ÇAĞDAŞ SANATA ÇEVRECİ BAKIŞ

13.09.2019 16:37:17

Amazonlar’ın yandığı, karbondiyoksit seviyesinin kırmızı çizgiyi geçtiği antroposen çağda, Türkiye’de çağdaş sanat sahnesi dikkatini çevre sorunlarına çevirmiş durumda. Okyanus atıkları yedinci bir kıtaya, iklim değişikliği bir milyon türün yok oluşuna sebep olurken, çağdaş sanata çevreci bir bakış şart.

(Açılış Görseli: Pınar Yoldaş, "Nesli Tükenen Türlerin Çok Gürültülü Oda Orkestrası", 2013)

Eray ERKOCA – [email protected]

Bu yıl 16. İstanbul Bienali’nin kavramsal çerçevesini oluşturan "Yedinci Kıta"; antroposen adı verilen, jeolojik faaliyetlerden ziyade insan faaliyetlerinin yol açtığı çağı irdelerken, çağdaş sanat insanı merkezine almaktan vazgeçerek yönünü insan ile insan-olmayan arasındaki geçirgen dünyaya çeviriyor. Bienalde çağdaş sanatın; insanın etkilerini, takip ettiği yolları, bıraktığı izleri ve insan-olmayanlarla etkileşimini araştıran bir antropoloji olarak adlandırılması, sanat ve çevre üzerine bir yazıyı gündeme getiriyor. Günümüzde git gide çevre-sanat-aktivizm ilişkisi güçleniyor, çevre kirliliğinin bu kadar yoğun olduğu bir çağda sanatın dönüştürücü etkisi meselesi öne çıkıyor. Geçmişten günümüze mekan ve doğa ile diyalog içinde olan sanatın ve sanatçının, çevreci hareket ile olan ilişkisini; arazi sanatı hareketinin önemli temsilcilerinden Andy Goldsworthy şu sözlerle anlatıyor: "Çoğu zaman doğanın biz olduğunu unutuyoruz. Doğa bizden ayrı bir yerde değil. Yani doğa ile ilişkimizi kaybettiğimiz zaman, kendimizle olan bağlantıyı yitiriyoruz."

Taş Devri’nden 90’lı yıllara sanatta insanın doğa ile ilişkisi iki yönden ilerledi. İnsanlar ya mağara duvarlarında doğanın yırtıcılığını ve yıkıcılığını resmederek doğa korkusunu vurguladı ya da 20. yüzyıl tablolarında peyzajı arka plan olarak kullanıp insanoğlunun hikayesini anlattı. Her iki anlayış da insan ve doğa dualizmine işaret ediyor, Goldsworthy’nin iddia ettiği gibi insanı doğa ile eş görmüyordu. Ana akım tarih kitapları, insanlık tarihini ateşin keşfedilmesi ile insanın doğaya hükmettiği bir anlatının parçaları ile doldursa da 90’lı yıllara geldiğimizde çağdaş sanat, insan-doğa ilişkisine yeni bir yorumu zorunlu hale getirdi. Sanatçılar çevreleriyle olan ilişkilerine; inşa edilen yapılar vasıtasıyla değil, insanın da parçası olduğu kozmik bir sistemin merceğinden bakmaya başladılar. Claude Monet’nin 1871 tarihli "The Thames Below Westminster" tablosu başta olmak üzere Umberto Boccioni, Charles Sheeler ve Robert Smithson gibi sanatçılar Endüstri Devrimi kökenli çevre kirliliğine dikkat çekmiş olsalar da kirliliğin, aşırı tüketimin ve doğal kaynakların hızla yokoluşunun ciddi bir toplumsal soruna dönüştüğü 90’lı yıllar, çevreci sanatın daha kararlı adımlarla ilerlemesine neden oldu. Bu dönemde Robert Rauschenberg yalnızca bir sanatçı olarak değil, çevreci bir aktivist olarak da hareket etmeyi kendine görev bildi ve her bireyin sorumluluğunun doğa anayı korumak olduğunu sonuna kadar savundu. Rauschenberg’in 1992 senesinde Rio’da toplanan Birleşmiş Milletler’in Earth Summit ’92 Konferansı’nda farkındalık yaratmak için ürettiği "Last Turn-Your Turn" isimli çalışması, çevre duyarlılığı olan işlerin en ses getirenlerinden biri olarak tarihe geçti. Günümüzde ise endüstriyel manzara fotoğraflarıyla tanınan Kanadalı sanatçı Edward Burtynsky ve Amerikalı sanatçı Chris Jordan çalışmalarında çevre sorunlarına dikkat çekmeye devam ediyorlar.

(Robert Rauschenberg, "Last Turn-Your Turn", 1991, Robert Rauschenberg Foundation, Ivy Hill, Universal Limited Art Editions, West Islip, New York)

21. yüzyılda Amazon ormanları yanıyor, karbondioksit miktarı kırmızı seviyeyi geçiyorken Türkiye’de çağdaş sanat çevre ile ilişkisini nasıl kuruyor peki? 16. İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak 17 Eylül – 19 Ekim tarihlerinde Ekavart Gallery’de "Ecophilia" sergisi ile çağdaş sanata deneysel bir yorum getirecek olan Pınar Yoldaş, 2008 yılından beri çevre kirliliği ile ilgili çalışmalarına devam ediyor. "Ben şahsen çevre sorunlarının kültürel kökenli olduğuna inanıyorum" diyen Yoldaş, şöyle devam ediyor: "Dünyaya egemen olan kültür, hastalık üretiyor. Yaşamı ve canlıları öne çıkaran bir kültürden ziyade tüketime ve maddiyata dayalı bir kültür hakim." Dünyanın bütün bienallerinin konusunun "çevre" olması gerektiğinin altını çizen sanatçı, "On sene önce işlerimi yaptığımda karbondioksit seviyeleri, ormanlık alan miktarı, biyo-çeşitlilik önemli konular olmakla birlikte, bu seviyede değildi. Şimdi ise bir milyon türün önümüzdeki yıllarda yok olması bekleniyor" diyor.

HABERİN DEVAMI BU HAFTA ALEM'DE.

PAYLAŞ