Tiyatro sadece bir metinden ibaret değil elbette. Hatta bazen felsefi bir sorgulama ve görsel bir şölen anlamına da geliyor. Güney Amerikalı bir vampirin izinde, doğanın kalbinde ve sanatın dönüştürücü gücünün rehberliğinde geçen "Vampyr" oyunu, tam da böyle bir enerjiye sahip. Günümüz sahne sanatlarının en heyecan verici ve sınırları zorlayan yönetmenlerinden biri olan Şilili sanatçı Manuela Infante, benzersiz tiyatro diliyle İstanbul'da sanatseverleri derin bir keşfe çıkarmaya hazırlanıyor. Beykoz Kundura'nın sadece ev sahipliği yapmakla kalmayıp, vizyoner bir yaklaşımla ortak yapımcıları arasında yer aldığı "Vampyr", 27 ve 28 Haziran tarihlerinde Türkiye'de ilk kez Kundura Sahne'de tiyatroseverlerle buluşacak. Bu özel buluşma, aslında temelleri 2022 yılında atılan sanatsal bir yol arkadaşlığının en yeni halkası denilebilir. Sanatçının bir önceki işi "Cómo Convertirse en Piedra (Taşa Nasıl Dönülür)" ile Türkiye'de ilk kez bir Şilili tiyatro grubuna ev sahipliği yapan Beykoz Kundura, bugün bu bağı bir adım öteye taşıyarak eserin doğrudan üretim sürecine dahil oluyor ve bir "misafirlikten" güçlü bir "ortak yapımcılığa" uzanan bu yolculuğu kendi sahnesinde taçlandırıyor.

Manuela Infante'nin tiyatrosu, alışılagelmiş dramatik yapıların çok ötesinde bir araştırma sahası olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçının "Estado Vegetal" ve "Cómo Convertirse en Piedra" ile başlattığı, insan-olmayan (non-human) varlıkları odağına alan üçlemesinin son halkası olan "Vampyr", antropomerkezci (insan-merkezci) olmayan ve dekolonyal bir tiyatro anlayışını hayal etme çabasının en olgun meyvesi niteliğinde. Eser, Avrupa'nın klasik vampir mitini Güney Amerika'nın yerel gerçekliğiyle çarpıştırarak yeni bir mitoloji önerisi sunuyor. Bu yeni anlatıda vampir, sadece korku ögesi bir figür olarak değil; doğa ve kültür ayrımını reddeden, biyolojik ve toplumsal sınırların arasında dolaşan inatçı ve biçim değiştiren bir varlık olarak betimleniyor.

Tür olarak bir "sahte belgesel" (mockumentary) yapısında kurgulanan "Vampyr"in hikayesi, Şili'de denetimsiz şekilde kurulan rüzgar türbini parklarında geçiyor. Sahne üzerinde izlediğimiz varlıklar bazen bir yarasa, bazen gece vardiyasında çalışan bir işçi, bazen de toprak veya hayvan olarak karşımıza çıkıyor. Bu kararlı belirsizlik, izleyiciye kimliklerin ve türlerin akışkan olduğu, kara mizah ve absürtlükle yoğrulmuş bir atmosfer sunuyor. Oyunun temelinde yatan ironi, Avrupa'nın kan emici vampir efsanesi ile Şili'de yaşayan ve rüzgar türbinleri nedeniyle habitatları yok olan hematofag (kanla beslenen) yarasaların trajik gerçeği arasında kurulan bağda gizli. Oyunun yönetmeni Infante, bu noktada "yeşil neo-kolonyalizm" kavramını gündeme taşıyor. "Yeşil enerji" veya "greenwashing (yeşil aklama)" kisvesi altında devam eden sömürü düzenini ve kolonyal mantığın nasıl modern formlarla yeniden üretildiğini sert ama bir o kadar da yaratıcı bir dille sorguluyor. 90 dakika süren bu yoğun performans, Marcela Salinas ve David Gaete'nin oyunculuklarıyla hayat buluyor. Tasarımdan ses düzenine, dramaturjiden kostüm uygulamasına kadar her detay, Infante'nin kurduğu bu spekülatif evreni desteklemek üzere titizlikle örülüyor. Kuruluşundan bu yana sanatı sadece bir sergileme alanı değil, bir üretim ve düşünce alanı olarak konumlandıran Beykoz Kundura, bu projeyle üstlendiği ortak yapımcılık rolü ile uluslararası sanat ağındaki güçlü pozisyonunu ve yenilikçi eserlere verdiği desteği bir kez daha kanıtlayarak ortaya koyuyor.