Doğada bahar sevinci yaşanırken, CI Bloom'da sanatın tüm renkleri taze bir enerjiyle ortaya çıkıyor. Fuar; çağdaş sanatın en dinamik isimlerini, galerileri ve bağımsız inisiyatifleri İstanbul Lütfi Kırdar Rumeli Salonu'nda bir araya getiriyor. Yeni fikirlerin, farklı seslerin ve yaratıcı enerjinin ilham veren yelpazesine alan açan fuarda, Türkiye'den ve dünyadan birçok sanatçı işlerini sergiliyor. Biz de fuarda yer alan Anna Laudel galeriden Ertuğrul Güngör ve Faruk Ertekin'in yaratıcı dünyasını anlattığı keyifli bir sohbete davet ediyoruz.
Seramiği modern tasarım ögeleriyle yeniden yorumlarken, hem çok tanıdık hem de sıra dışı bir tarzınız var. Sanatınızı anlatır mısınız?
Seramikle kurduğumuz ilişki, yalnızca bir malzemeyle değil, bir hafızayla kurulan bir ilişki. Kütahya çinisinin taşıdığı tarihsel mirası sabit bir değer olarak değil, dönüştürülebilir bir alan olarak görüyoruz. Geleneksel motifleri tekrar etmek yerine, onları bugünün imgeleriyle çarpıştırıyoruz. Figür, beden, arzu ve çatışma gibi temalar bu yüzeylerin içine sızıyor. Ortaya çıkan dil, hem tanıdık hem de yabancı; izleyicide küçük bir kırılma, kısa bir duraksama yaratmayı önemsiyoruz.

CI BLOOM, 5. edisyonunda Anna Laudel temsiliyetiyle yer alıyorsunuz. CI BLOOM'da olmak sizin için ne ifade ediyor. Fuarda en çok ilginizi çeken stantlar hangileri?
CI BLOOM'un ilk edisyonuna solo show olarak katılmış olmak, bizim için oldukça belirleyici bir deneyimdi. Bu süreç, üretimimizin görünürlüğünü artırırken aynı zamanda güçlü bir koleksiyoner çevresiyle doğrudan temas kurmamıza olanak sağladı. Bu yıl Anna Laudel temsiliyetiyle yeniden fuarda yer almak, o deneyimin üzerine yeni bir katman ekliyor. CI BLOOM'un en sevdiğimiz yanı, farklı disiplinlerin yan yana gelerek beklenmedik diyaloglar kurabilmesi. Bu karşılaşmalar hem izleyici olarak bakış açımızı genişletiyor hem de üretim pratiğimizi besliyor.
Sizce CI BLOOM, İstanbul'un kültür ve sanat ekosistemine neler kattı? Sizin kişisel yolculuğunuza ne gibi katkıları oldu?
CI BLOOM, İstanbul'un yoğun sanat ortamına daha genç ve dinamik bir katman ekliyor. Şehrin kaotik ama üretken yapısı fuara da yansıyor; farklı işler ve yaklaşımlar sürekli bir temas halinde. Bizim için en önemli katkısı, izleyiciyle kurulan doğrudan ilişki. İşlerin nasıl okunduğunu görmek, bazen beklenmedik yorumlarla karşılaşmak üretimimizi yeniden düşünmemizi sağlıyor. Bu da pratiğimizi canlı tutan bir etki yaratıyor.
Seramik gibi kırılgan bir malzemeyle ürettiğiniz eserleriniz, geleneksel ile modern arasında bir köprü hissi uyandırıyor. Serginizin kavramsal çerçevesi nedir?
İşlerimizde kırılganlık yalnızca malzemeye ait bir özellik değil; aynı zamanda temsil ettiğimiz dünyaların da bir parçası. Geleneksel ile çağdaş arasında kurduğumuz ilişki sabit bir köprüden ziyade, sürekli gerilim üreten bir hat. Beden, güç, temsil ve arzu gibi kavramlar bu yüzeylerde yeniden kuruluyor. Bazen ironik, bazen rahatsız edici, bazen de daha şiirsel bir dil ortaya çıkıyor. İzleyicinin konfor alanını hafifçe sarsmak bizim için önemli.
Geleneksel çini motiflerini çağdaş figürlerle harmanlarken nelerden besleniyorsunuz?
Beslendiğimiz alan oldukça geniş: sanat tarihi, gündelik hayat, kişisel deneyimler ve popüler kültür. Geleneksel motifler bizim için pasif bir zemin değil, aktif bir yapı. Onları çağdaş figürlerle bir araya getirdiğimizde, farklı zamanlara ait görsel diller arasında bir sürtünme oluşuyor. Bu sürtünmeden çıkan gerilim de işlerin karakterini belirliyor.