20 yılı geride bırakan Contemporary Istanbul, üçüncü 10 yılına dünyayı yalnızca İstanbul'da buluşturmakla yetinmeyen; İstanbul'u farklı sanat coğrafyaları arasında güçlü bir bağlantı noktasına dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir vizyonla giriyor. Akbank ana partnerliğinde 23-27 Eylül tarihleri arasında Tersane Istanbul'da gerçekleşecek CI21, 16 ülkeden 70 galeriyi bir araya getirirken 22 galeriyi ilk kez ağırlıyor. Fuarın önümüzdeki iki yılına yön verecek "Focus: Asia" programı ise Asya'nın yükselen sanat merkezlerini, farklı koleksiyoner ağlarını ve güncel üretimlerini İstanbul'a taşıyarak Avrupa ile Asya arasında uzun soluklu bir kültürel diyaloğun zeminini kuruyor. Contemporary Istanbul Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, fuarın 20 yıllık birikimini Türkiye'de üretilen sanatın dünyayla ilişkisini güçlendiren sürdürülebilir bir platform olarak tanımlarken, CI21 ile bu birikimi yeni coğrafyalara taşımayı hedeflediklerini söylüyor. Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli ise fuarın gerçek sermayesini 20 yılda sanatçılar, galeriler, koleksiyonerler, kurumlar ve şehir arasında kurulan ilişkiler ve güven olarak görüyor. Ali Güreli ve Rabia Bakıcı Güreli ile Contemporary Istanbul'un üçüncü on yılına yön verecek uluslararası açılımı, "Focus: Asia" programını, yeni mekânsal kurguyu ve CI21'in ziyaretçileri İstanbul'la kişisel bir bağ kurmaya davet eden çok katmanlı dünyasını konuştuk.

Geride bıraktığınız yirmi yıllık yolculuğa bugünden baktığınızda, fuarın İstanbul'un uluslararası çağdaş sanat dünyasındaki konumuna nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz? Bu birikim, Contemporary Istanbul'un önündeki yeni dönemi ve 21. edisyonun vizyonunu nasıl şekillendirdi?
Contemporary Istanbul'a başlarken temel amacımız, İstanbul'u uluslararası sanat dünyasının önemli merkezlerinden biri hâline getirmek ve Türkiye'de üretilen sanatı dünyayla buluşturacak sürdürülebilir bir platform yaratmaktı. Yirmi yılın sonunda baktığımızda, farklı ülkelerden galerileri, sanatçıları, koleksiyonerleri ve kurumları İstanbul'da buluşturarak hem Türkiye'nin uluslararası sanat dünyasıyla ilişkilerini güçlendirdik, hem de Türkiye'nin yumuşak güç markası ve yüzü olarak İstanbul'un bu ağ içindeki merkezlerden biri olarak konumladık. Bu süreçle birlikte, şehrin kültürel hareketliliğinin yanı sıra ekonomik hareketliliğine katkı sağladık ve yaratıcı ekosistemini oluşturduk. CI21'in vizyonu ise bu birikimi yeni coğrafyalara taşımak ve İstanbul'u farklı sanat sahneleri arasında daha güçlü bir bağlantı noktası hâline getirmek üzerine kurulu. Artık yalnızca dünyayı İstanbul'a getirmek değil, İstanbul'u da Asya'dan Avrupa'ya, Amerika'dan yakın coğrafyalara uzanan farklı sanat ekosistemleriyle daha güçlü biçimde ilişkilendirmek istiyoruz. Türkiye'de son yirmi yılda gelişen ve çeşitlenen sanat ortamının yarattığı zemini, bu uluslararası ilişkileri derinleştirmek için kullanıyoruz.
Bu yıla bakarsak, CI21'in en dikkat çeken yeniliklerinden biri de, Avrupa ile Asya arasındaki kültürel diyaloğu güçlendirmeyi amaçlayan iki yıllık "Focus: Asia" programı. Bu açılımın fikri nasıl doğdu? Galerilerden kurumlara, koleksiyonerlerden sanatçılara uzanan bu yapıyı nasıl bir strateji doğrultusunda oluşturdunuz? Ziyaretçileri fuarda nasıl bir Focus Asia seçkisi bekliyor?
"Focus: Asia", Contemporary Istanbul'un farklı sanat coğrafyalarıyla uzun vadeli ilişkiler kurma vizyonunun önemli adımlarından biri. Geçtiğimiz on yılda Asya, sanat ekosisteminde yükseldi ve Asya ülkeleri sanatın içinde çok önemli bir yer aldılar. Çin, Japonya ve Kore'nin yanında, Hindistan'ın da bu konuda çok güçlendiği görüyoruz. Son yıllarda Asya'daki sanat sahnelerinin gösterdiği dinamizmi yakından takip ediyoruz. Güneydoğu Asya'dan Japonya, Kore ve Çin'e uzanan geniş bir coğrafyada güçlü sanat üretimleri, galeriler, kurumlar ve koleksiyoner ağları oluşuyor. "Focus: Asia" ile amacımız sanatçılar, galeriler, kurumlar ve koleksiyonerler arasında fuarın ötesine geçen, uzun vadeli ilişkilerin kurulmasına zemin hazırlamak. "Focus: Asia"yı yalnızca fuar süresince gerçekleşen bir program olarak değil, öncesinde başlayan ve sonrasında da devam eden bir kültürel alışveriş alanı olarak ele alıyoruz. Başlattığımız Focus bölümünün dolaylı bir eğitim yönü de var. Buradaki izleyici Asya'yı ve sanatını tanıyor; Asyalılar ise bu topraklarda üretilen çağdaş sanatı tanıyıp daha iyi anlıyorlar. Örneğin, Çin ile Türkiye arasında bu anlamda ilginç bir paralellik görüyorum. Her iki ülkenin de güçlü ve köklü bir kültürel birikimi var ve özellikle son dönemde kendi sanatlarını dünyaya anlatma, uluslararası sanat dünyasıyla daha güçlü ilişkiler kurma yönünde bir açılım içindeler. Bu yıl ziyaretçileri, Asya'nın farklı sanat merkezlerinin özgün dinamiklerini ve güncel üretimlerini bir arada gösteren bir seçki bekliyor. Bizim için önemli olan, bu coğrafyanın kendi içindeki çeşitliliği görünür kılmak ve İstanbul'da farklı sanat sahneleri arasında yeni karşılaşmalar yaratma.
Son yıllarda küresel sanat piyasasının ağırlık merkezlerinden birinin giderek Asya'ya kaydığını görüyoruz. Bölgedeki koleksiyonerlerin, kurumların ve sanat sahnelerinin uluslararası ekosistemde artan etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? "Focus: Asia" kapsamında Pearl Lam Projects, Whitestone Gallery, Takato Kano Gallery, Method Gallery ve Silk Art House gibi galerilerin İstanbul'a taşıyacağı farklı bakış açıları bu dönüşümü nasıl yansıtacak?
Asya'daki canlı sanat ortamı; yeni koleksiyoner profilleri, müzeler, kültür kurumları ve gelişen sanat fuarlarıyla birlikte bölgenin küresel sanat dünyasındaki görünürlüğünü giderek güçlendiriyor. Burada bizim için önemli olan ise Asya'yı tek bir sanat coğrafyası olarak ele almamak. Örneğin Asya'ya baktığımızda Çin, Japonya, Kore ve Hindistan'ın her biri farklı kültürel katmanlara ve sanat piyasalarına sahip. Focus: Asia kapsamında bir araya gelen galerilerin farklılığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Pearl Lam Projects, Whitestone Gallery, Takato Kano Gallery, Method Gallery ve Silk Art House, kendi coğrafyalarının farklı kuşaklarını, estetik yaklaşımlarını ve sanatçılarını İstanbul'a taşıyarak Asya sanat sahnesinin çeşitliliğini görünür kılacak. Bu çeşitliliğin İstanbul'da bir araya gelmesi, bu sahnelerle İstanbul arasında yeni karşılaşmalar yaratmak açısından da önemli. Türkiye açısından baktığımızda ise uluslararası sanat fuarlarına düzenli olarak katılan, farklı coğrafyalarda görünürlük kazanan galerilerimizin yanı sıra, uluslararasılaşma potansiyeli taşıyan çok sayıda güçlü galerimiz de var. Bugün yaklaşık sekiz galerimiz, kendi işletme sermayelerinin ve uluslararası ağlarının imkânları doğrultusunda dünyanın farklı fuarlarında düzenli olarak yer alıyor. Diğer galerilerimizin de uluslararası fuarlara açılma konusunda güçlü bir isteği ve heyecanı var. Burada önemli olan, bu galerilerin yeni pazarlara erişimini kolaylaştıracak fırsatlar yaratmak. Contemporary Istanbul'un uluslararası galerilerle kurduğu yapı da bu açıdan önemli bir rol oynuyor. Bu yıl ilk kez katılan 22 galeriyle birlikte, Türkiye'deki galerilerimizin İstanbul'da uluslararası galerilerle bir araya gelmesini ve yeni iş birlikleri geliştirmesini sağlıyoruz. Böylece uluslararası bir fuara gitmenin ötesinde, dünyanın farklı sanat sahneleriyle kendi şehirlerinde doğrudan temas kurabilecekleri bir ortam yaratıyoruz. Bu platform artık bu bağlantıları kurma konusunda istediğimiz noktaya geldi. Önümüzdeki yıllarda daha da büyüyecek.
Contemporary Istanbul bu yıl yaklaşık 70 galeriyi ve 700'ü aşkın sanatçıyı ağırlıyor. Yeni katılımcılarla birlikte fuarın galeri haritasında ve temsil ettiği sanatsal coğrafyalarda nasıl bir değişim göreceğiz?
Bu yıl Contemporary Istanbul'un galeri haritasında hem niceliksel hem de coğrafi açıdan önemli bir çeşitlenme görüyoruz. 16 ülkeden 70 galeriyi İstanbul'da bir araya getiriyoruz. Yeni katılımcılarımızla birlikte Avrupa'nın yanı sıra Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika gibi farklı sanat coğrafyalarının fuardaki temsili de güçleniyor. Özellikle Contemporary Istanbul'a ilk kez katılan galerilerin profili bizim için önemli. Paris, Berlin, Lizbon ve Madrid gibi Avrupa merkezlerinin yanı sıra Hong Kong, Şanghay, Tokyo, Yeni Delhi, São Paulo ve Tahran gibi farklı sanat merkezlerinden galerilerin İstanbul'a gelmesi, fuarın uluslararası ağını daha da çeşitlendiriyor. Bununla birlikte, yeni galerilerin İstanbul'daki sanat ortamıyla kuracağı ilişkileri de en az katılımın kendisi kadar önemsiyoruz. Bu yıl 22 galeri fuara ilk defa katılıyor. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda galerilerin temsil ettikleri sanatçıları farklı coğrafyalarda tek başlarına desteklemeleri her zaman kolay değil. Bu nedenle bugün uluslararası sanat dünyasında galeriler arasında ortak sergiler, sanatçı değişimleri ve farklı pazarlarda birlikte hareket etme gibi iş birliklerinin giderek daha fazla önem kazandığını görüyoruz. Contemporary Istanbul'un da bu tür karşılaşmalar için bir zemin oluşturmasını önemsiyoruz. Galeri haritasındaki çeşitlenmenin yalnızca sayısal bir büyüme olarak değil, yeni bağlantılar ve uzun vadeli ilişkiler olarak da karşılık bulması bizim için önemli.
CI21, Tersane İstanbul içerisinde yeni bir mekânsal yerleşime geçerek Hall A, Hall B ve Hall C'ye yayılıyor. Fuarın alanını yeniden kurgulama kararının ardında ne vardı? Bu yeni yerleşim galeriler, büyük ölçekli özel projeler ve ziyaretçi deneyimi açısından ne gibi olanaklar sağlayacak?
Bu yeni yerleşim kararının arkasında, Contemporary Istanbul'un büyüyen uluslararası yapısını Tersane İstanbul'un mekânsal potansiyeliyle daha uyumlu hale getirme isteğimiz vardı. Fuarın farklı bölümlerini daha kompakt, bütünlüklü ve ziyaretçi açısından daha kolay takip edilebilir bir yapı içinde sunuyoruz. Hall A, Hall B ve Hall C'ye yayılan yeni yerleşim, galeriler açısından da daha farklı ölçeklerde sunumlar yapabilme imkânı yaratıyor. Özellikle büyük ölçekli eserler, özel projeler ve kurum sunumları için daha fazla alan ve daha güçlü bir mekânsal bağlam ortaya çıkıyor. CI21'in programında özel projelerin ve enstalasyonların da yer alması, bu yaklaşımın önemli bir parçası. Bizim için burada önemli olan ziyaretçiye farklı sanat deneyimleri arasında hareket edebileceği bir rota sunmak. Galeriler, özel projeler, konuşmalar ve farklı programlar arasında dolaşırken Tersane İstanbul'un kendisi de bu deneyimin bir parçası haline geliyor.

Contemporary Istanbul'un 20. yılını geride bırakmak sizin için ne ifade ediyor? Bu yirmi yıllık deneyimden CI21'e taşımak istediğiniz en önemli birikim ne oldu; yeni edisyonu hazırlarken artık geride bırakmak ya da dönüştürmek istediğiniz alışkanlıklar var mıydı?
20 yıl dile kolay geliyor ama dönüp baktığımda benim için çok büyük bir hayat parçası. Contemporary Istanbul'u kurduğumuz günden bugüne sadece bir fuarın büyümesine değil, Türkiye'de çağdaş sanatın, koleksiyonerliğin, galerilerin ve izleyicinin de dönüşümüne tanıklık ettik. Biz de onlarla birlikte değiştik. Bu yirmi yıldan CI21'e taşıdığımız en önemli şey bence ilişkiler ve güven. Bir fuarı yalnızca iyi galeriler getirerek yapmıyorsunuz. Yıllar içinde sanatçılarla, galerilerle, koleksiyonerlerle, kurumlarla ve dünyanın farklı yerlerinden insanlarla kurduğunuz ilişkiler onun gerçek sermayesi oluyor. Ama 21. yıl bizim için biraz da yeniden düşünme zamanı. Artık sırf yıllardır yaptığımız için bir şeyi aynı şekilde yapmaya devam etmek istemiyoruz. Daha meraklı, daha esnek, dünyada olup bitene daha açık olmak istiyoruz. "Focus: Asia" da biraz bunun sonucu. Yıllardır daha çok Avrupa ve Amerika ekseninde kurulan uluslararası sanat ilişkilerinin yanında, bugün çok güçlü bir kültürel ve sanatsal dinamizmin olduğu Asya'ya daha yakından bakmak istedik. Yani 21. yılda geçmişimizi yanımıza alıyoruz ama geçmişimize yaslanmıyoruz. Sanırım benim için en önemli fark bu.
CI21'de partner markalarla geliştirilen projeler bu yıl oldukça geniş ve farklı bir seçki oluşturuyor. Sanatçı iş birliklerinden mekâna özgü enstalasyonlara, dijital projelerden sanat ve tasarımı buluşturan çalışmalara uzanan bu çeşitlilikte, Contemporary Istanbul olarak partner projelerini oluştururken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Bir marka iş birliğinin yalnızca partnerlik ya da görünürlük olmanın ötesine geçerek fuarın sanatsal içeriğinin anlamlı bir parçasına dönüşmesi sizin için ne ifade ediyor?
Ben partnerliklere hiçbir zaman yalnızca bir partnerlik ilişkisi olarak bakmadım. Contemporary Istanbul'un 21 yıllık yolculuğunda partnerlerimiz bizim için fuarın büyümesini sağlayan destekçiler olmanın ötesinde, birlikte yeni fikirler geliştirebildiğimiz yol arkadaşları oldular. Özellikle son yıllarda markaların sanatla kurduğu ilişkinin çok değiştiğini görüyoruz. Artık yalnızca logolarının görünür olduğu bir yerde bulunmak istemiyorlar; sanatçıyla, izleyiciyle ve içinde bulundukları şehirle daha gerçek bir ilişki kurmak istiyorlar. Bu bence çok değerli bir dönüşüm. CI21'de de bunu çok farklı biçimlerde görüyoruz. Bazı projeler sanatçıyla doğrudan bir üretim sürecinden doğuyor, bazıları teknoloji, tasarım ya da zanaatla çağdaş sanatı yan yana getiriyor, bazıları ise izleyiciyi işin bir parçası haline getiriyor. Ölçekleri, dilleri ve çıkış noktaları birbirinden çok farklı. Bizim için önemli olan hepsinin aynı sponsorluk formülünden çıkmış gibi görünmemesi. Bir iş birliğini değerlendirirken ilk baktığım şey hâlâ "neden?" sorusu. Bu marka neden bu sanatçıyla ya da bu fikirle yan yana geliyor? Ortaya çıkan proje her iki taraf için de sahici mi? Sanatçının kendi dilini ve özgürlüğünü koruyor mu? İzleyiciye fuarda başka türlü karşılaşamayacağı bir deneyim sunuyor mu? Bu yılki partner projelerinin beni en çok heyecanlandıran tarafı da bu çeşitlilik. CI21'de partnerlerimizi yalnızca fuarı destekleyen markalar olarak değil, Contemporary Istanbul'un yaratıcı ekosistemine katkıda bulunan iş birlikçilerimiz olarak görüyoruz. Sanatçı merkezde kaldığı ve fikir gerçekten güçlü olduğu sürece, bu birlikteliklerin çağdaş sanat için yeni üretim alanları açabileceğine inanıyorum.
Contemporary Istanbul'un VIP programı, fuarın ötesine geçerek İstanbul'un müzelerini, koleksiyonlarını, galerilerini ve kültürel hayatını uluslararası konuklara tanıtan önemli bir alan açıyor. Bu yıl programı nasıl bir yaklaşımla hazırladınız; yerli ve yabancı koleksiyonerler için ne tür ayrıcalıklı buluşmalar ve keşif rotaları tasarlandı?
VIP programı benim Contemporary Istanbul'da en önemsediğim alanlardan biri. Çünkü İstanbul'a gelen bir koleksiyonerin yalnızca fuarı görüp oteline dönmesini istemiyoruz. O zaman İstanbul'un çok küçük bir bölümünü görmüş oluyor. Biz aslında VIP programını bir programdan çok İstanbul'a açılan bir kapı gibi düşünüyoruz. Özel koleksiyonlara, müzelere, galerilere ve sanatçı atölyelerine ziyaretler yapıyoruz; normalde kolaylıkla girilemeyecek yerlere konuklarımızı götürüyoruz. Ama bunun yanında yemekler, küçük buluşmalar ve insanların gerçekten birbirleriyle tanışabileceği daha samimi anlar da çok önemli. Uluslararası konuklarımızın İstanbul'daki sanat ortamını içeriden tanımalarını, yerli koleksiyonerlerimizin de dünyanın farklı yerlerinden gelen koleksiyoner, müze yöneticileri, küratör ve kültür insanlarıyla doğal ilişkiler kurmalarını istiyoruz. Çünkü benim için Contemporary Istanbul'un başarısı yalnızca fuarın açık olduğu günlerde ne olduğuyla ölçülmüyor. Burada başlayan bir tanışıklığın altı ay sonra başka bir ülkede bir sergiye, bir sanatçı davetine ya da yeni bir koleksiyonerlik ilişkisine dönüşmesi çok daha değerli.
Fuara bin beş yüzü aşkın uluslararası koleksiyonerin gelmesi bekleniyor. Bu farklı çevreleri yalnızca eserlerle değil, İstanbul'la ve şehrin yaratıcı enerjisiyle de güçlü bir ilişki içine sokmak için nasıl bir deneyim kurguluyorsunuz? CI21'den ayrılan bir ziyaretçinin zihninde ve duygusunda ne kalmasını arzu edersiniz?
Herhalde en çok şunu isterim: "İstanbul'a yeniden gelmeliyim" diye düşünmesini. Çünkü Contemporary Istanbul'u İstanbul'dan ayrı düşünemiyorum. İnsanlar elbette fuara eser görmek, sanatçı keşfetmek, galerilerle buluşmak için geliyorlar. Ama İstanbul'da bütün bunların etrafında başka bir duygu daha var. Şehrin tarihi, Boğaz, Haliç, mimari, yemek, müzik, insanların enerjisi ve bugün burada üretilen çağdaş kültür birbirine karışıyor. Biz uluslararası konuklarımızın sadece "iyi bir fuara gittim" demelerini değil, İstanbul'la kişisel bir bağ kurmalarını istiyoruz. Bir koleksiyonu ziyaret ederken tanıştıkları biri, bir sanatçının atölyesinde yaptıkları sohbet, hiç planlamadıkları bir akşam yemeği bazen gördükleri yüzlerce eserden daha uzun süre hafızalarında kalabiliyor. Ben yıllardır bunu görüyorum: İstanbul insanları şaşırtıyor. Buraya ilk kez gelenlerin kafalarında çoğu zaman başka bir İstanbul var; giderken bambaşka bir İstanbul'la ayrılıyorlar. CI21'den sonra da ziyaretçilerimizin yanlarında biraz merak, biraz şaşkınlık, yeni dostluklar ve yeniden gelme isteği götürmelerini isterim. Bence Contemporary Istanbul'un İstanbul için yapabileceği en güzel şeylerden biri de bu.