The Devil Wears Prada'nın devam filmine kavuşmamıza şurada gerçekten sayılı günler kaldı. Valla artık takvimde günleri saya saya, yol gözlemekten ciğerimiz soldu ama neyse ki o yıllardır bekleyişin sonu nihayet göründü. Ee, koca Miranda Priestly sahalara böyle muhteşem bir dönüş yaparken, bizim de Meryl'imizden uzun uzun bahsetmezsek hatırı kalırdı.
Aslında Meryl Streep için "yaşayan en büyük oyuncu" demek artık bir iltifat değil, herkesin bildiği bir gerçek. Dile kolay, tam 21 Oscar adaylığı ve evindeki o meşhur üç heykelcik... Ama onu sadece bu rekorlarla anlatmak yetmez, o ödüllerin arkasındaki müthiş zekaya ve dehaya saygıyla eğilmek lazım. 1970'lerin başında Yale Drama'dan mezun olup sahnelerin tozunu yutmaya başladığında, Hollywood'da kartların yeniden dağıtılacağını zaten belli etmişti.
1977'den bu yana sinemada oynamadığı rol, girmediği kılık, kalbine dokunmadığı izleyici kalmadı desek yeridir. Bu başarı kesinlikle şans değil tabii ki; arkasında devasa bir iş disiplini var. Daha yolun başındayken bile Kramer vs. Kramer filminde karakterini zayıf bulup kendi sahnelerini baştan yazacak kadar işine hakim bir kadından bahsediyoruz. Sonuç olarak ilk Oscar'ı boşuna kapmadı. Sophie's Choice ve The Iron Lady gibi performanslarıyla zaten sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Ama bilenler bilir, sadece oyunculuğuyla değil Amerikan kültürünün yaşayan bir simgesi olarak Barack Obama'dan aldığı "Özgürlük Madalyası" ile de farkını koymuştu.
Bugün 76 yaşında olabilir ama kendisi durmaya hiç niyetli değil belli ki. Merak edenler için de hemen söyleyeyim. Aylardır fragmanlarını izleyip heyecanlandığımız The Devil Wears Prada 2 1 Mayıs 2026'da vizyona giriyor. Miranda Priestly'nin o buz gibi bakışları ve meşhur "That's all" lafını özlemedik desek yalan olur doğrusu. Üstelik Meryl'imizin ajandası sadece bununla da sınırlı değil. Jonathan Franzen'ın romanı The Corrections dizi oluyor ve dizide hem başrol hem de yapımcı. Netflix'te izleyeceğimiz bu dizide, ailesini bir arada tutmaya çalışan fırtınalı bir anne olarak karşımıza çıkacak. Şimdiden sabırsızlanıyorum! Çok lafı uzatmadan hadi gelin şimdi, hazır Meryl Streep bu kadar gündemimizdeyken, bu efsaneleşmiş ismin kariyerine damga vuran bazı sinema filmlerini bir kez daha hatırlayalım...

Yayın Tarihi: 19 Aralık 1979
IMDb Puanı: 7.8
Türü: Dram
Oyuncular: Dustin Hoffman, Jane Alexander
Yönetmen: Robert Benton
O bitmek bilmeyen başarı serüveninin ilk büyük durağı tabii ki Kramer vs. Kramer. Meryl Streep'in daha o zamandan metot oyunculuğunu konuşturup bizi hem ağlattığı hem de kendi içimizde sorgulattığı o efsane filmle başlayalım... Filmin konusu aslında çok bizden bir şeyi anlatıyor: Boşanma davası ve o sancılı velayet süreci. Kendini bulmaya çalışan Joanna'nın, geride bıraktığı oğlu ve eski eşiyle olan o zorlu hesaplaşmasını izliyoruz. Dustin Hoffman'la karşılıklı döktürdükleri sahnelerde, o zamanın toplumsal kalıplarını nasıl yerle bir ettiğini net bir şekilde görmüştük. Henüz yolun başındayken aldığı o ilk Oscar da aslında piyasaya "Ben geldim, artık buralardayım" demesinin en güzel cevabıydı zaten diyerek devam etmek istiyorum.
Yayın Tarihi: 13 Ocak 2012
IMDb Puanı: 6.4
Türü: Dram, Romantik
Oyuncular: Jim Broadbent, Olivia Colman
Yönetmen: Phyllida Lloyd
The Iron Lady'ye gelince işler biraz daha ciddileşiyor ama Meryl Streep yine bildiğimiz gibi... Filmde İngiltere'nin tartışmalı başbakanı Margaret Thatcher olarak karşımıza çıkıyor ama ne çıkmak! Film sadece siyasetle ilgili değil, gücün zirvesinden inen bir kadının yalnızlığını ve o sert dünyada nasıl ayakta kaldığını anlatıyor. Jim Broadbent ve Olivia Colman gibi şahane isimler de var ama dürüst olalım, Meryl'imiz sahneye çıktığı anda herkesi gölgede bırakıyor. Sonucu da tabii ki şaşırtmadı. Canlandırdığı bu zorlu karakterle o özlediği üçüncü Oscar heykelciğini de kucaklamış oldu.

Yayın Tarihi: 8 Aralık 1982
IMDb Puanı: 7.5
Türü: Romantik, Dram
Oyuncular: Kevin Kline, Peter MacNicol
Yönetmen: Alan J. Pakula
Sırada izleyeni biraz hırpalayan, sinir uçlarıyla oynayan Sophie's Choice var. Bu film için sadece dram deyip geçmek zor. Daha çok geçmişin yüküyle yaşamanın ne kadar ağır olduğunu yüzümüze vuruyor. Meryl Streep Polonyalı Sophie karakterini canlandırırken, aksan meselesini öyle bir halletmiş ki sanki hep o dille konuşuyormuş gibi. Hikaye İkinci Dünya Savaşı'ndan sağ çıkmış ama ruhunu o kamplarda bırakmış bir kadının, Kevin Kline'ın canlandırdığı karakterle olan karmaşık ilişkisini anlatıyor. Sophie'nin imkansız seçimi sahnesine geldiğinizde, gerçekten bir insan buna nasıl dayanır? diye sormadan edemiyoruz. Meryl Streep bu rolle ikinci Oscar'ını almıştı. Son olarak filmle ilgili şunu söylemek istiyorum, bittiğinde aklınızda kalan şey Sophie'nin o çaresiz bakışları oluyor. Yani izlemesi biraz sabır ve sağlam bir psikoloji istiyor; hani her gün açıp izleyeceğiniz türden bir şey değil.
Yayın Tarihi: 6 Ekim 2006
IMDb Puanı: 6.9
Türü: Komedi, Dram
Oyuncular: Anne Hathaway, Emily Blunt, Stanley Tucci
Yönetmen: David Frankel
Evet, geldik asıl mevzumuza, yani bizi bugün burada toplayan o efsanemize: The Devil Wears Prada. Bu film için çok derin analizler kasmaya hiç gerek yok, moda dünyasının o parıltılı ama bir o kadar da acımasız koridorlarında geçen, izlemesi acayip keyifli bir iş. Meryl Streep'in filmde moda dünyasının korkulu rüyası, meşhur editör Miranda Priestly karakterine hayat verdiğini zaten söylemiştik. Hani "buzlar kraliçesi" tabirinin tam karşılığı diyebiliriz. Anne Hathaway ve Emily Blunt ile olan o çekişmeleri, Stanley Tucci'nin şahane eşlikçiliği derken film su gibi akıp gidiyor. Streep bu rolle Oscar adaylığı alıp heykelciği kaçırmış olsa da Miranda karakteriyle popüler kültüre öyle bir damga vurdu ki, o meşhur "That's all" deyişi hala hepimizin dilinde. Valla, yenisine de artık şurada gerçekten çok az kaldı. O yüzden hiç vakit kaybetmeden hafızaları tazelemek için hemen koşun ve bir kez daha izleyin derim. Hatta aranızda hala izlememiş olanlar varsa, ne yalan söyleyeyim çok şanslılar, keşke ben de hafızamı sıfırlayıp tekrar izleyebilseydim. Merak edenler için de The Devil Wears Prada 2'nin fragmanını da yukarı bırakıyorum... Şimdiden iyi seyirler.
Yayın Tarihi: Mart 1987
IMDb Puanı: 7.1
Türü: Romantik, Dram
Oyuncular: Robert Redford, Klaus Maria Brandauer
Yönetmen: Sydney Pollack
Meryl Streep'in yine aksan yeteneğinin suyunu çıkardığı, bizi 1900'lerin başına ışınlayan o epik iş: Out of Africa. Filmde Danimarkalı yazar Karen Blixen olarak karşımıza çıkıyor ve Kenya'da bir kahve çiftliği kurmaya çalışırken Robert Redford'ın canlandırdığı özgür ruhlu avcıya gönlünü kaptırıyor. Film biraz ağır aksa da Meryl o kadar zarif bir kadın portresi çizmiş ki, o yavaşlık bir yerden sonra insanı dinlendirmeye başlıyor. Bu performansıyla da "En İyi Kadın Oyuncu" adaylığını aldı ama maalesef ödül bu sefer ona gelmedi. Ama film toplamda 7 Oscar'ı birden silip süpürerek sinema tarihine geçti. Unutmadan, Robert Redford ile olan o saç yıkama sahnesi ise sinemanın gelmiş geçmiş en zarif anlarından biri herhalde.

Yayın Tarihi: 27 Ekim 1995
IMDb Puanı: 7.6
Türü: Romantik, Dram
Oyuncular: Clint Eastwood, Christopher Kroon
Yönetmen: Clint Eastwood
Sırada "keşke o arabadan inseydi" diye iç geçirdiğimiz, izlerken içimizi cız ettiren o efsane var: The Bridges of Madison County. Meryl Streep bu kez Iowa'da kendi halinde bir hayat süren ev hanımı Francesca Johnson rolünde. Ailesi kasaba dışındayken kapısını çalan fotoğrafçı Robert Kincaid ile sadece dört güne sığan ama bir ömre bedel o kaçamak aşkı izliyoruz. İki insanın birbirine geç kalmışlığının o sessiz ve vakur hüznü, film bittikten sonra bile uzun süre insanın yakasını bırakmıyor. Bu performansıyla da "En İyi Kadın Oyuncu Oscar"ına aday olup Altın Küre'yi de zorlaması kimseyi şaşırtmadı tabii.
Yayın Tarihi: 18 Temmuz 2008
IMDb Puanı: 6.6
Türü: Romantik, Dram
Oyuncular: Amanda Seyfried, Pierce Brosnan
Yönetmen: Phyllida Lloyd
Meryl Streep serüvenini, içimizi kıpır kıpır eden bir yaz enerjisiyle, Yunan adalarında noktalıyoruz: Mamma Mia!. Meryl bu kez rengarenk bahçıvan tulumuyla, hayat dolu ve yerinde duramayan Donna rolünde döktürüyor. Kızının düğünü öncesi eski defterlerin açılmasıyla başlayan bu karmaşa, ABBA şarkıları eşliğinde tam bir müzikal şölene dönüşüyor. Onun sadece dramda değil, şarkı söyleyip dans ederken de ne kadar devleşebileceğini görmek şahane doğrusu. İçindeki o saf neşeyi ekrandan size geçiren eğlenceli hikayeyi, bu listenin sonuna koyarak noktalıyorum.
Son olarak; Meryl Streep'in onca farklı hayata bürünüşünü izleyebilmek ve her defasında bizi bambaşka birine inandırmasına tanıklık etmenin gerçekten bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Sinema tarihinin böylesine devleşen bir ikonuyla aynı döneme denk gelmek ve bu muazzam yeteneği canlı canlı izleyebilmek, bizim neslimizin en büyük bir şansı diyebilirim...