Paris Moda Haftasında Kendi Hikayesini Yazıyor: Burç Akyol

Modanın en ikonik hikâyelerinin yazıldığı sahne olan Paris Moda Haftası'nda 29 Eylül'de yeni koleksiyonunu sunacak olmanın heyecanını yaşayan Burç Akyol ile Paris'teyiz; her kare, onun köklerini, zanaat sevgisini ve şehrin sokaklarındaki imza duruşunu fısıldayan eşsiz bir detay barındırıyor.

2 Eylül 2026 Çarşamba 17:32
28 dakika okunma süresi
ABONE OL
Paris Moda Haftasında Kendi Hikayesini Yazıyor: Burç Akyol

Bazı çekimler bir fotoğraf karesinin ötesine geçiyor ve yaşayan birer portreye dönüşüyor. Nasıl ki Fransa'nın küçük bir kasabasında, babasının dikiş makinesi başında kurduğu hayallerle şekillenen yaşamı bugün moda tasarımcısı Burç Akyol'u Paris Moda Haftası'nın en güçlü ve özgün seslerinden birine dönüştürüyorsa, objektiflere yansıyan her kare de kimliğinin bir parçasını yüksek sesle anlatan detayları birer sanatsal iz olarak gözler önüne seriyor. Burç'un Paris'te stüdyosu olarak da kullandığı evinde başlayan hikaye, Kendall Jenner, Emma Corrin gibi isimler tarafından giyilen, Burç'un imzası niteliğindeki "Karyatid" elbiselere ilham veren meşhur Paris çeşmelerinde devam ediyor. Tuileries Bahçeleri; Burç'un sonbahar yürüyüşleri yapmak ya da meşhur Edmond & Fils sandalyelerinde saatlerce oturmak için Paris'teki favori noktaları. Ve Burç'un Dreux'den Paris'e taşındığında ilk yerleştiği mahalle olan Place de la Concorde... "Klasik Paris simetrisinin doğuş yeri. Bu meydanın zamansızlığında ve sahip olduğu ihtişamın günümüz araba trafiğiyle buluşmasında çok özel bir şey var." Rive Droite'tan Rive Gauche'a geçmek için en çok kullanılan kavşak noktasından bize bir poz daha veriyor. "Buradaki her bir taş, Paris'in ta kendisi." Paris ve Burç Akyol senkronizasyonu en sevdiği kafede tamamlanıyor.

Paris Moda Haftası'nın siz de artık bir parçasısınız. Tasarım kimliğinizi böylesine prestijli bir platformdan tüm dünyaya sunabilmek nasıl bir his?

Büyük bir onur. Aynı zamanda kendime karşı sürekli devam eden bir meydan okuma. Bu sahne sayesinde çok büyüdüğümü hissediyorum. Fakat zaman geçtikçe burası benim için bir topluluğa da dönüşüyor. Elbette prestijli ama asıl mesele prestij değil; özgünlük ve kendine has olmak. Paris, dürüst ve sahici seslere alan açıyor.

Geçtiğimiz sezon "Institut du Monde Arabe"ın büyüleyici atmosferinde "La Collectionneuse" ile Paris mitini ve geceye özgü romantizmi güçlü bir hikâyeyle buluşturmuştunuz. Bu kez bizi nasıl bir atmosfer, hikâye ve yaratıcı vizyon bekliyor?

"La Collectionneuse", yani "Koleksiyoncu", yüzeyde biraz mistik bir yaratıktı. Ama aslında benim için çok daha özel bir hikâyeydi. Markamı kurarken sekiz yıl boyunca tasarımcı olmayan, gündelik hayattaki 'ben'i unutmuştum; bu koleksiyon, yaşadığım şehirle yeniden bağ kurmamla ilgiliydi. Benim için her şey gerçekten içimde bir his uyandıran noktadan başlıyor: Bir insan, bir şarkı, duyduğum bir cümle... Sanki bombaya bağlı ipin ucundaki ilk kıvılcım gibi. Bütün yaratım süreci de beni giderek o doruk noktasına, o "Bam!" anına yaklaştırıyor. Her parça ve her görünüm üzerinde çalışırken aradığım cevaplara doğru yükselen bir süreç bu. Finalde ortaya çıkan silüetlerin tamamı, başlangıçtaki duygunun bende uyandırdığı şeye verdiğim yanıtın bir önerisi gibi. Şu anda üzerinde tam olarak ne çalıştığımızı söyleyemem ama en azından artık bunun çok içgüdüsel, çok mahrem ve söyleme ihtiyacı duyduğum bir yerden doğduğunu biliyorsunuz. Ben de hâlâ oraya ilerliyorum.

Fransa'da büyüyen bir çocukken babanızın işi, zanaat ve giyim kültürüyle erken yaşta tanışmanızı sağlamış. O yolculuk sizi bugün nasıl bir noktaya taşıdı?

Aslında komik olan şu ki babamın işi beni doğrudan modaya yönlendirmedi. Ben çocukken babam terziydi ve kıyafet dikmek, onarmak bizim için bir aile aktivitesi gibiydi. Etrafımızdaki herkesin, hatta Fransa'daki memleketim Dreux'de yaşayan diğer Türk komşularımızın bile bir dikiş makinesi ve kıyafet yapmaya dair sezgisel bir yeteneği vardı. Modaya olan merakım ise çok daha popüler bir mecra üzerinden başladı; televizyon ve haberlerde izlediğim defileler. Bunu özellikle söylemek istiyorum çünkü insanların modayla uğraşmanın yalnızca belli bir elit gruba ya da zaten moda dünyasının içinden gelenlere ait olduğunu düşünmelerinden nefret ediyorum. Ben öyle bir yerden gelmedim. Babam kıyafet yapıyordu çünkü başka seçeneği yoktu; aslında o bir üreticiden çok düşünürdü. Büyürken maddi imkânlarımız da yoktu. Elimizde yalnızca merak ve azim vardı. Moda ile ailemin bu direncini çok daha sonra, kendi markamı kurmaya karar verdiğimde birbirine bağladım. Buradan çıkan ders çok basit: Asla vazgeçme! Bu yolculuk bana hem tevazu hem de değer duygusu kazandırdı. Nerede durduğumu biliyorum ve miras dediğimiz şey de biraz bununla ilgili.

ANDAM 2026 Fashion Awards jürisine katılmanız kariyeriniz açısından önemli bir dönüm noktası. Bir dönem aynı platformda yükselen bir yetenekken bugün jüri koltuğunda yer alan güçlü bir sese dönüşmüş olmak size nasıl hissettiriyor?

Bunun çok komik bir hikâyesi var! 2025'te ANDAM Pierre Bergé Ödülü'nü kazandığımda jürinin başkanı AMI'nin tasarımcısı Alexandre Mattiussi'ydi. 2026'daki ana jürinin başkanı olacağı açıklandığı gece bir davetteydik. Yanıma gelip, "Bu arada, seni de jüride görmek isterim" dedi. Ben de "Tabii ki, ama hangi jüri?" diye sordum. O da "E, ANDAM!" dedi. Gerçekten kulaklarıma inanamadım. Elbette benden ne isterse yapmaya hazırdım ama ANDAM'ı kastettiği aklımın ucundan bile geçmemişti. Çok prestijli bir koltuk ve insanı gerçekten mütevazılaştıran bir deneyim. Beni en çok şaşırtan ise, kapalı kapılar ardında, Paris'in en büyük markalarının CEO'larının, sektörün kurumsal ve editoryal anlamda en önemli isimlerinin bir araya gelip kimin hayatını değiştireceklerine karar verdikleri o jüride, finalistlerle aynı nahif heyecanın var olmasıydı. Benim için aynı ilk kez yaşıyormuş hissi, aynı iyi niyet... Çok duygusal bir deneyimdi. Bana umut verdi.

Bu yıl Met Gala için Léna'ya tasarladığınız heykelsi görünüm oldukça güçlü bir etki yarattı. Tasarımınızın podyumdan çıkıp küresel popüler kültürünün en büyük sahnelerinden birine taşındığını görmek nasıl bir histi?

Böyle anlar için yaşıyoruz. Ben snop olmaya inanmıyorum. Popüler kültür her şeydir. Kültür hiçbir zaman yüzde 1'lik bir kesim için yaratılmadı; kültürü insanlar yaratır. Dolayısıyla yaptığınız bir iş böylesine büyük bir sahnede görülüp sahiplenildiğinde gerçek bir diyalog yakalanıyor. Küçük bir sohbet olmaktan çıkıp küresel bir konuşmaya dönüşüyor ve asıl iş de orada başlıyor. Kadınların güçlenmesi ya da desteğe ve görünürlüğe ihtiyaç duyan her türlü azınlık hakkında önemli şeyler söylemek için bir fırsat doğuyor. Léna, Fransa doğumlu ve Cezayir kökenli. Bedeni, yaptığı iş, kökleri nedeniyle eleştirildi. Ama bugün masada bir koltuğa sahip olmasını sağlayan şey de tam olarak bunlar. Üstelik tüm o söylemlere rağmen Met Gala'ya tekrar tekrar davet edilen tek Fransız konuk. İşte popüler kültür bu!

Bugün moda dünyasında bulunduğunuz yeri nasıl tanımlarsınız? 'Kökler' ve 'kimlik' sizin için ne ifade ediyor; tasarım dilinizi nasıl şekillendiriyor?

Fransız şarkıcı Pauline Croze'un çok sevdiğim bir şarkısında şöyle bir söz var: "Je suis un bruit qui court." Yani kabaca, "Dolaşan bir sesim"; kulaktan kulağa yayılan bir söz ya da bir söylenti gibi. Dünyadaki hâlimi biraz böyle görüyorum. Moda dünyasında ya da dışında fark etmez; zaten aynı dünyanın içindeyiz. Bir balonun içinde yaşamamalıyız. Kendimle o kadar da ilgilenmiyorum. Markamın gerçekten gelişebilmesi için önümde hâlâ çok fazla iş var. Kafamda henüz forma dönüşmemiş çok fazla fikir taşıyorum. Ben biraz sürekli devam eden bir "work in progress" gibiyim; yaptığım işin konuşmasına ve bana nerede olduğumuzu göstermesine izin veriyorum. Sürekli hareket hâlindeyken bulunduğum noktayı tanımlama ihtiyacı da hissetmiyorum. Söylediğim şey bir saniye sonra geçerliliğini yitirebilir. Kökler ise farklı. Onlar bir eskiz defteri, bir plan ya da kaybolduğunuzda geri sarabileceğiniz kırmızı bir ip gibi. Bazen daha kırılgan hissettiğinizde geriye dönmekte hiçbir sakınca yok. 'Kimlik' ise bugün çok fazla kullanılan, hatta fazla tüketilen bir kelime. Ben tutarlılık ve netlikle daha çok ilgileniyorum. Sahici, dürüst ve kişisel bir çalışma ortaya koyduğunuzda her şeyi kendi dilinizle yorumlayabilirsiniz. Dünya ilham ve diyalog için bildiğimiz kelimelerden çok daha fazlasını sunarken, kendimizi yalnızca hâlihazırda tanıdığımız kavramlarla sınırlamak bana tuhaf geliyor. Zaten neye dokunursam dokunayım, onu kendi yöntemimle ele alacağım.

Sizin için modayı 'trend' fikrinin bir adım ötesine taşıyan şey nedir?

Bunlar birbirinden tamamen farklı iki iş ve iki ayrı pazar. Moda üretmektir, trend ise analiz etmektir. Trendi modaya dönüştüremezsiniz. Moda yapılır. Trendler ise gerçekleşir.

Sanatçılar çalışmalarında zaman zaman metaforlara ve sembollere başvuruyor. Modaya sanatsal yaklaşımınızı düşündüğümüzde, sizin de tasarımlarınızda gizli metaforlar var mı?

Evet ama açıklamayı sevmiyorum. Hatta çalıştıkça metaforlara gerçekten ne kadar ihtiyaç duyduğumu daha fazla sorguluyorum. Bilmece gibi konuşan insanlar çok kötü partnerler oluyor! Ben kıyafet tasarlıyorum ve bunun direkt anlatımı bana giderek daha çekici geliyor. Bir fikre nasıl ulaştığım başka bir şey. Ama o kıyafet mağazaya girdiğinde ben orada onu açıklamak için bulunmayacağım. Kimse giymek istemiyorsa benim için çok fazla değeri kalmıyor. Anlaşılmayı seviyorum. Eğer anlaşılmıyorsam, işimi iyi yapamamışım demektir. Fransızca'da bir şeyi uzun uzun, bulanık biçimde anlatıp sonunda hiçbir şey söylememiş olma durumu için "raconter des salades", yani kabaca "salata anlatmak" deriz. İyi kesim bir blazer, iyi bir elbise zaten çok şey anlatır.

Bugün lüksün deneyim kavramıyla giderek daha fazla ilişkilendirildiği bir dünyada, lüks sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor? Sizce modada lüksün ifade biçimi yıllar içinde nasıl değişti?

Lüksün deneyimle bu kadar bağlantılı olduğundan emin değilim. Bence insanlıkla daha çok ilişkili. Giderek daha insansızlaşmış bir dünyada yaşıyoruz. Bazen aynı masada oturduğumuz insanlara DM atıyoruz; akşam yemeğinde sevgilimize ya da en yakın arkadaşımıza 'reels' gönderiyoruz. Tüketim deneyimimiz de giderek birbirine benziyor, hissizleşiyor. İletişimi doygunluk seviyesinde sürdürüyoruz ama birbirimizi dinlemiyoruz. Lüks, cömertliktir. İnsanları ağırlamak ve onlara elinizdekinin en iyisini sunmak istediğinizde bunun bir bedeli vardır ama karşılığında ömür boyu sürebilecek bir tatmin yaratır. Hani şu bir fincan kahve meselesi gibi... Moda, aynı anda çok fazla insanı ağırlamaya çalışırken bunu bir noktada unuttu. Ama bugün sektörün her seviyesinde meselenin aslında sadakati beslemek olduğunu yeniden anlamaya başlıyoruz.

Yaratım sürecinizde en asil ya da sizin için en anlamlı malzeme hangisi?

İçinde yaşadığımız dünyaya zarar vermeyecek kadar güçlü olan her şey. Güzellik, beraberinde sorumluluk getirir.

Koleksiyonlarınızın içinden en güçlü şekilde geçen duyguyu tek bir kelimeyle tanımlasanız...

Arzu. Hemen giymek istediğim kıyafetler tasarlıyorum.

Moda sektöründe bugüne kadar yarattığınız etkinin üzerine daha neler eklemek istiyorsunuz?

Sayısız şey, daha yeni başladım! Öncelikle daha fazla iş birliği yapmak istiyorum. İnsanlar iş birliklerinin niş markaların kolay gelir elde etmesinin bir yolu olduğunu söylüyor ama bana göre iş birliği, yaratıcılığın özünde var. Bir şeyler üretmekten hoşlanan insanların bir araya gelmesi ve birlikte iyi vakit geçirmesi... Ciddiyetle ama keyifle. İç mekân tasarımına ve sneaker ya da plaj koleksiyonu gibi daha pratik, performansa dayalı alanlara çok ilgi duyuyorum. Belki de bugüne kadar yaptığım moda biraz daha sürreal olduğu için. Artık "sür" kısmıyla biraz daha az ilgileniyorum. Gerçeği istiyorum. Ama gerçek demek düz ve sıkıcı demek değil.

Podyumda kendi hikâyenizi anlatırken moda haftalarında diğer yaratıcı zihinlerin dünyalarını izlemek de kuşkusuz ilham verici. Bu sezon en çok hangi defileleri görmeyi bekliyorsunuz?

Modayı seviyorum, herkesin koleksiyonuna bakıyorum. Belki bazı görünümleri ya da birkaç look'tan oluşan bölümleri atlıyorum ama en azından mutlaka bakıyorum. Çünkü herkes bir şey söylemek için çok çalıştı ve hepimiz son derece tutkulu, çok emek veren bir topluluğun parçasıyız. Hepimiz görülmeyi hak ediyoruz.

Moda dünyasında ya da sektörde tek bir şeyi değiştirme gücünüz olsaydı bu ne olurdu?

Kirlilik. Çevresel sorumluluk konusunda gerçekten korkunç durumdayız. Çocuklarımıza kirli bir miras ve kirli bir dünya bırakıyoruz. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Bu konu giderek daha fazla anlaşılıyor ve gerçekten çaba da gösteriliyor ama önümüzde hâlâ çok uzun bir yol var. Sürdürülebilirlik tek gelecek.

Peki, moda dünyasında sıkça duyduğumuz zamansızlık ve couture kavramları tasarımlarınızda kendini nasıl var ediyor?

Açıkçası bunlar hiç düşündüğüm kavramlar değiller! Ben daha çok, "Bunu giymek istiyor muyum, nerede giymek isterim? Bu sezon için anlamlı mı, yoksa gelecek sezon mu? Bunu daha önce gösterdik mi, yeniden ele almamız gerekir mi?" gibi sorular peşindeyim. Ama zamansızlık ve couture aslında yaptığımız işin içinde doğal olarak var. Sürdürülebilir malzemeler ve olgunluk, zamansızlığı beraberinde getiriyor. Kalite ise ürettiğimiz her şeyin merkezinde. Bu bizim için üzerine düşünülecek bir fikir ya da sorudan ziyade BURC AKYOL'un varoluş koşullarından biri. İnsanların bizi couture'e yakın bulmasının nedeni de bu. Olağanüstü şekilde üretilmiş bir şey görüyorlar. Bu konuda hiç toleransım yok: Önce kalite. Eğer bir şey yapacaksam benim zamanıma, onu üreten insanların zamanına ve müşterilerimin zamanına değmeli.

Tasarlamak sizin için ne anlama geliyor? Bir ritüel, bir keşif, bir oyun alanı mı yoksa meydan okuma mı?

Hayati bir dürtü. Sürekli tasarlıyorum çünkü sürekli bir şeyler beni tetikliyor, uyarıyor, harekete geçiriyor.

Fransa'da ünlü bir moda tasarımcısı olmak... Başarı sizin için ne ifade ediyor? Kendinizi ne zaman gerçekten başarılı hissettiniz ya da hissediyorsunuz?

O gülü koklamak için yaşlanmayı bekleyeceğim, o gün geldiğinde o anın tadını çıkaracağım. Başarı hissine inanmadığım anlaşılmasın. Önümüze gelen ödülleri, takdirleri elbette kabul ediyorum. Ama bunlar çoğu zaman birçok farklı koşulun bir araya gelmesinin sonucu ve benim bu denklemde yalnızca bir rolüm var. Dolayısıyla üzerine çok fazla düşünmek ilgimi çekmiyor. Belki başarı, şükretmeyi ve bunu mümkün kılan insanlara minnettarlığımızı göstermeyi hatırlatan güzel bir araçtır. Yakın zamanda bana da bunu yeniden hatırlatan bir şey oldu ve bunun için minnettarım.

Moda dışında sizi tanımlayan tutkularınız neler? Bunlar yaratıcı dünyanıza nasıl sızıyor?

Ben hayata tutkuluyum. Her şeye. İnsanlarla tanışmaya karşı çok meraklıyım. Karakterler beni inanılmaz etkiliyor. Sinema, müzik, iyi yazılmış her şey... Sosyal medya caption'ları, makaleler, şarkı sözleri, kitaplar. Modayı, onu oluşturan her şeyin dışında düşünmeniz de komik aslında! Dolu dolu yaşanmış bir hayat yoksa moda da yok.

Bugün kariyerinin başındaki Burç ile karşılaşsaydınız, kendinize ne söylerdiniz?

"Kendini başkalarıyla kıyaslama!" Bunu yapmak zor çünkü hepimizin egosu var. "Onlar neden şimdiden oraya geldi de biz gelemedik?" diye düşünüyoruz. Ama kendi yoluna odaklan. Başkalarının geldiği yere ulaşabilmek için bir şeyler yapma. Senin bitiş çizgin yan tarafta değil; tam önünde.

Günün sonunda 'güzellik' sizin için ne ifade ediyor?

Özgüven, özgürlük, güç, açık fikirlilik ve biraz da umursamazlık; başkalarında görüp imrendiğim şeyler. Keşke ben de o kadar cool olabilsem.

Geçmişten ya da günümüzden bir tasarımcıyla akşam yemeğine çıkabilseydiniz, kimi seçerdiniz?

Günümüz tasarımcılarıyla yemek yemeyi zaten çok seviyorum. Arkadaşım Rachel Scott, Diotima ve Proenza Schouler'ın kreatif direktörü. Egonlab ekibi, Sudi Etuz'dan Şansım Adalı, Alice Vaillant... Günümüz tasarımcılarını bir araya getirdiğim büyük yemekler düzenlemek istiyorum. Hep birlikte sektörümüzün korkunç tarafları üzerine bağırabileceğimiz, ağlayabileceğimiz, gülebileceğimiz ve bütün bunlarla dalga geçebileceğimiz yemekler...

Moda dünyasında sizin için en ikonik görünüm nedir?

Siyah bir smokin ceket ve güzel bacaklar.

Sizi en çok besleyen ve ilham veren şehirler hangileri?

Paris, Napoli, Roma, Londra, Pantelleria, Atina, Tanca... Keşke İstanbul'u da ekleyebilsem ama İstanbul'u yalnızca Sezen Aksu'nun şarkılarından tanıyorum. İstanbul'u zihnimde o yarattı.

Favori sanat rotalarınız ya da destinasyonlarınız nereler?

Paris'te Palais de Tokyo. Atina'da Akropolis. Napoli'de Caffè Letterario ve Santa Chiara Manastırı. Londra'da Barbican Theatre. New York'ta Judd Foundation. Gün batımında Capitoline Museum'un köşesinden Roma Forumu... Kasım ayında Pantelleria'daki Balata dei Turchi'nin denizi... Bir de herhangi bir şehirde sabahın dördünde amaçsızca yürürken sokakta bir anda flamenko dansçılarına rastlamak.

Baş ucunuzdan ayırmadığınız bir kitap var mı?

Bu aralar Ümit Yaşar Oğuzcan'ın "Seninle Ölmek İstiyorum" kitabı.

Son öğrendiğiniz hayat dersi?

Temmuz ayında kuzenim Ceren'i kaybettik ve bu kayıp bana çok büyük bir ders veriyor. Bu vesileyle Ceren'i de anmak isterim.

Röportaj: Filiz ŞEREF KULU

Fotoğraf: Şebnem DEMİREL

EN ÇOK OKUNANLAR

Bodrum'da Kişiselleştirilmiş Güzellik Deneyimi
Bodrum'da Kişiselleştirilmiş Güzellik Deneyimi

Bodrum'da Kişiselleştirilmiş Güzellik Deneyimi

1 dakika okunma süresi
Çocuklarda Mizaç Nedir? Ebeveynler Nasıl Yaklaşmalı?
Çocuklarda Mizaç Nedir? Ebeveynler Nasıl Yaklaşmalı?

Çocuklarda Mizaç Nedir? Ebeveynler Nasıl Yaklaşmalı?

8 dakika okunma süresi
Hollywood'dan West End'e Taşınan Filmler
Hollywood'dan West End'e Taşınan Filmler

Hollywood'dan West End'e Taşınan Filmler

12 dakika okunma süresi
18 Yıl Sonra "Camp Rock"a Dönüş
18 Yıl Sonra "Camp Rock"a Dönüş

18 Yıl Sonra "Camp Rock"a Dönüş

9 dakika okunma süresi
Hollywood'un Yeni Güzellik Trendi: Fondötensiz Makyaj
Hollywood'un Yeni Güzellik Trendi: Fondötensiz Makyaj

Hollywood'un Yeni Güzellik Trendi: Fondötensiz Makyaj

7 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Pınar Uçar Gül
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Pınar Uçar Gül

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Pınar Uçar Gül

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Bengü Tezcan
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Bengü Tezcan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Bengü Tezcan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Burcu Erguvan
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Burcu Erguvan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Burcu Erguvan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Özge Erdem
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Özge Erdem

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Özge Erdem

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Zeynep, Merve Aslan & Beliz Mercan
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Zeynep, Merve Aslan & Beliz Mercan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Zeynep, Merve Aslan & Beliz Mercan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Ceren Usta Doğan
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Ceren Usta Doğan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Ceren Usta Doğan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Yağmur Toprak
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Yağmur Toprak

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Yağmur Toprak

Nepo Baby'den Özgün Bir İkona: Kaia Gerber
Nepo Baby'den Özgün Bir İkona: Kaia Gerber

Nepo Baby'den Özgün Bir İkona: Kaia Gerber

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Derya Koçak
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Derya Koçak

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Derya Koçak

Peter Cincotti ile Müzik, İstanbul ve Kültürler Arası Bir Diyalog
Peter Cincotti ile Müzik, İstanbul ve Kültürler Arası Bir Diyalog

Peter Cincotti ile Müzik, İstanbul ve Kültürler Arası Bir Diyalog

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Berrin Şentürk
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Berrin Şentürk

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Berrin Şentürk

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Merve Kardaş Mısırlı
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Merve Kardaş Mısırlı

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Merve Kardaş Mısırlı