Dile kolay, tam yedi yıldır The Boys izliyoruz. Süper kahraman klişelerini tamamen altüst eden, o bildiğimiz kusursuz dünyaya meydan okuyan isyankar ve sıra dışı dizimiz sonunda bitti. Ama dürüst olmak gerekirse bu veda, hiç de eski sezonların o hareketli, kural tanımayan havasına yakışmadı. İlk günden beri karakterlerin her hatasına, travmasına ve o karmaşık kaosuna ortak olmuş biri olarak söylüyorum: Bu final, öyle görkemli bir veda değildi (ki eminim çoğu kişi benimle aynı fikirdedir). Açıkçası, bütçesi yetmemiş de alelacele sahneye konmuş bir tiyatro oyunu izler gibi hissettik. İnsan düşünmeden edemiyor; bizi bunca yıl o koskoca, çılgın evrene inandıran dizi, nasıl oldu da finalde bizi klimalı bir odaya kapatıp iki üç karakterin dertleşmesini izlemeye mahkum etti? Yani, tam o büyük hesaplaşmayı izleyeceğimizi düşünürken nasıl oldu da elimizde kocaman bir hayal kırıklığıyla baş başa kaldık? Haliyle izleyenlerde şu an tek bir sorunun peşinden gidiyor: "Bunca yıl gerçekten bu sonu görmek için mi bekledik?" Neyse, o çok konuşulan final sahnesine ve yarattığı infiale gelmeden önce, gelin hafızaları biraz tazeleyelim. Televizyon tarihinin bu ezber bozan işi buralara nasıl geldi, tüm sezonları ele alarak bir hatırlayalım...
Her şey 2019 yazında, "Süper kahraman yapımlarından sıkıldık, yok mu farklı bir iş?" dediğimiz anda başladı. Kabul edelim, piyasadaki o aşırı cici bici, dünyayı kusursuzca kurtaran klişelerden yorulanlar için acayip şaşırtıcı bir sezondu. Olaylar zaten daha ilk dakikadan öyle çarpıcı başladı ki, ekrana bakakaldık diyebilirim. Bizim saf çocuk Hughiesevgilisi Robin ile tatlı tatlı konuşurken, dünyanın en hızlı insanı A-Train korkunç bir hızla kıza çarpıp onu darmadağın etti ve Hughie'nin elinde sadece sevgilisinin elleri kaldı; evet, şaka değil diziye aynen böyle başladık. İşte bu şokun üstüne, ağzından "diabolical" lafı eksik olmayan Billy Butcher sahneye çıktı ve Hughie'yi ikna ederek Vought şirketine karşı intikam savaşını başlattı. Bir yanda Hughie ile Starlight arasındaki o tatlı flörtöz halleri izledik, diğer yanda ise Homelander denen o sarışın narsistin ne kadar büyük bir canlı bomba olduğunu görüp donakaldık. Sezonun en unutulmaz anı ise kesinlikle görünmez kahraman Translucent'ın havaya uçtuğu sahneydi; adamın derisi elmas gibi sert olduğundan bizimkiler çareyi bombayı içine yerleştirmekte buldu ve Hughie'nin kumandaya bastığı o meşhur sahne hafızamıza kazındı.

Gelelim ikinci sezona; hani şu heyecanın ve deliliğin iyice vites artırdığı döneme. Kadroya bir Stormfront girdi ki sormayın. Başta sosyal medyayı parmağında oynatan, böyle aşırı özgürlükçü biri gibi takılıp hepimizi trolledi ama arkasından bildiğin ırkçı bir ideoloji çıktı. Oyuncu Aya Cash, Homelander ile öyle dengesiz bir çift oldu ki ekran başında gerim gerimgerildik. Zaten Homelander da iyice delirdi, "İstediğim her şeyi yaparım" moduna girip tamamen kontrolü kaybetti. Bir yandan Butcher'ın eşi Becca'yı kurtarmak için gözünü karartmasını izlerken, diğer yandan koskoca Vought şirketinin ve medyanın insanları nasıl koyun gibi manipüle ettiğini gördük. Hele o sürat teknesiyle balinanın içine daldıkları sahne neydi öyle? Ya da o herkesin kafasının patladığı mahkeme salonu baskını... Resmen ağzımız açık izledik. İkinci sezon bittiğinde, dizinin sadece bir süper kahraman hikayesi olmadığını, arka plandaki o sistem eleştirisini gözümüze nasıl güzel soktuğunu iyice anlamış olduk.
Üçüncü sezon bence dizinin zirve noktalarından biriydi. Sahneye bir Soldier Boy çıktı ki, Jensen Ackles karakteri resmen yaşatmış; o eski usul kalkanıyla ortalığı birbirine katıp bütün dengeleri altüst etti. Bir de üstüne bizim Butcher ile Hughie, süper kahramanları kendi silahıyla vuracağız diye 24 saatlik geçici güç veren "V-24" iksirini patlatınca işler iyice çığırından çıktı. Butcher'ın gözlerinden lazer attığı o ilk anı herhalde hepimiz "Yok artık" diyerek izlemişizdir. Tabii bu sezonun asıl bombası, çizgi romanı okuyanların bile ekranda görmeyi beklemediği, sansür sınırlarını zorlayan o meşhur "Herogasm" bölümüydü; süper kahramanların o gizli, absürt partisinde olanları kelimenin tam anlamıyla nutkum tutularak izledim. Sezonun finali ise ayrı bir dehşetti; Homelander'ın halkın gözü önünde bir protestocuyu acımasızca yok etmesi ve o kalabalığın bu cinayeti çılgınlar gibi alkışlaması... İşte o an medyanın ve manipülasyonun insanı ne hale getireceğini görüp ekran başında buz kestik.
Dördüncü sezonda olay pelerinli dövüşten çıkıp tamamen psikolojik ve politik bir savaşa döndü aslında. Homelander yanına dünyanın en akıllı kadını Sister Sage'i alıp arkasındaki fanatik kitleyle ülkeyi adım adım ele geçirirken, diğer yanda Butcher'ın o V-24 iksirleri yüzünden ölüm döşeğine düşüp kendi zihnindeki sanrılarla boğuşmasını izledik. Doğruya doğru, Frenchie'nin geçmiş dertleri, Kimiko'nun kimlik arayışı ve Hughie'nin aile dramları derken hikayenin çok sarktığı ve temponun acayip düştüğü bölümler oldu ama Homelander'ınçocukken işkence gördüğü laboratuvara geri dönüp oradaki bilim insanlarından aldığı o vahşi intikam sahnesi dizinin sertliğini hatırlattı yine de. Sezon finalinde; Victoria Neuman ile bizimkiler uzlaştı derken kadının bir anda harcanması, ekibin tek tek yakalanması ve Homelander'ın ülkenin gizli lideri haline gelişiyle her şey tepetaklak oldu, Butcher'ın da içindeki o karanlık gücü serbest bırakıp bambaşka bir profile bürünerek arabasıyla uzaklaşması bizi muazzam bir belirsizlikle baş başa bıraktı.
20 Mayıs'ta nihayet finali verdiler ama keşke vermeselerdi dedirten cinsten bir kapanış oldubence. Yıllardır "Butcher mı Homelander'ı alt edecek, Homelander mı Butcher'ı bitirecek" diye bekliyoruz, adamlar gitti koskoca dizinin finalini Ryan'ın üzerine yıktı. Butcher zaten o V-24 yüzünden iyice köşeye sıkışıp damarlarından fırlayan dokunaçlarla Homelander'la son bir kez kapıştı kapışmasına da günün sonunda babasının fişini çeken Ryan olunca insan bir "Eee, Butcher bunca yıl boşuna mı uğraştı?" diyor. Butcher intikamını alıp sahneden çekilirken, bizim Boys ekibi de darmadağın dünyada kendi yoluna gitti. İzleyenler haklı olarak tepki gösteriyor. En çok can sıkan da beş sezondur ilmek ilmek işledikleri o nefret kurgusunu, sırf ters köşe yapacağız diye iki dakikada aceleye getirmeleri oldu. Homelandergibi bir karakteri resmen sönük bir mum gibi söndürdüler. Dizi eski zeki, ince politik esprilerini falan da tamamen unutup "Hadi şuraya biraz daha kan, şuraya biraz daha efekt koyalım da final olduğu anlaşılsın" moduna girince, pusuya yatıp beklediğimiz o muazzam veda yerine elimizde biraz ruhsuz bir final kaldı; üzgünüm ama yanarım yanarım diziye harcadığım şu güzelim yedi yılıma yanarım.