Paris'te bu ekim bir sanat gezisinin nerede başlayıp nerede bittiğine karar vermek kolay değil. Grand Palais'de bir eserin karşısında huşuyla durabilir, dışarı çıktığınızda ise aynı merakla bir heykel rotasına devam edebilirsiniz. Seine'in öteki yakasında ise İstanbul'dan gelen 40 ayrı ses sizi bekliyor. Art Basel Paris'in bu yılki programı, fuar ziyaretini şehrin farklı sanat ortamlarına açılan bir yolculuğa dönüştürüyor.
Beşinci edisyonunu gerçekleştiren fuar, bu kez Karim Crippa'nın yönetiminde düzenleniyor. "Galeries", "Emergence" ve "Premise" başlıklı üç bölüm, ziyaretçiye farklı başlangıç noktaları veriyor. "Galeries"de uluslararası galerilerin programları; "Emergence"ta yeni sanatsal pratiklere ayrılan kişisel sunumlar; "Premise"te ise sanat tarihini başka açılardan okumaya çağıran küratöryel projeler var. Bir bölümü diğerinin devamı gibi gezmek yerine, her birinin sorduğu soruya kulak vermek mümkün.
Paris'in fuardaki ağırlığı da hissediliyor. Katılımcılar arasında Gagosian, Hauser & Wirth, David Zwirner ve White Cube gibi uluslararası galerilerin yanı sıra Perrotin, Templon, Mennour ve Galerie Lelong bulunuyor. Fuarın ardından galerilerin Paris mekânlarına devam etmek, aynı programın başka bir yüzünü görme fırsatı sunuyor.
Crippa'nın Paris için çizdiği resimde modern sanatın tarihî başkentiyle genç ve deneysel şehir yan yana duruyor. Bu yaklaşım, tanıdık isimlerin dışına çıkmak isteyenler için özellikle cazip. "Emergence"ın üst galerilere uzanan sunumları, sanatçıları tek tek izlemeye; "Premise" ise bilinen sanat tarihi anlatısındaki boşluklara yeniden bakmaya imkân tanıyor. Fuara yalnızca yıldız isimlerin listesini çıkararak gelmek, bu iki bölümün açtığı ihtimalleri kaçırmak olabilir.
Şehir programında karşılaşmaların koşulları değişiyor. Petit Palais'de Cosima von Bonin'in hayvan figürleri, Trocadéro'da Tracey Emin'in bronz bedenleri, Beaux-Arts de Paris'te Kutluğ Ataman'ın "Küba"sı var. Bir fuar standında yan yana duran eserlerden, bir yapının hafızasıyla ilişki kuran yerleştirmelere geçiyoruz. Programın resmî partneri Miu Miu'nun Palais d'Iéna'da sunduğu Alice Diop projesi de sinemayla sergi arasındaki sınırı açıyor.
Türkiye'den katılımın adresi ise İstanbul ve Paris'te faaliyet gösteren The Pill. Galeri bu yıl Galeries bölümüne geçiyor. Böylece Grand Palais içindeki sunumla Ataman'ın şehirdeki yerleştirmesi, Türkiye bağlantısını iki ayrı ölçekte takip etmemizi sağlıyor. Paris'e bu hafta gitmenin cazibesi biraz da burada: Aynı gün içinde bir sanatçıyı keşfetmek, bildiğimiz bir esere başka bir bağlamda rastlamak ve şehrin gündelik güzergâhını sanat üzerinden yeniden kurmak...
Edebiyattan fotoğrafa, dönüşen bedenlerden sanat tarihinin daha az bilinen sayfalarına uzanan bir seçki... Grand Palais içindeki ziyaretinizi şehirdeki duraklarla birleştirebileceğiniz başlangıç rotası.

Annie Ernaux & Marc Marie Bedroom, End of May – Beginning of June, 2003
Nobel ödüllü bir yazarın dünyasına bu kez fotoğraflardan giriyoruz. Ernaux ile Marc Marie'nin 2003 tarihli görüntüleri, "L'Usage de la photo" kitabına da kaynaklık etmişti. Giysiler ve gündelik hayatın geride bıraktığı izler, bir ilişkinin görünmeyen tarafını düşündürüyor. Edebiyatla görsel sanat arasındaki geçişleri sevenlerin listesinde olmalı.
Christina Quarles Crystal Town, 2026 Acrylic on canvas 182.9 x 218.4 cm 72 x 86 in-Pilar CorriasQuarles'ın yeni resim ve kâğıt üzerindeki karakalem çalışmalarını bir araya getiren kişisel sunumun merkezinde, panellerinin düzeni fuar boyunca her gün değişecek anıtsal bir triptik bulunuyor. Aynı esere ikinci kez dönmenin gerçekten başka bir görüntüyle karşılaşmak anlamına geldiği bir durak. Sanatçının tasarladığı standın koyu yüzeyleriyle Grand Palais'nin doğal ışığı arasındaki ilişki de sunumun parçası.

Wassily Kandinsky, Ohne Titel (Untitled), 1922, Galerie Le Minotaure
Galerie Le Minotaure'de Kandinsky'nin 1922 tarihli isimsiz suluboyası; Galerie Eva Presenhuber'de ise Tschabalala Self'in 2025 tarihli "Conjure Woman"ı var. Birincisinde soyutlamanın erken bir anına, diğerinde resimle dikişin buluştuğu büyük ölçekli bir kadın figürüne bakabilirsiniz. İki durağı art arda görmek, yüzeyin nasıl kurulduğunu karşılaştırmak için güzel bir fırsat.
Takashi Murakami'nin "Schoolgirl Ko²" adlı heykeli, sanatçının anime, manga ve popüler kültürle ilişkisini izlemek isteyenleri bekliyor. Fuardaki modern resimlerden sonra böyle bir figürün karşısına geçmek, izleme alışkanlığını da değiştiriyor. Farklı sanat dillerine aynı merakla yaklaşmak isteyenler için seçkinin renkli duraklarından biri.

Premise bölümünde Derek Jarman, Andy, 1989, Amanda Wilkinson Gallery
Galerie Zlotowski'nin Vera Molnár, Amanda Wilkinson Gallery'nin Derek Jarman sunumları, "Premise"i ziyaret etmenin iyi gerekçeleri arasında. Molnár'ın erken dönem kâğıt işleriyle Jarman'ın zift kullandığı resimler, sanatçıların bilinen kimliklerinin ötesine bakmaya çağırıyor. Bir ismi tanıdığımızı düşünürken onun başka bir üretim alanıyla karşılaşmak, fuarların en güzel sürprizlerinden.

Hilla Rebay, Piccutaio, 1951, Galerie Raphael Durazzo
Durazzo'nun Hilla Rebay, Pavec'in Jacqueline Lamba sunumları da "Premise" rotasına eklenmeli. Bu iki adı aynı bölümde takip etmek, kadın sanatçıların üretimlerini kendi başlarına görmeye ve sanat tarihindeki yerlerini yeniden düşünmeye imkân veriyor. Büyük bir kurumla veya tanınmış bir çevreyle kurulan bağın, sanatçının kendi eserinin önüne geçebildiğini hatırlatan bir ziyaret olabilir.

Emergence bölümünde Rosario Aninat und Simon Shim, First Occurrence, 2025, Elie Kerr
P21'de Haneyl Choi, Mariposa'da Drake Carr, Schiefe Zähne'de Anna Clegg ve Exo Exo'da Yann Stéphane Bisso, keşif rotasının adresleri arasında. Bölümde kişisel sunumların bulunması, dikkati bir sanatçının dünyasında tutmayı kolaylaştırıyor. Her standa aynı hızda uğramak yerine, merak ettiğiniz birkaç isme daha uzun zaman ayırın.

The Pill, Cem Örgen, Horses, 2024
The Pill'in 1.G8 numaralı standı, bedenin zamanla, temasla ve deneyimle dönüşmesini ele alıyor. Resimden videoya, kolajdan heykele uzanan sunum, aynı düşüncenin farklı malzemelerde nasıl karşılık bulduğunu izlemek için cazip. Türkiye bağlantısını fuarın içinde takip etmek isteyenlerin başlangıç noktası.

Kutlug Ataman, Küba, 2004, The Sorting Office, Londres, Commandéé et produite par Artangel
Beaux-Arts de Paris'in Chapelle des Petits-Augustins mekânında "Küba"yı görün. 40 adet televizyon ekranından anlatılan hayatlar, esere tek bir noktadan bakmayı zorlaştırıyor; bir sesi dinlerken ötekileri de duyuyorsunuz. Yerleştirme 20–25 Ekim'de 10.00–19.00 arasında ücretsiz ziyaret edilebiliyor. Bu durağa, yalnızca fotoğraf çekip geçmeyeceğiniz kadar zaman ayırın.

Tracey Emin, I Follow You to the End, 2024, White Cube
White Cube'un sunduğu "I lay here for you, I Followed You to the End" ve "I Will Not Be Alone", Emin'in bronz heykellerini açık havada bir araya getiriyor. Grand Palais'nin yoğunluğundan sonra Parvis des Droits de l'Homme'a geçmek, aynı zamanda bakışın ölçeğini değiştirmek demek. İnsan bedeniyle şehrin anıtsal görünümü arasındaki ilişkiye dikkat edin.

Miu Miu'nun sunduğu "Geste de Consolation", Diop'un ilk sergi projesi, Alice Diop
Miu Miu'nun sunduğu "Geste de Consolation", Diop'un ilk sergi projesi. Yönetmenin kimlik ve temsil meselelerine ilgisini sinema salonunun dışında izlemek için özel bir fırsat. Trocadéro çevresine ayırdığınız zamanı bu durakla birleştirebilirsiniz; ziyaret koşullarını ve rezervasyon durumunu önceden kontrol edin.
Surkin ile Romain Gavras'ın oluşturduğu GENER8ION'un yerleştirmesi, Art Basel ile Live Nation'ın ilk işbirliğiyle gerçekleşiyor. Grand Palais'nin Rotonde d'Antin mekânındaki 12 metrelik çift taraflı ekran, sinema ve müziği mimariyle buluşturuyor. 22–25 Ekim'de ücretsiz görülebilecek proje, fuarın çevresinde farklı bir deneyim arayanlara sesleniyor.
Üç bölümün her biri başka bir merakı besliyor. Büyük galerilerin programlarından kişisel keşiflere ve sanat tarihini yeniden okumaya uzanan bir yön bulma rehberi.
Galerilerin geniş programlarını birlikte görmek için ana bölümden başlayın. Bir sanatçının kişisel sunumuna yoğunlaşabilir veya bir grup seçkisinde farklı isimlerin neden yan yana getirildiğine bakabilirsiniz. Bu yılki ortak stantlar da ziyaretin ilginç taraflarından. Michael Rosenfeld Gallery ile Jeffrey Deitch'in Beauford Delaney ve Alteronce Gumby'yi buluşturması, iki kuşağı aynı görme alanına taşıyor. Galeriyi yalnızca eserlerin bulunduğu bir adres olarak düşünmek yerine, sunumun kurduğu ilişkiyi de izleyin.
Grand Palais'nin ana salonuna yukarıdan bakan balkonlardaki 16 kişisel sunum, yeni isimlere odaklanıyor. Galeries'de bir programın çeşitliliği içinde dolaşırken burada tek bir sanatçının düşüncesine daha yakından girebilirsiniz. İsimleri önceden bilmiyor olmanız bu bölümde bir eksiklik sayılmaz. Eserin neyi kullandığına, nasıl bir alan kurduğuna ve sizden nasıl bir dikkat istediğine bakmak iyi bir başlangıç.
Premise'in 12 sunumu, bu yıl daha geniş Salon Seine'e yerleşiyor. Bölümün cazibesi, sanat tarihine yerleşmiş sıralamaları esnetmesinde. Molnár ve Jarman'ın yanında Tarsila do Amaral'ı Almeida & Dale, Farid Belkahia'yı Le Violon Bleu sunuyor. Tanıdık bir adı başka döneminden görmekle daha önce bilmediğiniz bir sanatçıyı keşfetmek, aynı ziyaret içinde birbirini tamamlayabilir.
23–24 Ekim'deki "Oh La La!" için sanat yönetmenliğini Philippine Leroy-Beaulieu üstleniyor; tema "Myths and Legends". Katılımcı galeriler standlarına yeni işler getiriyor. Ziyareti iki güne yayanlar için aynı standa yeniden uğramanın somut bir gerekçesi var. İlk gördüğünüz düzeni hatırlamak, bir eserin çevresindeki işler değiştiğinde nasıl başka okunabildiğini fark etmenizi sağlayabilir.
Grand Palais oditoryumundaki ücretsiz "Conversations" programında 22 Ekim'de Eva Jospin ile koleksiyoner Laurent Dumas buluşuyor. Bir eserin siparişten gerçekleşmeye uzanan yolunu merak edenler için güzel bir durak. 23 Ekim'de Centre Pompidou'nun geleceği, 24 Ekim'de ise Louvre'un dönüşümü konuşuluyor. Programı fuar gezisine kısa bir ara olarak eklemek, eserlerle kurumların gündemi arasında bağ kurmayı kolaylaştırabilir.
İstanbul ve Paris'te faaliyet gösteren The Pill, ana bölüm Galeries'de; Kutluğ Ataman'ın Küba'sı ise Beaux-Arts de Paris'te. Türkiye bağlantısı hem galeri programı hem de şehirdeki büyük bir yerleştirme üzerinden kuruluyor.
Art Basel Paris'in katılımcı listesinde Türkiye'den bir galeri arayanların karşısına The Pill çıkıyor. İstanbul ve Paris'teki faaliyetlerini birlikte sürdüren galeri, önceki Emergence katılımlarının ardından bu yıl Galeries'ye geçiyor. Bu değişim, galerinin fuardaki sürekliliğini takip edenler için de anlamlı bir gelişme.
1.G8 numaralı stantta beden, değişmeyen bir biçim olarak ele alınmıyor. Zamanın, temasın ve yaşananların etkisine açık bir alan olarak düşünülüyor. Doğum, yaşlanma, aşınma ve onarım süreçleri farklı malzemelerde izlenebiliyor. Sunuma katılan isimler arasında Apolonia Sokol ile Cem Örgen belirtiliyor. Eserleri bu ortak çerçeve içinde karşılaştırmak, sanatçıların aynı konuya nereden yaklaştıklarını görmeye yardımcı olabilir.

The Pill-Eva Nielsen-Opsine-2025
The Pill'in Paris mekânında ise Eva Nielsen'in "Opsine" sergisi var. 17 Ekim–19 Aralık tarihleri arasındaki sergi, görme ve hafızayı bedensel süreçler üzerinden ele alıyor. Sanatçının büyük ölçekli, çok parçalı resimleri, galeri ziyaretini fuardaki beden temasıyla birlikte düşünmek isteyenlere ayrı bir rota sunuyor. Serginin adı, ışığın biyolojik bir sinyale dönüşmesinde rol oynayan opsin proteinlerinden geliyor.
Şehir programındaki Türkiye bağlantısı Kutluğ Ataman'ın 2004 tarihli "Küba"sıyla devam ediyor. Londra merkezli Niru Ratnam'ın sunduğu yerleştirmede, İstanbul'un kıyısındaki bir yerleşimin kırk sakini kendi hikâyesini anlatıyor. Birbirinden farklı koltuklar, kullanılmış mobilyalar ve televizyonlar arasında ilerleyen izleyici, kimin sesine ne kadar süre ayıracağına da karar veriyor. Göç ve aidiyet gibi büyük kelimeler burada tek tek insanların konuşmalarından duyuluyor.
Bu iki katılımı birlikte izlemek, İstanbul'dan Paris'e uzanan tek bir temsil aramak yerine farklı sanatçıların, galerilerin ve izleme biçimlerinin peşine düşme imkânı veriyor. Grand Palais'de bir galeri programıyla başlayan ziyaret, Beaux-Arts'ın tarihî mekânında bir topluluğun seslerine açılabilir.
Fuarı, açık hava eserlerini ve müzeleri aynı güne sığdırmaya çalışmayın. Önce ziyaret gününü seçip ardından yakın durakları birleştirmek, Paris'te sanatla geçirilecek zamanı daha keyifli kılabilir.
Genel ziyaret 23–25 Ekim'de her gün 11.00–19.00 arasında. 21 Ekim ile 22 Ekim sabahındaki ön izlemeler davetli; 22 Ekim 14.00–20.00 arasındaki vernissage içinse ayrı bilet alınabiliyor. Günlük tam bilet 47, indirimli bilet 30, vernissage bileti 120 avro. Cuma günü 17.00–19.00 arasına özel akşam bileti 40 avro. Kısa bir ziyaretle yetinmek isteyenler bu son seçeneği değerlendirebilir; üç bölümü ayrıntılı görmek için daha fazla zaman ayırmak iyi olur.
Grand Palais ve Petit Palais çevresindeki durakları aynı zaman dilimine koyun. Avenue Winston Churchill'deki heykel rotası ve Place Clemenceau'daki Robert Indiana işi, fuar girişinden önce veya çıkışta görülebilir. Petit Palais'de Cosima von Bonin'e uğramak da bu yürüyüşe eklenebilir. Şehir programını ayrı ayrı adresler olarak işaretlemek yerine, yakın durakları bir araya getirmek günün temposunu rahatlatır.
Emin'in heykelleriyle Palais d'Iéna'daki Diop projesi aynı gün düşünülebilir. Ataman'ın Küba'sını görmek içinse Beaux-Arts de Paris'e ayrıca zaman ayırın. Yerleştirmenin 40 ekrandan oluşması, uzun süre kalma zorunluluğu getirmiyor; fakat birkaç anlatıyı dinleyecek kadar durmak, eserle kuracağınız ilişkiyi değiştirebilir.
Musée d'Orsay'nin Mary Cassatt retrospektifi, sanatçının ölümünün yüzüncü yılında düzenleniyor. BnF'nin Richelieu yerleşkesindeki Louise Bourgeois sergisi Extrême tension ise 20 Ekim'de açılıyor ve sanatçının grafik üretimine odaklanıyor. Fuardaki resim ve heykel sunumlarının ardından bu iki sergiyi ziyaret etmek, kadın sanatçıların farklı dönemlerde kendi dillerini nasıl kurduklarını düşünmek için güzel bir devam rotası.
Maison Européenne de la Photographie'nin "PENN & FASHION" sergisi 30 Eylül–17 Ocak tarihleri arasında açık. Irving Penn'in moda fotoğrafçılığına ayrılan bu sergi, moda ile fotoğrafın ilişkisine ilgi duyanların Paris programına ekleyebileceği duraklardan. Fuarın kalabalık malzeme ve ölçek çeşitliliğinden sonra fotoğrafın kurduğu görüntüye yoğunlaşmak, bakışınıza başka bir ritim verebilir.
Şehrin diğer sergi adresleri arasında Orangerie'de Monet, Musée Picasso'da Kurt Schwitters; Musée d'Art Moderne'de Kerry James Marshall, Simone Fattal ve Prix Marcel Duchamp 2026; Fondation Louis Vuitton'da Gustave Fayet; Grand Palais'de Cezanne et nous bulunuyor. Musée du Luxembourg'da Andy Warhol, Jeu de Paume'da Stan Douglas, Fondation Cartier'de Ibrahim Mahama, Lafayette Anticipations'da Yu Nishimura ve Hélène Fauquet, Bourse de Commerce'da Remember Me görülebilir. Petit Palais'nin Eva Gonzalès ve Prune Nourry sergileri; LE BAL'ın L'espace entre nous'su; Institut du Monde Arabe'ın Mariages sergisi; MAD'ın moda ve Rafael Pavarotti programı da listede. Le Large–Île Seguin'in açılış sergisi Moteur Imaginaire ile PASSAGES–Pas sages, şehrin farklı noktalarına uzanan diğer seçenekler.
İlk gün "Galeries" ve seçtiğiniz birkaç kişisel sunum; ikinci gün "Emergence", "Premise" ve yakın çevredeki açık hava işleri; üçüncü günse müzeler ile "Küba" düşünülebilir. Bu, ziyaret sürenize göre kısaltabileceğiniz bir öneri. Her günün içine uzun bir sergi listesi yerleştirmek yerine, sizi gerçekten meraklandıran iki ya da üç durakta kalmak için alan bırakın.