Doğada bahar sevinci yaşanırken, CI Bloom'da sanatın tüm renkleri taze bir enerjiyle ortaya çıkıyor. Fuar; çağdaş sanatın en dinamik isimlerini, galerileri ve bağımsız inisiyatifleri İstanbul Lütfi Kırdar Rumeli Salonu'nda bir araya getiriyor. Yeni fikirlerin, farklı seslerin ve yaratıcı enerjinin ilham veren yelpazesine alan açan fuarda, Türkiye'den ve dünyadan birçok sanatçı işlerini sergiliyor. Biz de fuarda yer alan Galeri 77'den Sedat Girgin yaratıcı dünyasını anlattığı keyifli bir sohbete davet ediyoruz.
İnsan davranışlarını biraz alaycı bir üslupla yorumladığınız mizah yüklü resimlerinizle, topluma bir ayna tutuyorsunuz. Deforme ettiğiniz figürlerinizle nasıl bir anlatı sunmak istiyorsunuz?
Figürlerimdeki deformasyon, insanı bozmak için değil, onu daha görünür kılmak için var. Günlük hayatta üstünü örttüğümüz, bastırdığımız ya da fark etmemeyi seçtiğimiz birçok duygu ve davranış biçimi, o bükülmelerin içinde açığa çıkıyor. Alaycı dil ise burada bir mesafe koymak için değil, tam tersine yaklaşabilmek için kullandığım bir araç. Mizah, en sert gerçeklikleri bile izleyiciye temas edilebilir kılıyor. Figürler ilk bakışta tuhaf, hatta itici gelebilir; ama biraz vakit geçirildiğinde o tuhaflığın aslında oldukça tanıdık olduğu hissi oluşuyor. Benim kurmaya çalıştığım anlatı, tam da bu tanıdıklık ile yabancılık arasındaki alanda duruyor. İzleyicinin kendine dışarıdan bakabildiği, hafifçe gülümsediği ama aynı zamanda rahatsız da olduğu bir eşik.
CI BLOOM, 5. edisyonunda Galeri 77'nin temsiliyetiyle yer alıyorsunuz. Fuarda olmak sizin için ne ifade ediyor?
CI BLOOM'da yer almak, üretimin daha geniş bir bağlamda karşılık bulduğunu görmek açısından benim için önemli. Atölyede oldukça içe dönük ilerleyen bir sürecin, fuar gibi yoğun ve kolektif bir ortamda farklı gözlerle buluşması besleyici bir deneyim. Fuarı gezerken özellikle malzeme ile kurulan ilişkiye ve sanatçının kendi diline ne kadar sadık kaldığına bakıyorum. Teknik olarak güçlü işlerin ötesinde, samimi ve kendine ait bir derdi olan üretimler daha çok ilgimi çekiyor. Bazen çok minimal bir işte, bazen de oldukça yoğun bir anlatıda, o dürüstlüğü hissetmek mümkün oluyor.

Sizce CI BLOOM, İstanbul'un kültür ve sanat ekosistemine neler kattı? İstanbul ruhu fuarda nasıl hissediliyor? Fuarın kişisel yolculuğunuza ne gibi katkıları oldu?
CI BLOOM'un en önemli katkılarından biri, genç ve orta kuşak üretimleri daha görünür kılması. İstanbul gibi katmanlı ve hızlı dönüşen bir şehirde, bu tür platformlar sanatçılar için hem bir karşılaşma alanı hem de bir hafıza oluşturma imkânı sunuyor. İstanbul'un ruhu ise fuarda, o çeşitlilik ve zıtlık haliyle hissediliyor. Farklı disiplinlerin, farklı yaklaşımların yan yana gelişi; biraz kaotik ama aynı zamanda canlı bir yapı oluşturuyor. Bu durum bana oldukça tanıdık geliyor, çünkü işlerimde de benzer bir karşıtlık ve gerilim söz konusu. Kendi adıma, bu tür karşılaşmalar üretim sürecimi doğrudan etkilemese de, yaptığım işin nasıl okunduğunu görmek açısından önemli bir geri dönüş sağlıyor. Kısa ama yoğun diyaloglar bazen uzun süre zihnimde kalabiliyor.
İnsanlık hallerini tuhaf, karikatürleşmiş bir dünyada yansıtıyorsunuz. Çizimlerinizi yaparken sizi yönlendiren hangi duygular?
Çizim yaparken beni yönlendiren tek bir duygu yok; daha çok bir çelişkiler bütünü diyebilirim. Hüzünle mizahın, kırılganlıkla sertliğin, yabancılıkla tanıdıklığın aynı anda var olduğu bir ruh hali. Gündelik hayat, insan ilişkileri, gözlemlerim ve kişisel deneyimlerim en büyük beslenme alanım. Bazen çok küçük bir jest, bir bakış ya da bir anlık duygu, bir figürün çıkış noktası olabiliyor. Aynı zamanda geçmişten gelen imgeler, sanat tarihi ve fotoğrafla kurduğum ilişki de bu dili besliyor. Ama en belirleyici olan, içsel olarak biriken ve tam olarak tarif edemediğim o gerilim hissi.
Sunduğunuz anlatıyla izleyicide nasıl bir izlenim bırakmak istersiniz? Onu düşündürmek mi eğlendirmek mi eleştirmek mi?
Aslında bunları birbirinden çok ayırmıyorum. İzleyicinin önce bakması, sonra durması ve ardından bir süre o görüntünün içinde kalması benim için önemli. Eğer bir iş hem hafif bir tebessüm yaratabiliyor hem de izleyicide bir rahatsızlık hissi bırakabiliyorsa, orada istediğim etki oluşmaya başlıyor. Çünkü o rahatsızlık, düşünmenin kapısını açıyor. Ne tamamen eğlendirmek ne de doğrudan eleştirmek gibi bir niyetim var. Daha çok, izleyiciyi kendi iç dünyasıyla kısa bir karşılaşmaya davet ediyorum.