Kulis Hikayeleri: İdil Sivritepe ve Olgu Baran Kubilay ile "Old Fools"

ALEM, tiyatroya olan tutkusunu Kulis Hikâyeleri ile özgün bir role dönüştürüyor; ikinci bölümde ise rotasını İdil Sivritepe ve Olgu Baran Kubilay'ın dört sezondur sahnelediği "Old Fools"a çeviriyor.

YAZAR: Zeynep Gülalp, Ardan Can Güngör, Onur Karakuş
ABONE OL
16 Nisan 2026 Perşembe 14:19 | Son Güncellenme:
21 dakika okunma süresi
Kulis Hikayeleri: İdil Sivritepe ve Olgu Baran Kubilay ile "Old Fools"

Dört sezondur sahnede olan "84 90 62 74 / Old Fools", bir ilişkinin yıllara yayılan hikâyesini aşk, hafıza ve kayıp ekseninde; kimi an çok kırılgan, kimi an sert ama her defasında derinden işleyen bir anlatıya dönüştürerek tiyatroseverlerle buluşmaya devam ederken, başroller İdil Sivritepe ve Olgu Baran Kubilay ile bir araya geldik. Röportajın tamamını ALEM YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

"Tiyatro bir kez yaşanır" hissi sizde neler uyandırıyor? Olgu, hem sahne üstünde hem de yaratımın mutfağında yer alan biri olarak, o canlılık duygusuna en çok hangi taraftan bağlandığını düşünüyorsun?

Olgu Baran Kubilay:

Üniversite mezuniyetim için çektiğim bir kısa filmle dünyayı gezme fırsatım olmuştu. Tabii ki de biz sahnede ortaya koyduğumuz projelerle, izleyenlerle bir iletişim kuruyoruz. Ama o festivaller döneminde, izleyen seyirciyle gösterim sonrasında konuşmak, filmleri tartışmak, o festival alanında birebir senin filminle ilgili sana geri bildirimler veren, seninle bir şeyler paylaşmak isteyen insanlarla bir arada olmak bana çok iyi hissettirdi. Bir film yönetmek ve o filmi insanların beğenisine sunmanın ötesinde, beni tatmin eden bir süreçti ve sahnede olmakla çok benzeştirdim. Kamera arkasında veya yaratımın diğer alanlarında üretimle, sahnede olmayı birbirine en çok benzettiğim an o an.

"Tiyatro bir kez yaşanır" hissi sizde neler uyandırıyor? İdil, müzikle başlayan, ekran ve sahne arasında genişleyen üretim yolculuğunda; sana en yoğun canlılık, ifade ya da güven hissini hangi alan veriyor?"

İdil Sivritepe:

Uzun yıllar boyunca başka sanat dallarını da icra etmiş biri olarak, duyguları yansıttığımız bir iş yaptığımız kesin. Çok uzun bir süre arp ile bir duyguyu aramakla geçti hayatım; onu seyirciye yansıtmak, kendi bedenimde o duyguyu aramak. Oyuncukta ise enstrüman kendi bedenim. Her sanat dalında duygunu ya bir şeye kanalize ediyorsun ya da kendi bedeninden çıkarıyorsun. Kendi bedenimi bir enstrüman gibi kullanabilmek gerçekten biricik bir duygu. Dışarıdan bakıldığında "ezberlediniz, her gün aynı şeyi mi yapıyorsunuz?" deniyor ama asla öyle değil. Seyirciyle gerçekten bir alan açılıyor ve her gün değişiyor. Çünkü tiyatro canlı bir organizma; yaşıyor, değişiyor, dönüşüyor. Bazı günler muhteşem hissediyorsun, bazı günler yetersiz. Ben tiyatro yaparak olgunlaştım.

Bu oyunu hiç bilmeyen birine, spoiler vermeden sadece tek bir duyguyla tarif etmeniz gerekse ne söylerdiniz?

O.B.K.:

"Duygusal bir rollercoaster" diyor seyirci. Çok fazla seyirci söylediği için söylüyorum.

İ.S.:

Aklıma oyun metninin önündeki not geliyor. "Hayatta yaşanılan çok küçük anlar var üzerinden belki fark etmeden yaşayıp geçtiğimiz, aslında hayat çoğu zaman o küçük anlar için kıymetli ve yaşamaya değer". Biraz burayı sorguladığımızı düşünüyoruz.

"Old Fools" zamanı düz bir çizgide değil, kırık anlar, sıçramalar ve eksilmeler üzerinden anlatıyor. Siz bu parçacıklı yapının içinde karakterinizi bir bütün olarak nasıl taşıyorsunuz?

İ.S.:

Viv'le kendimi ayrıştırdığım yerler muhakkak oldu. Benzetemediğim, "ben olsaydım öyle davranmazdım" dediğim... Ama bir yandan Viv'i çok seviyorum. 120 küsur kere oynadığın bir karakteri başka bir yerden anlamaya başlıyorsun.

O.B.K.:

Oyun bir sürü zaman kırılması, atlama ve boşluk arasında gidip geliyor. Biz bunların dışında bir timeline açıyoruz, sanki bir atın yelesine sarılmış, tek düşündüğümüz bunu bırakmamak. İkimiz de karakterlere kendimizden çok fazla şey veren oyuncularız. Bence oyunun seyirci tarafından çok çabuk kabul edilmesi ve sıcak bulunmasının nedenlerinden biri de bu. Bir şeyi göstermekten, seyirci karşısında bir şeyi yaşamaktan çekinmiyoruz. Ben sahnede Tom'um; Alzheimer'la yüzleştiğim zamanki korkum gerçek. O anın gerçekliğiyle ilgileniyorum. İdil beni o halde gördüğünde, ikimiz de olabilecek her şeye izin veriyoruz.

İ.S.:

Yönetmenimiz Çağ Çalışkur'un bize kattığı ana şeylerden biri de karaktere kendi bedenimizden yaklaşmaktı. Biz oturup karakteri böyle belirlemedik; hikâye ne anlatıyor, seyirci ne anlamalı diye baktık. Alzheimer'ı işlerken "birinin bu hastalığa yakalanması ne kadar kötü bir şey, onu en çok seven insana ne oluyor?" sorularının cevabını Olgu'yu izleyerek deneyimledim. Rejimiz de karşılaşmak, seyirciyi maruz bırakmak, kendimizin maruz kaldığı hâlde ne olduğunu görmek üzerine kurulu. Dolayısıyla ayrışmaya değil, aksine bütünleşmeye çalışıyoruz.

Oyununuzun hareket alanı kısıtlı bir sahne düzeni var; seyirci iki yandan sizi çevreliyor ve zaman zaman performans seyircinin arasındaki merdivenlere taşıyor. Böyle bir mekânda oynamak, oyuncu olarak ritminizi, partnerinizle ilişkinizi ve seyirciyle kurduğunuz teması nasıl etkiliyor?

İ.S.:

Oyunu ilk çalışmaya başladığımız zaman Çağ'ın gözünde canlanan ilk şey oyunun seyirciyi çevrelemesiydi. Çünkü "duygusal bir rollercoaster" diye tanımlarken aslında seyirciyi duygularla, olaylarla, hareketlerle sarma hissinden söz ediyoruz. Seyircilerin arasında gezerek, temas ederek, onların içinde yaşadığımız kısım oyunun duygusunu başka bir yere taşıyor.

O.B.K.:

Soruda "kısıtlamak" geçtiği için söylüyorum; bu düzen aksine bir özgürlük. Biz seyirciye çok açık iki oyuncuyuz. İnteraktif değil ama oyun seyircilerin arasında olan dört koridorda, tribün-sahne sisteminde dolaşarak oynanıyor. Seyircilerin arasında gezmek, yanlarında çok eğlenceli, çok dramatik, çok sert anları oynamak büyük bir lüks. Bundan şikâyet eden; "Arkamıza mı dönüp bakacağız?" diyenler seyircilerimiz oldu. Haksız değiller ama bu bir deneyim. Kendinizi bıraktığınızda size tasarladığı şeyi yaşatan, pişman etmeyen bir sistem.

Dört sezondur, iki kişilik ve oyuncuya saklanacak pek bir alan bırakmayan bu hikâyeyi birlikte taşıyorsunuz. İlk temsilden bugüne aranızdaki sahne kimyasında, birbirinizin ritmini okuma ve oyunun duygusunu birlikte taşıma biçiminizde en büyük değişim ne oldu?

İ.S.:

Olgu'yla oynamak hayatımdaki en büyük şanslardan biri. Böyle bir oyunu yakın arkadaşınla yaratabilmek zor. Dolayısıyla arkadaş ilişkisini böyle profesyonel bir partnerliğe çevirmek, "Acaba ne kadar oynarız bu oyunu?" diye başladığımız şeyi bugün büyük salonlarda oynamamız, iki arkadaş el ele hayallerimizi gerçekleştiriyormuşuz hissi veriyor.

O.B.K.:

İdil'le sahneye çıkmadan önce söylediğim bir şey var: "Seninle sahneye çıktığım için çok şanslıyım." 13 senelik bir arkadaşlığımız var, bu oyunla ilgili ilk motivasyonumuz "Biz neden beraber bir şey yapmıyoruz?" sorusuydu. Bir seyircimizin yorumu vardı: "Sahnede birbiriyle bütün sınırlarını kaldırmış iki oyuncu görüyoruz." Bu oyuna başlarken en büyük şansımız çok iyi arkadaş olmamızdı. En ayağımıza dolanacak şey de oydu; çünkü bir aşk hikâyesi anlatıyoruz. İki yakın arkadaş olarak uzun süre birbirimize âşık olmanın ne olduğunu çalıştık.

İ.S.:

Biz Craft Tiyatro'da tanıştık; Olgu üst sınıfımdaydı ve okulda "Olgu Baran Kubilay çok iyi oyuncu" diye bir efsane dolaşıyordu. Ben de çok hırslıydım; "Kim bu ya?" diyordum. Sonra izleyip gerçekten çok iyi oynadığını gördüm. Yıllar geçtikçe, bunu bir yarışa çevirmenin bir anlamı olmadığını fark ettim. Güçlerimizi birleştirelim dedim.

O.B.K.:

Biz birbirini şaşırtmayı seven iki tipiz. Sahne üstünde de hâlâ şaşırtıyoruz.

Oyunu oynadıkça "Bir ilişkiyi asıl ayakta tutan şey nedir?" sorusuna verdiğiniz cevap değişti mi?

İ.S.:

Bu oyun süreci, ikimizin de sağlıklı ilişkiler yaşadığı bir döneme denk geldi. Kendi ilişkilerimizi rahatça tanımlayabilmemiz, oyunu daha iyi anlamamıza yardım etti. Bir kavga ya da terslik olduğunda "Bu olmamalıydı" hissim çok azaldı. Hayatın inişli çıkışlı, kavgalı, sorunlu ya da sorunsuz olabileceği gerçeği bu oyunda çok hâkim. Dolayısıyla kavga da edebiliriz; bazen birbirimizden nefret edebiliriz, bazen çok sevebiliriz ve bu normal, seyircinin "yalnız değilim" hissine eriştiği yer de burası. Çünkü aşk ve ilişki çok güzel paketlenerek servis ediliyor. Oysa aile kurmanın zorluğundan, çocuk yetiştirmenin ağırlığından, buna rağmen iki kişinin sevgisini ve saygısını sürdürmesinin zorluğundan kimse bahsetmiyor.

O.B.K.:

İki insanın hayatını üç sene dört sezon boyunca defalarca yaşadıkça, kendi ilişkimdeki küçük anlara daha dikkat eder oldum. Daha çok korktum, endişe ettim bazı şeylerden. Oyunda söylediğim bir söz çok şey ifade ediyor: "Birini sevmek demek, onu her zaman her koşulda sevmek demek değildir. Hatta çoğu zaman bunu yapmak çok zorlaşır." Bunu kabul etmek ve devam etmek lazım.

Emma Thompson tiyatroyu bu bağlantısız dünyadaki tek umut olarak tanımlıyor. Her şeyin bir tıkla kurgulandığı şu çağda, tiyatro sahteliğin sızamadığı son kalemiz mi, yoksa tiyatronun o biricik ruhu da hızla değişiyor mu?

İ.S.:

Bence kişinin durduğu ve savunmak istediği yer çok kıymetli. Biz ve birçok genç meslektaşım umutla ve inatla bunu yapmaya devam ediyoruz. Çok zor zamanları da olsa tiyatro dokunulmaz bir alan. Oyun oynama hakkım var; istediğim kadar üzülme, ağlama, şımarma... Kendi duygularımı paylaşabilme hakkım var ve bu çok keyifli.

O.B.K.:

Bu bir emek. Birileri canıyla kanıyla evinden geliyor. Burada asistan arkadaşlarımız, ışıkçı, teknik ekip, burayı hazırlayan insanlar var. İnsanlar evlerinden kalkıp geliyor, biz çıkıyoruz ve hep beraber aynı şeyi yaşıyoruz. Bu başka bir şeye dönüşemez. O yüzden çok kıymetli. Yapılacaksa da bugüne kadar nasıl yapıldıysa öyle yapılacak. Emma ablama katılıyorum; canlı, kanlı, terli, gerçek bir şey bu.

İ.S.:

Ayrıca çok sadık bir kitlesi var, gerçekten her oyunu takip eden, özveriyle her ay planını yapıp bütçesini oyunlara ayıran... "Buna rağmen yapmak" diye bir şey var. "Biz bunun savaşçısıyız" demiyoruz; biz sevdiğimiz şeyi yapıyoruz, bunun için de elimizden geleni yapmaya devam etmek istiyoruz.

Algoritmaların dikte ettiği pürüzsüz imaj çağındayız. Sahnede o insani kusuru ve kontrol edilemeyen canlılığı paylaşmak, sizin için kariyerinizden taviz vermek mi, yoksa sahip olduğunuz en büyük başkaldırı mı?

İ.S.:

Çirkinleşebilmek müthiş bir şey. Hepimiz güzel gözükmek istiyoruz ama oyunculukta eğer duygulardan bahsediyorsak kusuru da defoyu da anlatıyoruz. Bence oyunumuzda seyircinin sevdiği şeylerden biri burada çirkin gözükmenin umurumuzda olmaması.

O.B.K.:

Kusur, defo dünyanın en güzel şeyi bence; herkesi birbirinden ayıran şey. Güzel şeyler, iyi şeyler, mükemmeli düşünerek yapılabilecek şeyler değil bence. Son birkaç senedir tiyatro benim tam anlamıyla özgür olabildiğim tek yer gibi hissediyorum. O yüzden "Nasıl gözüküyorum, ne oluyor?" bununla ilgilenmiyorum.

Seyircinin zihninin her an ekrana bölündüğü bir çağdayız. Sahneden bakınca, seyirciyi o canlı anın içine davet etmek artık daha mı güç? Tiyatro, bu dikkat dağınıklığıyla mücadele ederken birbirimize yeniden ihtiyaç duyduğumuzu mu hatırlatıyor?

O.B.K.:

Telefonlar çalar, düşer, sahnedeyken birinin yüzünün aydınlandığını görürsün. Evet güç, ama o bir deneyimse, anlatacağımız şey bir iddiaysa, o insanın bunu bilmesine rağmen bakmaya devam ettiği telefonundan kafasını kaldırtmak da benim meselem bence. Tabii ki çok sıkıntılı durumlar oluyor, insanlar kendi hayatlarıyla ilgili haber alabilirler, sıkıntılı, acil durumlar, onlarla ilgili söylemiyorum bunları...

İ.S.:

Ben bunu saygıya bağlıyorum. O ilişkinin baştan kurulması gerekiyor orada. Sosyal medyanın hayatımızı kapladığı su götürmez bir gerçek. Sadece sosyal medya çok büyük, ben de kullanıyorum ama saygılı olmayı tercih ediyorum.

Tüm bu karmaşanın sonunda, tiyatronun o kaydedilemeyen, pazarlanamayan ve öngörülemeyen anlık fiziksel teması, sizce planlar ve hesaplarla şekillenen bugünlerde bizim için ne ifade ediyor?

O.B.K.:

Biz "seyirciye şimdi bir şey yapacağız" planıyla değil, "Acaba birazdan ne yaşayacağız?" diye çıkıyoruz sahneye. Hiçbir şekilde kaydı olmayacak, yaşanıp gidecek bir anı tecrübe etmenin kıymeti bence paha biçilemez.

İ.S.:

Şaşırtıcı bırakıyor, hesaplanamaz bir tarafı var. "Hadi kendimi bilmediğim bir yere atayım" hissi çok az bulunur bir şey. O yüzden buna cesaret edip gelen, deneyimlemeye açık olan herkes için tiyatro şaşırtıcı olmaya devam edecek.

EN ÇOK OKUNANLAR

3 Nisan 2026 Haftasında Vizyonda Kaçırılmayacak Filmler
3 Nisan 2026 Haftasında Vizyonda Kaçırılmayacak Filmler

3 Nisan 2026 Haftasında Vizyonda Kaçırılmayacak Filmler

5 dakika okunma süresi
Gökyüzünden İlham Alan Mücevherin Hikayesi
Gökyüzünden İlham Alan Mücevherin Hikayesi

Gökyüzünden İlham Alan Mücevherin Hikayesi

2 dakika okunma süresi
Boğazın İzinde Bir Tasarım Dili
Boğazın İzinde Bir Tasarım Dili

Boğazın İzinde Bir Tasarım Dili

2 dakika okunma süresi
Yeni Nesil Buluşma Noktası
Yeni Nesil Buluşma Noktası

Yeni Nesil Buluşma Noktası

2 dakika okunma süresi
Yeni Mercedes-Benz GLB ile Mayorka Sürüşü
Yeni Mercedes-Benz GLB ile Mayorka Sürüşü

Yeni Mercedes-Benz GLB ile Mayorka Sürüşü

1 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Harry Styles'tan Netflix'e Özel Bir Sahne Gecesi
Harry Styles'tan Netflix'e Özel Bir Sahne Gecesi

Harry Styles'tan Netflix'e Özel Bir Sahne Gecesi

Oscar Yolunda Ödül Sezonunun Güç Haritası: Kim Rekor Kırdı? Kim Beklentilerin Altında?
Oscar Yolunda Ödül Sezonunun Güç Haritası: Kim Rekor Kırdı? Kim Beklentilerin Altında?

Oscar Yolunda Ödül Sezonunun Güç Haritası: Kim Rekor Kırdı? Kim Beklentilerin Altında?

2026 Konser Ajandası
2026 Konser Ajandası

2026 Konser Ajandası

23 Nisan'da Çocuklarla Keyifli Zaman Geçirebileceğiniz Etkinlikler
23 Nisan'da Çocuklarla Keyifli Zaman Geçirebileceğiniz Etkinlikler

23 Nisan'da Çocuklarla Keyifli Zaman Geçirebileceğiniz Etkinlikler

Akrobasiyle Kurulan Bir Ekosistem
Akrobasiyle Kurulan Bir Ekosistem

Akrobasiyle Kurulan Bir Ekosistem

ALEM Kitap Kulübü: Nisan Seçkisi
ALEM Kitap Kulübü: Nisan Seçkisi

ALEM Kitap Kulübü: Nisan Seçkisi

Haftanın İlham Rehberi: 23 - 29 Mart
Haftanın İlham Rehberi: 23 - 29 Mart

Haftanın İlham Rehberi: 23 - 29 Mart

Haftanın İlham Rehberi: 9 - 15 Mart
Haftanın İlham Rehberi: 9 - 15 Mart

Haftanın İlham Rehberi: 9 - 15 Mart

Haftanın İlham Rehberi: 23 Şubat - 1 Mart
Haftanın İlham Rehberi: 23 Şubat - 1 Mart

Haftanın İlham Rehberi: 23 Şubat - 1 Mart

2026 Film Independent Spirit Ödülleri Kazananlar Listesi
2026 Film Independent Spirit Ödülleri Kazananlar Listesi

2026 Film Independent Spirit Ödülleri Kazananlar Listesi

Bad Bunny'nin İlk Başrol Filmi: “Porto Rico”
Bad Bunny'nin İlk Başrol Filmi: “Porto Rico”

Bad Bunny'nin İlk Başrol Filmi: “Porto Rico”

65 Yıl Sonra Geri Dönen Rembrandt: Uzun Yıllardır Kayıp Sanılan Eser Yeniden Doğrulandı
65 Yıl Sonra Geri Dönen Rembrandt: Uzun Yıllardır Kayıp Sanılan Eser Yeniden Doğrulandı

65 Yıl Sonra Geri Dönen Rembrandt: Uzun Yıllardır Kayıp Sanılan Eser Yeniden Doğrulandı