Pozitif insanlarla bir arada olmanın keyfi gerçekten başka; söylenmeyen, duruma ve şartlara kolay adapte olabilen, egosuyla bir deve dönüşmeyen, güç sarhoşu olmayan, anın ve yaşamın tadını çıkarmayı bilen... Sahra Şaş, tam da 'enerjisi güzel' dediğimiz o insanlardan. Hayata bakışı, babasından öğrenmiş olduğu ve her şeye rağmen sabahları uyandığında iyi bir şeyler olacağına dair umudu ve onu harekete geçiren "Hayat kısa kuşlar uçuyor" dizelerine olan bağlılığıyla çok samimi çok doğal ve pek gerçek...
Bu şehir, bu hikâye ve bu karakter... "Uzak Şehir" yolculuğu, kendinle ilgili hangi kapıları araladı, seni kendine ve hayata dair hangi farkındalıklara uyandırdı?
Bu soruya bir kapak yetmez gibi, nereden başlayacağım şimdi? O kadar çok cümle birikti ki şu an içimde, kısaltarak gideyim, siz beni anlayın. Öncelikle 30'lu yaşlara burada adım attım, bu bir konu ve beni anladınız... Sahra, Mardin, Uzak Şehir, Nare, yaşam, değişim, dönüşüm... Ben de tam olarak bende neler yarattığını, nerelere evirdiğini seyredip algılamaya çalıştığım bir dönemimdeyim. Net cevaplar bulduğumda tekrar oturup konuşalım. Ama şu çok net; bütün bunlar yaşanırken çok hafif çok pozitif hissediyorum, pamuk kadar hafif ve tatlı bir hisle seyrediyorum resmi. En önemlisi de bu benim için. Çok şükür diyelim her şey için.

"Uzak Şehir"in izleyicide yarattığı etki derin ve içten bir iz oldu. Peki sende yarattığı etki? Senaryoyu ilk okuduğunda sana "bu hikâyenin bir parçası olmalıyım" dedirten şey neydi mesela?
Benim için çok pozitif anlamları var. Bu defa sadece hikayenin heyecanına kapılmayacağım dediğim bir dönemdeydim. Çünkü yol uzadığında hikayenin heyecanının da bende devam ediyor olması mühimdi. Hikâye kadar bu hikayeyi hayata geçirecek kişiler de benim için önemliydi. Gülizar Irmak daha evvel çalıştığım kalemine hakim ve hayran olduğum, teslim olmaktan aşırı keyif duyduğum bir isim. Yönetmenlerimiz ve yapım şirketi de keza öyle, daha evvel çalıştığım güvendiğim kişiler ve yapıydı. Bu rol ve bu hikaye, bu yaratıcı kadro ile birleşince beni çok heyecanlandırdı. Bir de üzerine nefis bir kast. Karşılıklı oynamak için can attığım oyuncu arkadaşlarımla, güven dolu bir maceraya atıldım gibi oldu. Oh...

Karakterler, bir oyuncunun mesleğinde bıraktığı imzası gibi; Nare, senin kariyerine nasıl bir not düştü sence? Onunla sette ilk buluşma anında neler hissettin?
Öncelikle uzun zamandır beklediğim bir roldü. Çünkü hiç böyle, hatta buna yakın bir karakter canlandırmamıştım. Biraz benzer karakterler üst üste denk gelmişti ve çoğunlukla maskülen karakterlerdi. Cebimde bulunmayan taşlara inanılmaz bir istek ve arzu hissediyordum. Nare'nin bu naif, zarif ve sessiz gücüne ihtiyacım vardı. Bildiğim ama karşılaşmadığım taşları yerinden oynattı. İlk buluşma anı zorlu ve gergindi tabii ki. Bu yüzden de çok heyecan vericiydi. Dışarıdan çok özel bir sahne oynamaya çalışırken içeriden heyecanımı bastırmaya çalışmakla geçmişti...

Oyunculuk senin için bir çocukluk hayali miydi, yoksa hayatın sürprizlerinden biri mi?
Evet kendimi bildiğimden beri bu istek içimdeydi. Ama başlama hali sürpriz bir şekilde gelişti tabii. İlk kamera karşısına geçtiğimde çok küçüktüm, bu kadar erken yaşta olacağını tahmin etmiyordum o zamanlar.
Hayatına oyuncu olarak devam etme kararını ilk ne zaman verdiğini hatırlıyor musun? Oyunculuk senin için ne zaman "yapabilirim"den "bunu yapmalıyım"a dönüştü?
İlk sahnemi çektikten hemen sonra. Beni en korkutan en önemli sahnemle başlamıştık o günün program sıralaması nedeniyle. Çok yüksek ve tansiyonlu bir sahneydi. Ben evet oynadım ama aslında bence ben, gözümü kapatıp açtım sadece o sahne çekilirken... Bir saniyelik bir şey yaşadım. Şaka gibi, 'puf' diye bir şeydi. Ve o an, "Bu adrenalin bana sonsuza kadar lazım" dedim. Sonra tabii ki daha nice güzel yönünü keşfetmeye başladığım süreçler oldu, derken buradayım, yapıyorum ve yapmalıyım. Teşekkürler hayat...

Kariyerini inşa ederken pes etme noktasına geldiğin bir zamanı hatırlıyor musun, nasıl devam ettin? Böyle zamanlarda nasıl motive oluyorsun?
Açıkçası çok kariyer inşa etme derdinde değildim çoğunlukla. Bu huyumu değiştirmem gerektirdiğimin de farkındaydım ama yine de heyecanlandığım bir rol geldiğinde, uzun ömürlü olmayacak hissi taşısam da, deneyimlemek istiyorum. Beş bölüm de olsa oynamak ve deneyimlemek istiyorum diye tutturduğum ve menajerim Meltem'i delirttiğim zamanlar oluyordu. Neyse ki büyüdüm ve iyileştim, şimdi ikimiz de çok mutluyuz. Şaka bir yana, bu içgüdüyle yaklaşan bir oyuncu olarak karşılığında yaşanabilecek olumsuzlukların da farkında oluyor ve sorumluluğunu alıyor oluyorsun. Kendi adıma zorlayıcı tarafları halletmeyi öğrendim, benim dışımda gelişen olumsuzluklara kafa yormamayı da öğrendim. Vazgeçme noktasına da bir türlü gelemedim açıkçası, ne bileyim etrafımda böyle bir örnekle karşılaşmadım. Benim gibi bu meslekte direten arkadaşlarımdan da gördüğüm oydu. Ya inat ya umut ya da neyse o itip duran şey, herkes bir şekilde devam etmenin yolunu buluyor. Bulmak lazım. Bir de kolay bir meslek yok ki zaten hayatta. Hangi alanda olursa olsun insan mutlaka meslek hayatında zorlayıcı zamanlara maruz kalıyordur. Vazgeçilmiyor ki öyle öyle kolay.

Ailenle güçlü bağın olduğundan, onların onayının senin için önemli olduğundan bahsettin sette. Hafızandan bir film karesi çekip çıkarsan, bugünkü seni şekillendiren en belirgin çocukluk anın nedir?
Babam bir süreliğine bir işte çalışmaya başlamıştı, o zamana kadar babamın hiç o tarz çalışma saatlerine alışık değildim. Gece geç geliyordu, ben uyumuş oluyordum, iş bitene kadar uyandığımda baş ucumda bulayım diye hoşuma giden bir şey bırakmış oluyordu babam. Büyük şeyler değil, bazen en sevdiğim meyve mesela. Nadir olur ama fiziksel bir acı ya da kötü bir dönem değilse benim için, çoğunlukla uyandığımda güzel bir şeylerle karşılaşacağıma inanıyorum hala. Bence bu beni çoğunlukla pozitif biri yaptı. Git gide, her yeni gün zorlaşan yaşam düzenine karşı, her şeye rağmen bu yaşımda uyandığımda iyi bir şeyler olacağına dair umut beslememi, güne, yaşama, yaşamın getirdiklerine güvenmemi sağladığı için babama teşekkür ederim.

30'dan sonra bakım ve güzellik, insanın hayatına bambaşka bir yerden dokunuyor; üstelik günümüzde güzelliğin kodları da yeniden yazılıyor. Aynaya baktığında seni gerçekten güzel hissettiren şey ne oluyor?
Ben iyi hissettiğim sürece bunun dışarı yansıdığının ve o zaman güzel göründüğüme inanıyorum aslında. Modum düşükse aynada güzel olduğuma inanmam mümkün değil. Ama iyi hissediyorsam o gün 'bad hair' günüymüş, sivilcem çıkmış, hiç görünmüyor gözüme onlar. Sağlıklı bir cilt ve bana güzel bakan gözler görmek dışında aynadan başka bir beklentim yok geri kalan hayatımda.
Sosyal medyada inanılmaz bir fan kitlen varmış. Bugüne kadar fanlık müessesesinde seni en çok şaşırtan, "bunu beklemiyordum" dediğin neler yaşadın?Açıkçası ekstra şaşırdığım bir şey yaşamadım henüz ya da denk gelmedim. Fanlık müessesesi benim için yeterince şaşırtıcı ve yeni bir durum zaten. Ama bolca sevgi ile karşılaştım şimdiye kadar. Teşekkür ederim iyi niyet ve sevgi ile yaklaşan tüm kalplere.
Bu görünürlük hayatımda yeni olduğu için hangi zamanlarda neye ihtiyacım var, gürültüden ne zaman kaçıp nerede dinleneceğim, şimdiden sonra görmeye başlayacağım. Ama mesela ben sosyal medyada her an görünür değilim zaten. Bazı günler arka arkaya paylaşımlar yapıyorum aktif oluyorum, bazen 10 gün hiçbir paylaşım yapmıyorum. Ya ruh halim, bazen teknik meseleler, yoğunluk etkili oluyor. Mardin'de çok göz önünde olup da nefeslenme isteği yaşayacağım bir süreç gelişmedi. Dediğim gibi küçük sosyal medya detoksları ya da gürültüden uzak yaşamı şu an istemsizce yaşıyorum. Şimdilik bunlar dengeliyor bence beni.
Her şeyin çok hızlı aktığı ve yorulduğun anlarda sana enerji depolayan o şarkı, kitap ya da cümle hangisi?Beni sonsuza kadar etkileyeceğini düşündüğüm kitap alıntıları ya da film repliklerinden bir süredir eskisi kadar etkilenmediğimi fark ediyorum. Sanırım bakış açım değişiyor. Ya da dümdüz büyüyorum. Veya dönemsel etkilenmeler oluyor; özellikle şarkılar öyle. O sıralar beni ne iyi hissettiriyorsa art arda onu dinliyorum. Ama bir cümlem var vazgeçemediğim şu anki hayatıma kadar beni besleyen: "Hayat kısa kuşlar uçuyor." Elbette hayatın aslında o kadar da kısa olmadığına inanıyorum, uzun ve geniş bence. Aklıma koyduğuma da gönlümden geçene de vaktim var. Fakat bu uzun yolda gevşememek, harekete geçmek için bu cümleyi sık sık kendime tekrarlamayı seviyorum.
Parlak geliyor bana. Parıltısından etkilenmeyi de seviyorum. Negatif anlamda deneyimler yaşatsa da canlılığına kapılmayı ve zamansızlığını seviyorum. Her zaman her yaşta, her ruh haliyle yakalayabiliyor insanı. Belli kuralları yok, tecrübe gerektirmiyor, eşitlikçi. Herkes için geçerli. Nare'ye gelecek olursak aşka bakışımız benzer yerlerde. Ama o iflah olmaz bir aşık; benden bir tık önde. Birine bu kadar aşık olmak bir mesele. Bu kadar aşık olacağın birine rast gelmek bir mesele. Nare rastlamış ve etiyle kemiğiyle tüm varlığıyla peşinde
Modayı takip etmeyi seviyorum ama zamansızlığı elden bırakmam. Benimle birlikte ilerlemesi, benimle bütün olması lazım. Bazen saç rengim tamamlayıcısı ya da imzası olabiliyor. Benim enerjimle ilerlemiyorsa en sevdiğim parçaları bir araya getirmem bir şey ifade etmiyor. Stile, modaya, görünüşe dair her şey tam bir bütün benim için
Bazen seyahat bazen sanat rotaları insana yeni güncellemeler yükler... Peki sana son dönemde "yeni bir sürüm" ekleyen bir destinasyon oldu mu?Son bir iki yıldır seyahatlerimde fark ettiğim ve emin olduğum bir şey var. Zeytin ağacı bulunan her yer bana çok iyi hissettiriyor. Ege'de ne yana dönersem döneyim tazelendiğimi, güncellendiğimi hissediyorum. Her döndüğümde bana yeni bir sürüm yüklenmiş oluyor.
Mardin kesinlikle işimizin başrollerinden biri bence. Buradaki ikinci yılımızdayız ve hala mimariye, güzel bir manzaraya veya günlük yaşamdan tatlı bir resme şahitlik ettiğimizde ilk zamanlardaki gibi etkileniyoruz. Ben kendi adıma öyleyim yani. Mesela burada güneş ve şehrin birbirleri arasındaki çekimi o kadar büyüleyici ki. Doğuşu ayrı, batışı ayrı gün içinde şehrin o özel mimarisine yayılışı ayrı etkiliyor insanı. Farklı bir yer. Şehrin duygusuyla beraber yazan, çeken, oynayan, izleyen herkeste atmosfere karşı güçlü bir bağ oluştuğunu düşünüyorum.
Sen olsan bir röportajda kendine mutlaka neyi sorardın?
Her şey sorulmuş bana bir şey kalmamış, teşekkür ederim.

Keyifli.
Nare en yakın arkadaşın olsa, ona ilk tavsiyen?
Ağlama artık. Hayat kısa kuşlar uçuyor Nare.
Instagram'sız kaç gün geçirebilirsin?
10 gün iyi.
"Uzak Şehir"de bir karakterle bir günlüğüne rolleri değiştirsen, kimi oynamak istersin?
Sadakat.
Mardin'den İstanbul'a geldiğinde ilk ne yapıyorsun?
Kuaföre gidiyorum, özlediğim insanları görüp, sevdiğim lezzetlerin tadına bakıyorum.
Bir ünlüyle akşam yemeğine çıksan kim olurdu?
Tarkan.
2025'te "iyi ki yapmışım" dediğin karar?
İyi ki işe boğulmamışım. Hayat dengemi korumuşum.
Son zamanlarda ağzına dolanan şarkı?
"Pardon". Başa alasım geliyor ha bire.
Kırmızı halıda, dışarıdan görünen özgüvenle iç sesin arasındaki diyalog?
"Allah'ım n'olur düşmeyeyim." Çok korkuyorum kalabalıkta düşmekten.
Post atmadan az önce seni vazgeçirten neden?
Kendince kuralları var sürekli uyarılıyorum. Yanlış sıralama, yanlış kapak fotoğrafı tercihi falan... Onlarla boğuşmak yerine vazgeçtiğim çok oluyor.
Röportaj: Filiz ŞEREF KULU
Fotoğraf: Jiyan KIZILBOĞA
Styling: Zilan BÜLBÜL
Saç: Mutlu Ahmet SİNAN
Makyaj: Gamze TEKİN ALP
Fotoğraf asistanları: Furkan KUMAŞ, Hamza KAZIM
Styling asistanı: Kader ÖNERYILDIZ
Makyaj asistanı: Nilay BAŞ
Kahve makinesi için Philips'e teşekkür ederiz.
Mekan için Ecole St. Pierre Hotel ve IL Cortile Istanbul'a teşekkür ederiz.