Barbie Filmi İncelemesi

2023 yılının en merakla beklenen filmlerinden “Barbie”, son yılların en çok pazarlaması yapılan yapımlarından biri. Peki “Barbie” filmi bu kadar konuşulmaya değdi mi? “Barbie” aslında ne anlatıyor? Oyunculuklarından hikayesi ve sinematografisine dek “Barbie” filmini detaylarıyla inceledik.

YAZAR: Çisem Danacı
ABONE OL
19 Temmuz 2023 Çarşamba 17:38 | Son Güncellenme:
33 dakika okunma süresi
Barbie Filmi İncelemesi

"Barbie" Filminin Konusu Nedir?

Greta Gerwig'in, yönetmenliğini üstlendiği ve senaryosunu Noah Baumbach ile birlikte kaleme aldığı "Barbie" filmi, Barbie Diyarı'nda yaşayan ve anlayamadığı bir nedenden dolayı artık hem bedeninin hem de evreninin mükemmelliğine adapte olamayan Barbie'yi merkezine alıyor. Barbie, ilk kez yüzleşmek zorunda kaldığı "kusurlarını" düzeltmek için gerçek dünyada bir maceraya atılıyor ve bu yolculukta ona Ken de eşlik ediyor.

"Barbie" Filmi Ne Anlatıyor?

"Barbie" filmi, hem komedisi hem de hicivleri ile satirik bir yapım. Üstelik neyi eleştirdiği konusunda çok net ve bunun, hiçbir izleyicinin gözünden kaçmasını istemiyor. Mükemmellik algısından, kadının hem geleneksel hem de modern toplumdaki konumuna ve kapitalizme dek oldukça geniş bir eleştiri yelpazesi var. Üstelik tüm bunları, tam da hepsinin temsili diyebileceğimiz Barbie oyuncak bebeği üstünden yapmak, sanıldığından daha çok cesaret istiyor. Çünkü eleştirdiğiniz şeyi, göz önüne çıkardığınızda onun aynı zamanda reklamını da yapmış oluyorsunuz. Barbie'nin savunduğu "topluma ve kadınlara katkı sağlayan" değerler ile yıllardır birçok kesim tarafından eleştirilen "kadınları belli bedensel ve toplumsal kalıplara hapsetme" durumu arasındaki çizgiyi net bir şekilde belli etmek, hiçbirini göz ardı etmemek gerekiyor. Film de bunu, kesin bir şekilde ve hatta karakterlerin ağzından dile getirerek yapıyor. Açıkça "Barbie'nin ve arkasındaki tüm düşüncelerin pozitif taraflarını övüyoruz, ancak eleştirilmesi gereken taraflarını da eleştiriyoruz" diyorlar.

Tam da bu nedenle filmin merkezine stereotipik Barbie'yi -filmin açıkladığı şekilde; Barbie dendiğinde herkesin aklına ilk gelen standart Barbie'yi- koymak, oldukça mantıklı bir fikir. Filmde de gördüğümüz gibi oyuncak serisinde Doktor Barbie, Başkan Barbie, Yazar Barbie, Sporcu Barbie gibi pek çok Barbie çeşidi bulunuyor. Ancak filmin merkezinde, varoluşsal sorgulamalara düşen, stereotipik yani standart Barbie oluyor. Yani ilk üretilen, en klasik, en iyi bildiğimiz, mükemmellik basamağının birinci adımı olan, en temeldeki kadın... Barbie'nin mükemmel beden kalıpları, "olması gereken kadın" algısı ve tüm bu kültürel piramit, bu stereotipik Barbie'yle başladığı için yeni bir dönüşümün ilk adımlarının da yine onun tarafından atılması; ilk soruların, şüphelerin yine onun zihninde doğması anlamlı. Bu nedenle Barbie'nin istemeye istemeye de olsa "kusurlarının" nedenini ve kendini keşfetme yolculuğuna çıkışını izlemek daha da içselleştirilebilir hale geliyor.

"Barbie" Filmi ve Feminizm:

Bu yolculuğun sonunda kimse Barbie'yi değiştirmeye çalışmıyor, o kendi değişmeyi seçiyor ve bunun için kendisi çaba harcıyor, adım atıyor. Değişmek istemesinin nedeni de yanlış veya bozuk olduğunu düşündüğü için değil, yalnızca değişmek istediği için. Tabii ki yolculuğu süresince doğru sandığı pek çok şeyin aslında gerçekliği yansıtmadığını fark ediyor; mükemmel olmasının, onu, o yapan şey olmadığını ve sandığı gibi bir gereklilik olmadığını anlıyor. Ancak yine de kimse onu değişime itmiyor, kimse ona bir düşünce dayatmıyor, kimse onu kurtarmıyor, aksiyon almaya zorlamıyor. Onun değişimi, tamamen kendi isteğiyle, kendi zamanında ve kendi yöntemiyle oluyor. Bu da muhtemelen filmdeki en feminist şey. Çünkü gerek toplumda gerek internette gerekse de sanat eserlerinde, feminizm gibi ideolojiler farklı farklı yorumlanabiliyor. Kimi zaman feminizmin, erkekleri küçümseyip kadınları yücelterek başarılabileceği gösteriliyor. Kimi zamansa feminizm böyle olmalıdır ve sen "doğru bir kadın" olmak için şöyle olmalısın gibi temalara da maruz kalıyoruz. Oysa bir film izlediğimizde cinsiyeti fark etmeksizin ana karakterimizin büyüdüğünü, olgunlaştığını, değişim olacaksa bunu kimse ona bir fikri empoze etmeden yaşadığını görmek, onun yaşadığı değişimi bizim de hissetmemiz ve sunulan fikri benimsememiz açısında çok daha yapıcı oluyor. Peki reklamının yapıldığı ve olması istendiği şekilde Barbie'nin kendisi, bir feminist ikon olabilir mi?

Barbie Oyuncak Bebeğin Hikayesi:

1959 yılında ilk kez piyasaya çıkan Barbie bebek, 90'lı yıllardan itibaren dünyanın en çok satan oyuncaklarından biri haline geldi. "Barbie" filminde de hikayesinin anlatıldığı şekilde; öncesinde kız çocukları için oyuncak, ancak anne rolüne bürünebilecekleri bebekler ile mümkündü. Barbie sayesinde yetişkin görünümlü bir oyuncak ile tanışmış olan çocuklar için artık oyun oynarken tek rol, anne olmak değildi. Çünkü Barbie, artık onlara hayal güçlerinde eşlik edebilecek bir arkadaş, bir rol model haline geldi. Özünde oldukça vizyoner bir çıkış noktasına sahip olsa da Barbie, zamanla çocukların zihninde "mükemmel kadın" algısını çok keskin bir şekilde çizen bir öğretmene dönüştü: Uzun boylu, zayıf, daima makyajlı, daima saçları yapılı, daima iyi görünümlü bir kadın. Tam da bu nedenle zaman içinde çokça eleştiriye maruz kaldı. Buna karşın Barbie, toplumsal ve kültürel değişimleri reddetmek yerine onları kucaklamayı seçen bir vizyonu takip ettiği için zamanla Barbie, pek çok dönüşüm geçirdi ve onu yalnızca güzel bir kadın olarak görmemeye başladık. Spor yapan, yazan, çalışan, hobileri olan, eğitim gören veya veren Barbie'lerle tanıştık. Barbie'nin kendi evi, arabası gibi mal varlıkları oldu, bu da bir birey olarak güçlü bir figür yarattı. Farklı beden tiplerinden Barbie'lerle tanışmaya başladık. Artık daha kısa boylu Barbie'ler, farklı etnik kökenlere sahip Barbie'ler üretildi. En önemlisi de Rosa Parks'tan Ella Fitzgerald'a, Florence Nightingale'den Helen Keller'a dek topluma mal olan önemli figürlerin Barbie'leri üretilmeye başlandı ve böylece Barbie, gerçekten iddia ettiği gibi başta kız çocukları olmak üzere küçük çocuklara rol model olmaya başladı. Ancak tabii ki bu dönüşümlerin, toplumsal ve kültürel değişime olumlu katkı sağlamak konusunda ne kadar aktif bir rol oynadığını tartışmak tüketiciye düşüyor.

"Barbie" Filminde Margot Robbie:

"Barbie"nin oyunculuklarından bahsetmemiz gerekirse; konuya, filmin başrolü Margot Robbie ile başlamamız gerek. Margot Robbie, çok daha farklı bir Barbie filminde bu ikonik karaktere hayat verseydi, muhtemelen yapması gereken tek şey güzel görünmek olurdu. Ancak bu filmde çok daha zorlu bir görevi var; aynı anda hem plastik hem de organik görünmek. Plastik görünmeli çünkü filmin büyük bir kısmı, ele aldıkları oyuncak bebeğin plastik dünyasını hem fikirsel hem de sinematografik olarak yansıtıyor. Yani Margot Robbie'nin yalnızca güzel görünmesi değil, aynı zamanda jest ve mimiklerinden hal ve tavırlarına dek her şeyiyle plastik bir "mükemmelliğe" sahip olması gerekiyor. Bunu da kesinlikle başarmış. Karakter, zamanla bu mükemmellikten kopuyor, başta bu değişimi istemiyor ama sonunda kabulleniyor. Tüm bu geçiş sürecinde Margot Robbie'nin yavaş yavaş organik bir "kusurluluğa" büründüğünü görüyoruz. Mimikleri, hala oyuncak bebek olduğunun bilincinde ama daha doğal; bakışlarındaki ifadeler daha anlamlı, vücut hareketleri film ilerledikçe daha yumuşak şekiller almaya başlıyor. Kısacası Pygmalion'ın heykelden insana dönüşen kadını gibi Margot Robbie'nin, insana dönüşen bir Barbie'yi olabilecek en iyi şekilde yansıttığını söyleyebiliriz. Filmde Margot Robbie'nin güzelliği ile "kusur" kelimesinin bir arada ne kadar ironik durduğuna dair yapılan ve dördüncü duvarı yıkan esprinin de kesinlikle yerinde olduğunu eklemeliyiz.

"Barbie" Filminde Ryan Gosling:

"Barbie" filminde Ken'i canlandıran Ryan Gosling'in, karakterinin absürtlüğünü büyük bir zevkle benimsediğini görüyoruz. Ryan Gosling, herhangi bir Ken'i canlandırmıyor; gerçek dünyanın tam tersi olan Barbie Diyarı'ndaki, tahminen ilk üretilen "standart" Ken'i canlandırıyor. Gerçek dünyada (muhtemelen 50'lerdeki gerçek dünyada) kadınlar nasıl konumlandırılıyorsa, Barbie Diyarı'nda da Ken'ler o şekilde konumlandırılıyor. Barbie'lerin yönettiği dünyada Ken'lerin evi, işi, hayattan beklentisi, kısacası hiçbir şeyi yok. Bu "mükemmel" dünyada Ken'in tek görevi, Barbie için var olmak. Ken, Barbie olmadan görünmez olduğu gibi gereksiz de kabul ediliyor. Tabii ki gerçek dünyaya giden Ken'in de ilk fark ettiği, burada erkeklerin ne kadar saygı gördüğü, hatta ne kadar görünür olduğu. Çünkü erkek egemen dünyanın aksine, Barbie Diyarı'na da Barbie'ler hakim. Ken, kendi dünyasında ciddiye alınmıyor, komik bir figür olmaktan ileri gidemiyor. Böylece filmde, saf ve komik olmaktan çıkarak yozlaşan bir Ken izliyoruz ve Ryan Gosling'in, rolünü son noktasına kadar benimsediğini görebiliyoruz. Klişe bir figür çizmek amacıyla yaratılan Ken'in, tam da fazla yüzeysel kalacağı anlarda küçük nüanslarla karaktere derinlik katılıyor ve Ryan Gosling, bu değişimleri çok iyi yansıtıyor. Karakterinin, klişeleri kucaklamasına izin veriyor ama yüzeyselleşmesine asla. Komik, deli, yer yer sinir bozucu, fazlaca absürt, bazen acınası ama kesinlikle çok kolay bağ kurabileceğimiz (hatta cinsiyet fark etmeksizin neler hissettiğini herkesin anlayabileceği) bir karakter yazılmış ve Ryan Gosling tarafından da ustaca canlandırılıyor.

"Barbie" Filminde Oyunculuklar:

"Barbie" filmindeki diğer oyuncuları da kısaca ele almamız gerekirse; Gloria rolü ile America Ferrera, evlenip, anne olmuş, çalışan, modern kadını canlandırıyor. Aslında Barbie Diyarı'nda stereotipik Barbie'miz neyse, gerçek dünyada da Gloria o. Tabii tıpkı Barbie gibi Gloria da kendisini ve hayattaki konumunu sorguluyor. Ne yazık ki filmin hikayesi Gloria sayesinde başlasa da sonunda Gloria'nın büyük bir içsel dönüşüm geçirdiğini görmüyoruz. Yine de filmdeki en didaktik görünebilecek diyalogları, Gloria üzerinden dile getirterek America Ferrera'ya söyletmiş olmaları, oyuncu için zorlu bir görev çünkü kolayca eleştiri yağmuruna tutulabilir. Ancak Ferrera'nın rolün ve monologların hakkını verdiğini söyleyebiliriz.

Kate McKinnon, "tuhaf" Barbie rolünde karşımıza çıkıyor. Muhtemelen Hollywood'da bu kadar saçma derecesinde komik ve tuhaf bir karakteri canlandırırken utanç verici görünmeyecek sayılı oyuncu vardır ve Kate McKinnon, kesinlikle bunlardan biri. Tuhaf Barbie'nin tek görevi, filmdeki absürt komedi sorumluluğunu üstlenmek değil; aynı zamanda kendisi, "Barbie" filminin Morpheus'u. Yani "Matrix"te Neo'yu gerçek dünyaya yönlendiren yol gösterici kimse, bu filmde de Barbie'yi gerçek dünyaya yolculuğa çıkmaya yönlendiren kişi o. Bununla ilgili yapılması beklenen şakalar da tabii ki atlanmamış.

"Barbie" Filminin Senaryosu:

"Barbie" filminde hikayenin, anlatmak istediği düşünceyi hiçbir şüpheye yer bırakmadan, genel hatlarıyla derli toplu bir şekilde verdiğini söyleyebiliriz. Ancak detaylara inildiğinde, yer yer kendini tekrar eden fikirlere ve filmin fazla uzadığını hissettiren sahnelere de sahip. Kimi yerde espriler oldukça yerinde ve komik; kimi yerdeyse 13 yaş sınırına rağmen filmin bazı esprilerinin, çocuklar hedef alınarak yazıldığını hissediyorsunuz.

Buna rağmen "Barbie", ne olduğunun farkında bir film. Yani gişe filmi olma hedefinden ziyade festival filmi, sanat filmi olma çabası yok ve bununla ilgili bir derdi de yok. Evet, bir derdi var ve ifade etmek istediği mesajı veriyor ancak popüler kültürde yer edinme hedefi olan -ki bunu çoktan başardı- bir gişe filmi olmayacağını iddia etmiyor. Tam da bu nedenle klasik bir Hollywood filmindeki gibi, standart bir kahramanın yolculuğu hikayesi izliyoruz.

"Barbie" Filmi ve "2001: A Space Odyssey":

Tabii ki bu uğurda meta göndermeler ve popüler kültür esprileri yapmayı da ihmal etmiyor. "2001: A Space Odyssey" (1968) filminden 1999 yapımı "The Matrix"e dek pek çok kült yapıma referans veriliyor. Hatta filmin açılış sahnesinin, birebir "2001: A Space Odyssey"in açılış sahnesinin yeniden canlandırması olması, hikaye anlatıcılarımızın özgüveni hakkında da çok şey söylüyor. Stanley Kubrick'in kült yapımı, insanlık tarihi ve insanın gelişimi hakkında bilim kurgu üzerinden derin bir inceleme sunuyor. "Barbie"nin yaratıcıları Greta Gerwig ve Noah Baumbach da bu filmde, Barbie üzerinden insanlık tarihi ile insanın (ve kadının toplumsal) gelişimi hakkında bir inceleme yapacaklarını en başından söylüyor. Açıkça, lafı hiç dolandırmadan, en başında diyorlar ki; "2001: A Space Odyssey" filminde modern insanı yaratan monolitler neyse, Barbie de tam olarak o.

"Barbie" Filmi ve Klişeler:

İşte tam da bu nedenle vermek istediği cümleyi kısa ve öz bir şekilde aktarabilen iki senaristin, film ilerledikçe kendini tekrar eden mesajlar vermesi ve bu mesajları, kolaya kaçıldığı için sevilen bir sinema dili olmayan "karaktere söyletme" yöntemiyle aktarması kimi zaman şaşırtıyor. Ancak şeytanın avukatlığını yapmak gerekirse, filmde her yüzeysel diyalog, her klişe şaka ve tipleme, her didaktikleşen ve kör göze parmak diyebileceğimiz anlamın, tam da filmin ruhunu yansıtmak için bilinçli olarak yapıldığını düşünebiliriz. Çünkü Greta Gerwig ve Noah Baumbach ikilisi, ayrı ayrı ve birlikte imza attıkları "Marriage Story" (2019), "Fraces Ha" (2012), "Lady Bird" (2017), "Little Women" (2019) gibi projelerde hikayenin ve karakterlerin derinliğine inmek, fikirlerini seyircinin yüzüne çarpmak yerine alttan alta ince ince işleyerek vermek konusunda oldukça usta isimler. Bu da "Barbie" filmindeki her tercihin bilinçli yapıldığını düşünmemize sebep oluyor. Barbie'nin plastikliği ve yapaylığı bir tema olarak benimsenip, senaryodan görüntülere, oyunculuklardan kurguya ve özel efektlere dek filmin her yerine işlenmiş gibi görünüyor.

"Barbie" Filminin Yönetmenliği:

Greta Gerwig, gerek bağımsız yapımlarda gerekse de büyük bütçeli Hollywood filmlerinde kendisini kanıtlamış bir yönetmen. Çağımızın en dikkat çeken genç yönetmenlerinden biri olmak hem büyük bir başarı hem de büyük bir sorumluluk. Her yapımınızın bir öncekinden daha iyi olması ve standardınızı daima yükseltmeniz bekleniyor. Bunu karşılayamadığınızda da pek çok ortalama yönetmenden çok daha fazla eleştirildiğiniz bir gerçek. "Barbie"nin son yılların en çok reklamı yapılan filmlerinden olması, Greta Gerwig ismi ve yıldız oyuncu kadrosu da bu beklentiyi yükseltiyor. Tüm bu nedenlerle "Barbie" filmine, çoktan kurulmuş olumlu ve olumsuz önyargılarla giriyoruz. "Barbie"nin, ya çok kötü bir film olup hayal kırıklığı yaratmasını ya da bir başyapıt olmasını bekliyoruz. Her ikisi de olmuyor ki bunun da bir başarı olduğunu söylemek gerek çünkü bu, "Barbie"nin ortalama bir gişe filmi olduğu anlamına gelmiyor. Hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle "Barbie", ortalamanın üstünde bir gişe filmi. Ne yazık ki reklamının büyüklüğü, konusu ve ele aldığı tema açısından negatif eleştirilere pek çok gişe filminden daha açık bir yapım. Ancak yine de neden aramaya kalktığımızda, hata gibi görünen birçok özelliğine de gerekçe bulabileceğimiz kadar altı dolu bir proje. Neden aramaya kalktığımızda diyorum çünkü bir karakterin davranışına, kurduğu cümleye veya yaşanan bir duruma "çok klişe" yorumunu yapmaya kalktığımızda, yönetmenimiz Greta Gerwig, "ucuz görünümlü" diyebileceğimiz yıldızlı özel efektlerden bambaşka bir filmde basitliğiyle eleştirilebilecek uçuş sahnelerine ve abartılı sanat yönetmenliğine dek pek çok sinematografik tercihle zaten amacın bu olduğunu bize söylüyor. Oyunculuklardan bahsederken söylediğimiz gibi Barbie'nin plastikliği yani temsil ettiği "doğallıktan uzak", "abartı", "sahtelik" gibi temalar, filmin tamamına örülmüş. Normalde bir filmi eleştirirken kullanabileceğimiz; klişe, didaktik, kitsch, abartı, basit gibi kavramlar "Barbie" filminde bir sonuç değil, bir araç.

Plastik Bir "Barbie" Filmi:

Peki tüm bu plastikliğin nedeni ne? Dediğimiz gibi "Barbie", bir dönüşüm hikayesi. Plastik bir oyuncak bebekten, kusurlu, doğal, organik bir insana dönüşen Barbie'yi izliyoruz. Bu nedenle klişe ve genelgeçer kabul edilen tüm fikir, mesaj, espri ve cümlelerin, bu filmde kullanılması ve parçalara ayrılıp, incelenip, yeniden bir araya getirilerek yeni bir inşaya dönüşmesi hedefleniyor. Tabii bunun ne kadar başarılı yapıldığı tartışılır ama amaç bu gibi görünüyor.

Bununla birlikte senaryo ve yönetmenlikteki bağımsız film hissi veren birkaç kolaj sahne, filme hoş dokunuşlar katıyor ve "Barbie" filminin, Greta Gerwig ve Noah Baumbach'ın imzasını taşıdığını bize hatırlatıyor.

"Barbie" Filmi Ağlatıyor Mu?

Tam da bu sahnelerden birinde, tüm hayatını mükemmellik içinde geçirmiş Barbie'nin, bir bankta oturup gerçek dünyanın nasıl bir yer olduğunu keşfedişini izliyoruz. Ancak bunu, yalnızca dışarıdan gözlemlemiyoruz, onunla birlikte biz de deneyimliyoruz. "Gerçek dünya nedir?" sorusuna senaristlerimiz bir cevap veriyor ve yönetmenimiz de bu cevabı, yaptığı tercihlerle pekiştiriyor. Gerçek dünya; bazen güldüğümüz, bazen sevdiğimiz, bazen dertlere düştüğümüz, ağladığımız, kavga ettiğimiz, çocuk olduğumuz, yaşlandığımız, yalnız kaldığımız, dostluklar kurduğumuz, aşık olduğumuz, çalıştığımız, çabaladığımız, başardığımız, başarısız olduğumuz, yani gerçek anlamda yaşadığımız bir yer. Bütün bu sahnelerle birlikte, filmin o anına dek gördüğümüz parlak renklere ve bolca karton-plastik çevre düzenlemelerine tezat oluşturacak şekilde rüzgarda gün ışığıyla oynayan ağaçları görüyoruz. Barbie'nin tüm bu gerçekliği ve doğallığı, ilk kez fark ettiği canlı ağaçlarla keşfederek gözyaşı dökmesi, izleyici olarak benim de gözlerimi yaşarttı.

Duygusal bir yapınız varsa sizi de etkileyebilecek başka sahneler de var. "Barbie" filminde, bildiği gerçekliklere sıkı sıkıya bağlı veya onları sorgulayan ama her ikisinde de olması gereken şey olamayan karakterler görüyoruz. Bunun onlarda kurduğu baskıyı, gerçek hayatta kendimizden ölçerek hissetmek hiç de zor değil. "Barbie" filmi, sonuçta cinsiyetiniz, kimliğiniz, hayattaki konumunuz, statünüz her ne olursa olsun, kimsenin kendisini yeterli hissedemeyeceği bir dünyada yaşadığımızı ve bu varoluşsal bunalımları zaman zaman her birimizin hissettiğini söylüyor. Tam da bu nedenle Barbie'nin kendisini yeterince mükemmel görememesi, Ken'in kendisini birey olarak görememesi, Gloria'nın kendisini yeterince iyi bir anne ve kadın olarak görememesi, izleyicinin de ruhuna dokunuyor. Bazen bir filmde bir karakter, öyle bir cümle kurar ki siz, izleyici olarak belki bunu tüm hayatınız boyunca düşünmüşsünüzdür ancak dışarıdan birinin bunu sesli olarak söylemesi, zihninizde bir ışık yakıp, kalbinizde buruk bir sıcaklık hissettirir. "Barbie", insan olmanın yanında gelen bu evrensel yetersizlik hissine dikkat çekmek ve bunu hissetmenin normal olduğunu, bu konuda hiçbirimizin yalnız olmadığını ama hissetmemize de gerek olmadığını yansıtmak konusunda oldukça iyi bir iş yapıyor. İşte belki de "Barbie" filmi, yalnızca bu sebeple bile izlemeye değer bir yapım.


"Barbie" Filmi Hakkında Merak Edilen Her Şey

"House of the Dragon" Dizi İncelemesi

"Stranger Things" Dizi İncelemesi

EN ÇOK OKUNANLAR

Seyahat Rehberi: Sakız Adası
Seyahat Rehberi: Sakız Adası

Seyahat Rehberi: Sakız Adası

9 dakika okunma süresi
24 Nisan'daki Akrep Burcu Dolunayında Burçları Neler Bekliyor?
24 Nisan'daki Akrep Burcu Dolunayında Burçları Neler Bekliyor?

24 Nisan'daki Akrep Burcu Dolunayında Burçları Neler Bekliyor?

10 dakika okunma süresi
Coachella Festivali'nin En İyi Stil Görünümleri
Coachella Festivali'nin En İyi Stil Görünümleri

Coachella Festivali'nin En İyi Stil Görünümleri

1 dakika okunma süresi
“Kimler Geldi Kimler Geçti” Dizisi Hakkında Her Şey
“Kimler Geldi Kimler Geçti” Dizisi Hakkında Her Şey

“Kimler Geldi Kimler Geçti” Dizisi Hakkında Her Şey

3 dakika okunma süresi
Arzu Nesnesi: Hailey Bieber'ın Rhode Telefon Kılıfı
Arzu Nesnesi: Hailey Bieber'ın Rhode Telefon Kılıfı

Arzu Nesnesi: Hailey Bieber'ın Rhode Telefon Kılıfı

1 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Nisan Ayı Film Önerileri
Nisan Ayı Film Önerileri

Nisan Ayı Film Önerileri

“Beetlejuice Beetlejuice” Filmi Hakkında Tüm Detaylar
“Beetlejuice Beetlejuice” Filmi Hakkında Tüm Detaylar

“Beetlejuice Beetlejuice” Filmi Hakkında Tüm Detaylar

Sevgilinizle Birlikte İzleyebileceğiniz En Romantik Filmler
Sevgilinizle Birlikte İzleyebileceğiniz En Romantik Filmler

Sevgilinizle Birlikte İzleyebileceğiniz En Romantik Filmler

“Dune: Çöl Gezegeni Bölüm 2” Filmi İncelemesi
“Dune: Çöl Gezegeni Bölüm 2” Filmi İncelemesi

“Dune: Çöl Gezegeni Bölüm 2” Filmi İncelemesi

74. Berlin Uluslararası Film Festivali Kazananları
74. Berlin Uluslararası Film Festivali Kazananları

74. Berlin Uluslararası Film Festivali Kazananları

En İyi Shakespeare Uyarlaması Filmler
En İyi Shakespeare Uyarlaması Filmler

En İyi Shakespeare Uyarlaması Filmler

Mart Ayı Dizi Önerileri
Mart Ayı Dizi Önerileri

Mart Ayı Dizi Önerileri

“Bridget Jones'un Günlüğü 4” Filmi Hakkında Merak Edilenler
“Bridget Jones'un Günlüğü 4” Filmi Hakkında Merak Edilenler

“Bridget Jones'un Günlüğü 4” Filmi Hakkında Merak Edilenler

43. İstanbul Film Festivali'nin Dikkat Çeken Yapımları
43. İstanbul Film Festivali'nin Dikkat Çeken Yapımları

43. İstanbul Film Festivali'nin Dikkat Çeken Yapımları

“Feud: Capote vs. The Swans” Dizisi Hakkında Merak Edilenler
“Feud: Capote vs. The Swans” Dizisi Hakkında Merak Edilenler

“Feud: Capote vs. The Swans” Dizisi Hakkında Merak Edilenler

“Anyone But You” Filmi Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey
“Anyone But You” Filmi Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

“Anyone But You” Filmi Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Nisan Ayı Dizi Önerileri
Nisan Ayı Dizi Önerileri

Nisan Ayı Dizi Önerileri