaz Kiraz Reçeli"nin benim için yeri çok özel. Hem çok nostaljik hem çok zarif bir tarif. Onun dışında Sefarad mutfağından gelen hafif ve sebze ağırlıklı tariflerin de bu yavaş yaz sofralarına çok yakıştığını düşünüyorum. Çünkü onların içinde sadece lezzet değil; hafıza, emek ve duygu da var.

Siz bu yazı nasıl geçirmeyi planlıyorsunuz?

Ben de bu yaz biraz daha sakin kalmak istiyorum. Daha az yetişmeye çalışıp, daha çok hissetmek... Sevdiklerimle uzun sofralarda buluşmak, denize girmek, kitap okumak, müzik dinlemek, yürümek... Bazen en dolu yazlar en çok şeyi yaptığımız değil, en çok an biriktirdiğimiz yazlar oluyor. Ben de bu yaz biraz daha anların içinde kalmaya çalışacağım. Çünkü sonunda geriye hep hissettiklerimiz kalıyor.

Hızlandığınızı düşündüğünüzde nasıl yavaşlamayı başarırsınız?

Ben mutfağa dönüyorum. Sofra hazırlamak, kahve yapmak, sevdiğim insanları ağırlamak bana çok iyi geliyor. Çünkü sofra benim için sadece yemek değil; biraz ritüel, biraz huzur... Bir de deniz kenarında yürümek, müzik dinlemek ve telefondan uzak kalmak beni sakinleştiriyor. Yavaşlamak bazen hiçbir şey yapmamak değil; yaptığın şeyi gerçekten hissederek yapmak.

Serda Büyükkoyuncu

"Slow summer"ın en önemli basamaklarından biri kesinlikle seyahat. Peki öyleyse yavaşlama kodlarımız neler?

Bence burada en temel mesele "yazı yaşamak" ile "yazı tüketmek" arasındaki farkı doğru kurabilmek. Bugün çoğu insan tatili bir tür hızlandırılmış hayat deneyimi gibi yaşıyor; her güne mümkün olduğunca çok şey sığdırmaya çalışıyor, sanki tatilin süresi değil de içeriği önemliymiş gibi davranıyor. Oysa ben yıllar içinde şunu çok net gördüm: İnsan hafızasında kalan şey yapılanların sayısı değil, yaşanan anın yoğunluğu oluyor. "Slow summer" dediğim şey aslında biraz cesaret istiyor. Çünkü hiçbir şey yapmamak, modern dünyada neredeyse suç gibi algılanıyor. Ama bir sabah alarm kurmadan uyanabilmek, kahveyi acele etmeden içmek, bir şehirde sadece bir sokağı gerçekten yürüyerek keşfetmek, hatta bazen sadece oturup etrafı izlemek... Bunların hepsi dışarıdan bakıldığında "boşluk" gibi görünüyor ama içeriden insanı yeniden inşa eden şeyler.

Son yıllarda popülerleşmeye başlayan "slow travel" sizin de üzerinde durduğunuz bir kavram değil mi?

Beni buna iten şey aslında bir trend değil, çok daha kişisel bir dönüşüm diyebilirim. Gençken seyahati biraz daha "biriktirme" üzerinden yaşıyordum; kaç ülke gördüm, kaç şehir gezdim, haritada nereleri işaretledim... Yıllar içinde yüzlerce şehir gördükten sonra bazı yerlerin bende bıraktığı iz, diğerlerinden çok daha güçlü oldu ve bu izlerin hiçbirinin "hızlı" anlardan oluşmadığını fark ettim. Mesela bir kasabada sadece bir öğleden sonra oturmak, bir kafede aynı masaya birkaç gün üst üste gitmek, bir otelin lobisinde insanları izlemek... Bunlar aslında programın "boşlukları" gibi görünen ama hafızayı asıl dolduran anlar. Beni "slow travel"a iten şey, bu farkındalıktı.

Bu yaz öne çıkan yavaş rotalar neler?

Ben destinasyonlara artık "görülecek yer" listesi olarak değil, "insanı nasıl yavaşlattığı" üzerinden bakıyorum. İlk olarak mutlaka İzlanda'yı söylemem gerekir. İzlanda benim için sadece bir ülke değil, adeta zaman algısını değiştiren bir coğrafya. Orada insanın gündelik hayat refleksleri çalışmıyor. Her şey çok sade, çok güçlü ve çok sessiz. Reykjavik'ten uzaklaştıkça doğa insanın üzerine kapanıyor. Güney kıyılarında, buzulların ve siyah volkanik sahillerin yanında durduğunuzda, dünyanın geri kalanıyla bağınız kopuyor. İkinci olarak İskoçya'yı söyleyebilirim. Highlands bölgesi, Loch Ness çevresi ve küçük kasabalar... Yağmurun bile ritmi var. Eski taş otellerde, şömine başında geçirilen bir akşam, insanın zihnini inanılmaz sakinleştiriyor. Bir diğer önerim Slovenya olur. Özellikle Bled ve Bohinj gölleri çevresi. Avrupa'nın en dengeli, en "sessiz" güzelliklerinden biri. Türkiye'den ise Bozburun ve Datça. Bazen "slow travel" için uçak bile gerekmez. Ege kıyılarında, sabahın erken saatlerinde denize bakmak bile insanın iç ritmini değiştirmeye yetiyor.

Yalnız, sevgiliyle, dostlarla, aileyle bu yaz yapılacak tatil planı için birer "slow travel" durağı önerir misiniz?

Tek başına yolculuk için en doğru yer benim için kesinlikle İzlanda. Sevgiliyle İskoçya çok doğru bir seçim olur. Dostlarla yapılacak bir yolculukta İtalya'nın Toskana bölgesi çok doğru bir ritim sunar. Aileyle yapıldığında ise Danimarka derim.

Hızlandığınızı düşündüğünüzde yavaşlamak için neler yaparsınız?

Benim yavaşlama yöntemim çok basit aslında: yürümek. Özellikle yabancı bir şehirde bunu yapmak benim için çok değerli. Yürümek benim için bir tür reset.

Şu anda bavulunuzu toplayıp yola çıksanız nereye giderdiniz?

Hiç düşünmeden İzlanda derim. Bir göl kenarında, rüzgârı dinleyerek, hiçbir yere yetişme hissi olmadan geçirilen birkaç gün en büyük lüks gibi geliyor.

Ferit Odman

Modern dünyanın hız mecburiyetine karşı caz, bir tür "yavaşlama sığınağı" olabilir mi?

Kesinlikle olabilir. Cazın doğasında dinlemek, beklemek ve anı fark etmek var. Günlük hayat bize sürekli daha hızlı olmamızı söylerken caz ise tam tersini hatırlatıyor; bazen en doğrusu bir sonraki notayı hemen çalmamak, müzikal bir boşluk yaratmak oluyor. Çaldığımız ballad'larda bunu çok kullanıyoruz ve dinleyene de bu boşlukları kendi hayalleriyle doldurma fırsatı veriyoruz.

Cazın sakin genetiği yazın insana ne fısıldıyor olabilir?

Sanırım "acele etme" diyor. Yaz zaten doğası gereği biraz daha uzun günlerin, biraz daha uzun sohbetlerin mevsimi. Caz da aynı şekilde her şeyi hemen tüketmek yerine müziğin ve hayatın içinde kalmayı sağlıyor. Bir melodinin, bir gün batımının ya da bir dost sohbetinin tadını sonuna kadar çıkarmayı...

Sizin için sıcak bir yaz akşamüstünü en iyi anlatan parça ya da albüm hangisi olur?

Aklıma ilk gelen parça "Summer Samba". Özellikle Ramsey Lewis versiyonu harikadır. Bu parçada zaman yavaş akar ama yaz enerjisini de hissettirir. Dinlerken batan güneşi, hafif bir esintiyi ve deniz kenarında geçirilen sakin bir akşamüstünü hayal etmemek neredeyse imkânsızdır.

Plak dinlemek sizin için nasıl bir dinginlik alanı?

Plak dinlemek benim için müzik tüketmekten çok bir ritüel. Lambalı amfinin ısınması, plağı dikkatlice zarfından çıkarmak, iğneyi yerleştirmek... Bunların hepsi insanı yavaşlamaya davet ediyor. Müziği arka planda değil, gerçekten dinlemeye başlıyorsunuz. Bu yaz bir albümü baştan sona, telefona bakmadan dinlemek isteyenlere ise Stan Getz'in "Bossas & Ballads" albümünü öneririm.

Modern hayatın hızında Ferit Odman kendi ritmini nasıl düşürür?

Yazın en sevdiğim şeylerden biri, konserler arasında birkaç saat bulup iskelede oturmak. Telefonu kenara bırakıp sadece denizi izlemek ve kendimi güneşe teslim etmek. Çok basit görünüyor ama zihni sıfırlayan şeyler genellikle en basit olanlar. Dalga sesleri de en güzel eşlikçi müzik...

New York'un yüksek temposu ile müzik anlayışınız arasında nasıl bir denge kurdunuz?

New York bana enerjiyi öğretti ama aynı zamanda sessizliğin değerini de öğretti. Orada herkes çok hızlı hareket eder ama büyük müzisyenlere baktığınızda müziklerinde inanılmaz bir sakinlik vardır. John Coltrane ya da Bill Evans'ı dinlediğinizde bunu hissedersiniz. Hayat hızlı olabilir ama müziğin içinde nefes alacak alan bırakmak gerekir.

Bu yaz her anın tadını doyasıya çıkarmak adına neler yapmayı planlıyorsunuz?

Yaz benim için genellikle konserler ve festivaller demek. Farklı şehirlerde, farklı sahnelerde olmak çok güzel ama mümkün olan her fırsatta Bodrum'da deniz kenarında birkaç sessiz saat yaratmaya çalışıyorum. Eylül geldiğinde "yazı yaşadım" diyebilmek için biraz güneş, bolca müzik ve ailemle geçirilen kaliteli zaman bana yetiyor.

Bize 4-5 parçalık mini bir yavaşlama seçkisi verir misiniz?

  1. Clifford Brown - Laura
  2. Miles Davis - Blue in Green
  3. Errol Garner - Misty
  4. Freddie Hubbard - Body & Soul
  5. Ferit Odman - My Ideal

Arzu Kaprol

Moda, hızın en görünür alanlarından biri. "Slow fashion" gerçekten bir yavaşlama mı, yoksa modanın anlamını yeniden kurma çabası mı?

"Slow fashion" benim için yalnızca üretim ya da tüketim hızını düşürmek değil; insanın kendisiyle, çevresiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmesi anlamına geliyor. Bugün bu dünyanın yalnızca bize ait olmadığını, doğanın, diğer canlıların ve gelecek nesillerin de yaşam alanı olduğunu daha net görüyoruz. Bu farkındalık modayı da dönüştürüyor. Artık mesele daha fazla üretmek değil, daha anlamlı üretmek; daha fazla sahip olmak değil, daha bilinçli seçimler yapmak. Benim için "slow fashion", modanın hızını düşürmekten çok ona yeniden anlam kazandırmakla ilgili.

"Fast fashion" bir dünyanın bu yaz "slow fashion" kodları neler olabilir?

Bu yazın "slow fashion" kodlarını sadelikten çok farkındalık üzerinden okumak gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar artık satın aldıkları ürünün hikâyesini, nasıl üretildiğini ve ne kadar süre hayatlarında yer alacağını sorguluyor. Bu nedenle çok yönlü kullanım sunan tasarımlar, uzun ömürlü malzemeler, zamansız silüetler ve gereksiz tüketimi azaltan çözümler öne çıkıyor. Sessiz bir dönüşüm yaşanıyor aslında. Daha az tüketmek ama daha bilinçli seçmek, bu yazın en güçlü lükslerinden biri haline geliyor.

Minimalist bir yaz kapsül gardırobu için, bize neler önerirsiniz?

Minimalist bir gardırop oluştururken yalnızca estetik değil, ihtiyaçlar ve yaşam biçimi de düşünülmeli. Bir parçanın farklı anlara, farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilmesi çok önemli. Nötr renkler, kaliteli kumaşlar, zamansız kesimler ve dönüşebilir parçalar güçlü bir temel oluşturuyor. Ancak minimalizmi sadece "az eşya" olarak tanımlamıyorum. Asıl mesele, hayatımızdaki her parçanın gerçekten bir anlam taşıması. İnsan kendisini tanıdıkça gardırobu da sadeleşiyor ve daha bilinçli hale geliyor.

Sürdürülebilirlik çerçevesinde bir tasarımın zamana direnmesini sağlayan şey sizce ne oluyor?

Sürdürülebilirlik benim için yalnızca malzeme seçimi ve üretim süreçleriyle sınırlı bir konu değil. Daha temel bir yerden, dünyayla kurduğumuz ilişkinin biçimiyle ilgili. Tasarımcı olarak her yeni ürünün bir kaynak kullanımı anlamına geldiğinin farkındayım. Tasarladığım her parçanın uzun yıllar yaşayabilmesini, farklı ihtiyaçlara uyum sağlayabilmesini ve kullanıcıyla gerçek bir bağ kurabilmesini önemsiyorum. İnsanların daha az ama daha değerli parçalarla yaşayabildiği bir dünya, bana göre sürdürülebilirliğin en güçlü tanımı.

Bu yaza özel moda adına bir öneride bulunacak olsanız ne olurdu?

Tek bir önerim olurdu: Daha az tüketin, daha çok bağ kurun. Satın aldığınız parçaların sizi nasıl hissettirdiğine, nasıl üretildiğine ve hayatınızda ne kadar yer bulacağına dikkat edin. Trendlerin peşinden koşmak yerine kendi ritminizi ve kendi stilinizi keşfetmeye çalışın. Çünkü gerçek stil görünür olmakla değil, kendinizle uyum içinde olmakla ilgili. Geleceğin modasının da bu bilinçten besleneceğine inanıyorum.

Yazın tadını çıkarmak adına siz nasıl bir program yaptınız?

Bu yaz benim için biraz daha gözlem yapmak, doğayla temas kurmak, sessiz alanlar yaratmak üzerine şekilleniyor. Yıl boyunca üretim ve proje temposu oldukça yoğun geçiyor. Yaz aylarını ise yeniden düşünmek, sadeleşmek ve ilhamı günlük hayatın içinde bulmak için bir fırsat olarak görüyorum. Su kenarında geçirilen zamanlar, yürüyüşler, okumalar ve teknolojiden uzaklaşmak bana iyi geliyor.

Aslıhan Koruyan Sabancı

"Bu yaz da anlamadan geçti" dememek... Bugünün en büyük lüksü belki de bu cümlenin tam karşısında durabilmek. "Slow summer" sizin için neye karşılık geliyor?

Aklıma ilk olarak "yavaşlamak, farkındalık, bakış açısı ve sadelik" kavramları geliyor.

Sizce yavaşlamanın görünmeyen ama hayatı değiştiren kodları neler?

Gelişmemize engel olan yüksek duvarları çoğu zaman bizzat kendimiz öreriz. Bu duvarların başında alışkanlıklarımız, bakış açımız, önyargılarımız bulunur. Beyin kısa yoldan, enerji harcamadan geçmiş deneyimlere odaklanarak varsayımlarda bulunur. Herhangi bir olay karşısında geçmişte yaşadığı benzer olaylara nasıl yaklaştıysa aynı yöntemle yaklaşır ve yorumda bulunur. Yeniyi kabul ederek olaylar karşısında birden fazla çözüm üretmek efor, araştırma ve yaratıcılık ister. "Benzer olaylar" algısı genellikle çocukluktaki anılarımızdan kaynaklanır. Alışkanlıklar, düşünmeden analiz etmeden her durumda tekrarlandığında zamanla kalıplara, önyargılara, zihinsel ve duygusal bir esarete dönüşebilir. Yavaşlamak, özellikle zihni yavaşlatmak farkındalıkla ve bilinçle hareket etmemizi sağlar. İşlerimiz, çalışmalarımız, çevremizdekilerin ihtiyaçları gibi çözüm bekleyen onlarca konu bizi sürekli daha hızlı düşünmeye ve daha hızlı hareket etmeye iter. Koşturma içinde günler haftaları, haftalar ayları kovalarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyiz. Nobel Ödüllü psikolog Daniel Kahneman, "Hızlı ve Yavaş Düşünme" adlı eserinde zihnin iki farklı sistemle çalıştığını anlatır. Hızlı düşünme otomatik, sezgisel ve çabasızdır. Günlük hayatımızın büyük bölümünü yönetir. Buna karşılık yavaş düşünme bilinç, dikkat ve çaba gerektirir. Gerçek değişim de çoğu zaman burada başlar. Alışkanlıklarımızı sorguladığımızda, seçimlerimizin nedenlerini düşündüğümüzde hayatımızda yeni kapılar açılır. Epiktetos'un "Bizi rahatsız eden şey olaylar değil, onlar hakkındaki düşüncelerimizdir" sözü, bir işi zor ya da imkansız kılan çoğu zaman şartların kendisi değil, o işe dair geliştirdiğimiz inançlar olduğunu doğrular. Konfor alanının dışına çıkamamak ve "yapamam" düşüncesine tutunmak, insanın kendi kendine koyduğu görünmez sınırlardır. Alışkanlıkların dışına çıkmak, farklı çözümler aramak ve olaylara başka açılardan bakabilmek için yavaşlamak gerekir. Tatiller ve yaz ayları bu açıdan kıymetli fırsatlar sunar. Okulların tatil olduğu, iş temposunun bir nebze hafiflediği, günlerin uzadığı bu dönemde kendimize daha fazla zaman ayırabiliriz. Bir ağacın dalındaki çiçeği ya da meyveyi fark etmek, suyun sesini dinlemek, sabahın erken saatlerindeki sessizliği hissetmek, doğanın ritmini gözlemlemek aslında yavaşlamanın en doğal yollarından bazılarıdır. Sonbahar, kış ve ilkbaharın yoğun temposuna dönmeden önce manevi yenilenme, zihinsel berraklık ve farkındalık kazanmak için zamanı yavaşlatmak, anı yaşamak, olaylara farklı bakış açısı ve farkındalıkla bakmak ve daha bilinçli çözümleri getirir.

Yaza dair herkese tek bir şey önerecek olsanız, ne olurdu?

Bu yaza dair önerim, yavaşlamayı tek bir formüle indirgememek. Herkesin yavaşlama ihtiyacı ve tercihi farklıdır. Kimi insan deniz kenarında huzur bulur, kimi dağda ya da yaylada nefes alır. Kimi kültür gezilerinde yeni bir bakış açısı kazanır, kimi hobilerine zaman ayırarak zihnini dinlendirir. Kimi için de en büyük yenilenme, ailesiyle sakin ve telaşsız vakit geçirebilmektir. Önemli olan, yazın zamanın akıp gitmesine izin vermeden kendimize "yavaşlamak" için alan açabilmektir.

EN ÇOK OKUNANLAR

"Aile Arasında" Filmi Ekibi Yeniden Bir Arada
"Aile Arasında" Filmi Ekibi Yeniden Bir Arada

"Aile Arasında" Filmi Ekibi Yeniden Bir Arada

2 dakika okunma süresi
“Dutton Ranch”e Başlamadan Önce Bilmeniz Gereken Detaylar
“Dutton Ranch”e Başlamadan Önce Bilmeniz Gereken Detaylar

“Dutton Ranch”e Başlamadan Önce Bilmeniz Gereken Detaylar

10 dakika okunma süresi
ALEM X AUDI: Formula 1 Ruhu İstanbul'da
ALEM X AUDI: Formula 1 Ruhu İstanbul'da

ALEM X AUDI: Formula 1 Ruhu İstanbul'da

1 dakika okunma süresi
Çocuklar Tekrar Eden Hikâyeleri Neden Sever?
Çocuklar Tekrar Eden Hikâyeleri Neden Sever?

Çocuklar Tekrar Eden Hikâyeleri Neden Sever?

7 dakika okunma süresi
Yeni Kardeş Doğumu Çocuğu Nasıl Etkiler?
Yeni Kardeş Doğumu Çocuğu Nasıl Etkiler?

Yeni Kardeş Doğumu Çocuğu Nasıl Etkiler?

8 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Kulis Hikayeleri: Özge Özder ve Eva Luna Güleryüz ile "Vay! Dedi Baykuş"
Kulis Hikayeleri: Özge Özder ve Eva Luna Güleryüz ile "Vay! Dedi Baykuş"

Kulis Hikayeleri: Özge Özder ve Eva Luna Güleryüz ile "Vay! Dedi Baykuş"

Bodrum'da Yaz Akşamlarına Yeni Ritim
Bodrum'da Yaz Akşamlarına Yeni Ritim

Bodrum'da Yaz Akşamlarına Yeni Ritim

Bodrum'da Golfün Yeni Ruhu
Bodrum'da Golfün Yeni Ruhu

Bodrum'da Golfün Yeni Ruhu

Anneliğin İzinde: Elif Göktaş
Anneliğin İzinde: Elif Göktaş

Anneliğin İzinde: Elif Göktaş

Hayatının Kreatif ve Heyecanlı Döneminde: Özge Özacar
Hayatının Kreatif ve Heyecanlı Döneminde: Özge Özacar

Hayatının Kreatif ve Heyecanlı Döneminde: Özge Özacar

Esra Ruşan'ın Gezi Güncesi
Esra Ruşan'ın Gezi Güncesi

Esra Ruşan'ın Gezi Güncesi

İki Kuşak, Tek Kalp: Merve Özkaynak ve Melisa
İki Kuşak, Tek Kalp: Merve Özkaynak ve Melisa

İki Kuşak, Tek Kalp: Merve Özkaynak ve Melisa

Anneliğin İzinde: Ezgi Anlı Özpek
Anneliğin İzinde: Ezgi Anlı Özpek

Anneliğin İzinde: Ezgi Anlı Özpek

Boğaz'ın Ritminde: Orhan Gorbon
Boğaz'ın Ritminde: Orhan Gorbon

Boğaz'ın Ritminde: Orhan Gorbon

İki Kuşak, Tek Kalp: Pelin Karahan ve Nural Koçyiğit
İki Kuşak, Tek Kalp: Pelin Karahan ve Nural Koçyiğit

İki Kuşak, Tek Kalp: Pelin Karahan ve Nural Koçyiğit

Anneliğin İzinde: Sibel Benli
Anneliğin İzinde: Sibel Benli

Anneliğin İzinde: Sibel Benli

Venedik'te Bir Yaz Masalı: Pelin Karahan
Venedik'te Bir Yaz Masalı: Pelin Karahan

Venedik'te Bir Yaz Masalı: Pelin Karahan