Klasik Antik Çağ modellerinden esinlenerek yarattığı heykelleriyle Batı sanatı üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Klasik formları yeniden tanımlarken Rönesans estetiğinin sınırlarını da ileriye taşıyan, figürlerinde hem güç hem de kırılganlığı eşsiz bir dengeyle yaratan Michelangelo, tüm zamanların en etkileyici sanat dehalarından biridir. Batı sanat tarihinin en etkili fresklerinden olan Roma'daki Sistine Şapeli'nin tavanındaki Yaratılış sahneleri ve sunak duvarındaki Son Yargı, onun resim alanındaki yeteneğini de ortaya koyar. Hakkındaki yazışmalar, eskizler ve anılar günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yönüyle Michelangelo, 16. yüzyılın en iyi belgelenen sanatçılarından biridir.
Michelangelo, 1475'te Arezzo yakınlarındaki Caprese'de doğdu. Ailesi, o henüz bir aylıkken Floransa'ya taşındı. Annesini altı yaşındayken kaybeden Michelangelo'nun resim yeteneği keşfedilince ailesi onu 13 yaşında Floransa'da Domenico Ghirlandaio'nun yanına öğrenci olarak verdi. Floransa'nın güçlü sanat hamisi Medici ailesine ait San Marco Bahçesi'nde çalışan sanatçılar arasına genç Michelangelo da katıldı. Yeteneğiyle Lorenzo de' Medici'nin dikkatini çekti. Onun himayesine girmesiyle Floransa'nın entelektüel çevrelerine dahil oldu. Medici çevresindeki hümanist düşünürlerle bir araya gelerek felsefe, edebiyat ve Antik Çağ kültürü üzerine kendini geliştirdi.
Kendini öncelikle bir heykeltıraş olarak tanımlayan, mermeri ince ince işleyerek ona hayat veren Michelangelo'ya göre sanatçının amacı, mermerin içindeki gizli figürü özgürleştirmek ve ortaya çıkarmaktı. Heykellerinde sakinlikten çok dramatik bir güç, gerilim ve coşku dikkati çeker. Sanatı ilahi olanı yansıtmanın bir yolu olarak gören Michelangelo, eserlerinde güçlü bir ruhsal arayışa da yer verdi.
Michelangelo, henüz 26 yaşındayken en ünlü eserlerinden biri olan Davud heykeli üzerinde çalışmaya başladı. Genç sanatçı, daha önce başka heykeltıraşların işlemeyi denediği büyük mermer bloğu tek başına şekillendirerek Rönesans sanatının başyapıtlarından biri kabul edilen Davud'u ortaya çıkardı. Michelangelo, klasik sanat tekniklerinin yanı sıra insan bedenini her açıdan tasvir edebilmek için anatomi üzerine yoğun biçimde çalıştı ve kadavraları inceledi. Yunan ve Roma sanatından devraldığı ideal insan bedeni anlayışını güçlü bir anatomi bilgisi ve gerçekçilikle bir araya getirerek kendine özgü bir üslup yarattı. Heykel ve fresklerinin yanı sıra mimarlık alanında da önemli eserler veren Michelangelo'nun Roma'nın mimari görünümünün şekillenmesinde büyük katkısı oldu.
Papa II. Julius'un isteği üzerine Michelangelo, 1508 yılında Vatikan'daki Sistine Şapeli'nin tavan fresklerini yapmaya başladı. Yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ardından 1512'de tamamladığı eser, Batı sanat tarihinin en etkili fresklerinden biri olarak kabul edilir. Tavanın merkezinde Âdem, Havva ve Nuh Tufanı'yla ilgili, Eski Ahit'teki Yaratılış öykülerinden esinlenen dokuz ana sahne yer alır. Bunların arasında sanat tarihinin en tanınan imgelerinden biri haline gelen Âdem'in Yaratılışı da bulunur.
Rönesans döneminde Michelangelo'nun yolu, kendisi gibi dönemin önde gelen sanatçıları Rafael ve Leonardo da Vinci ile de kesişti. Aralarındaki rekabete ilişkin birçok anekdot günümüze kadar ulaştı. Anlatılan öykülerden birine göre Rafael ve Bramante, kendisini ressamdan çok heykeltıraş olarak gören Michelangelo'nun Sistine Şapeli'nin tavanını resmetme görevinde başarısız olacağını düşünüyordu. Michelangelo ise projeyi kabul ederek Roma'daki Sistine Şapeli'nin tavanında Batı sanat tarihinin en etkili eserlerinden birine imza attı.
Michelangelo, hayatının son yıllarını Roma'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın mimarı olarak geçirdi. İleri yaşına rağmen çalışmalarını sürdürdü ve özellikle mimarlık alanında önemli projelere imza attı. Michelangelo, 1564 yılında Roma'da 88 yaşında hayatını kaybetti.