"Bir savaşçıyı oynamak da, Mardin'de bir dizi setinde olmak da hayalimdi" diyor Ebru Şahin. Hayallerinin gerçekleştiğini görmesi ise her zaman daha büyüklerini kurması için cesaret vermiş. Şu an hayal panosunda ise uluslararası projeler, daha derin karakterler ve bir yandan da sade, köklenen, dingin bir yaşam var. Atina-İstanbul arasında koştururken, bir oyuncu ile bir basketbolcunun aşkının kesişim kümesinde öz saygının kattığı birbirlerine koşulsuz destek olma hissi olduğunu söylüyor. Gücün ise mücadele ruhunu ve iyiye olan inancı bir duruş olarak benimsemekten geçtiğine inanıyor...
Hayat bir yolculuk madem; şu sıralar otomobili ne hızda, nasıl bir destinasyonda, hangi müzikler eşliğinde, nasıl hislerle sürüyorsunuz?
Şu sıralar hız sabitleyici açık gibi. Kendi ritmimi yakalayıp onu bir rutine oturtmaya çalışıyorum. Ne koşturmaca içindeyim ne de oluruna bırakıyorum; ikisinin arasında bir yerdeyim. Huzurlu ve üretken bir versiyonuma ulaşmak için sadeleştiğim, o sadelikte derinleşmeye çalıştığım bir dönem. Fondaki müzik biraz alternatif, biraz country; hafif blues, caz ve arada enstrümantal. His olarak sakin bir kararlılık ve içsel bir neşe var. Telaşsız ama tutkuluyum.
Hayalperest biri misiniz; bir gün hayatınızın tam da şu an olduğunuz noktada konumlanacağının hayallerini kurmuş muydunuz? Peki hayal panosunda şu sıralar neler var?
Hep hayalperesttim. Yıllar içinde hayallerimi yazıya dökmeyi ve görselleştirmeyi rutinim haline getirdim. Tam anlamıyla uçarıyım diyemem; çünkü ayaklarımın yere sağlam basması hep önceliğim oldu. Bugün geldiğim noktada belki azı, belki fazlası ama kesinlikle hayallerimin yakınındayım. İmgelemenin ve kalpten dilenen hayallerin gücüne inanıyorum. Bir savaşçıyı oynamak da, Mardin'de bir dizi setinde olmak da hayalimdi mesela. Hayal kurmanın sınırı yok; insanın hayallerinin gerçekleştiğini görmesi, daha büyüklerini kurmak için cesaret veriyor. Şu an hayal panomda uluslararası projeler, daha derin karakterler ve bir yandan da sade, köklenen, dingin bir yaşam var. İç huzur, sağlam ilişkiler ve yaşam enerjisini kaybetmeden üretmeye devam edebilmek... Birden fazla şeyle var olabilmek de amaçlarım arasında.
Hayatı akışa bırakarak yaşamayı mı tercih edersiniz, yoksa siz bizzat müdahale etmeyi sever misiniz? Kontrolcü müsünüz yoksa akışa güvenenlerden mi?
Eskiden daha kontrolcüydüm, kendimden başkasına güvenmezdim. Sonra yavaş yavaş etrafımda oluşan güven çemberiyle birlikte artık daha seçiciyim kontrol konusunda. Her şeyi yönetemeyeceğini kabul etmek hem büyük bir özgürlük hem sükût sağlıyor insana.
Eğer kendi hayatınızın editörü olsaydınız, hangi sahneleri keser, hangi anları vurgular, hangi bölümleri yeniden yazardınız?
Kendime olması gerekenden fazla yüklendiğim dönemleri keser, kendi şansını, neşesini yaratan anları, mücadeleyi, düşüşlerin kalkışlarını vurgulardım. Umutlu olmayı severim, insanlara yansıyan, temas eden küçük bir ilham dahi olsa bu çok kıymetlidir benim için. Birbirine güven veren insan hikayelerine ihtiyacımız var. Ve o hikayeleri paylaşmaktan çekinmemeliyiz. Yeniden yazmak istediğim bölümler değil ama daha daha erken buluşmuş olmayı dilediğim duygular ve eylemler var.
Oyunculuk kariyerinizde size aydınlanma dönemi yaşatan kırılma noktası oldu mu? Bir dönüşüm, bir farkındalık, bir "parlama" anı...
Bütünüyle sahiplendiğim, oynarken o kişiye dönüştüğümde aldığım keyfi tarif etmem pek mümkün değil. O an gerçekten kendi bedeninde başka bir karakteri yaşatmak insanın zihnini oyun bahçesine dönüştürüyor. Sevdiğin işi yaptığın için şükretme duygunu besliyor hep. İlk defa reklam filmlerinde oynamaya başladığım dönemde koşulları zor olan bir çekim gününü çok iyi hatırlıyorum. Tüm olumsuzluklara rağmen yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen set amirine nasıl böyle olduğunu sormuştum: "Ben işimi çok seviyorum. Ne kadar zor olsa da başka yerde olmayı istemezdim" demişti. Müthiş bir farkındalıktı benim için hayatta olmak istediği yeri bulan birinin neşesine şahit olmak. Sanıyorum o anın bende bıraktığı iz bugün de meslek yaşamımda çeşitli zorlukları aşarken bana güç veriyor.
Spor ve oyunculuk kesişim noktasında sizi nereden yakalıyor?
İkisi de tutku, disiplin, özveri ve gelişimle var oluyor. Sürekli kendini yenileme, sınırlarını tanıma, zamanın önemi, "o an" orada olman gerektiğinin netliği, bedenen ve manen yatırım yapma ve kendini hep ileri taşıma motivasyonuyla kesişiyor.
Aynaya baktığınızda bu sıralar nasıl bir kadın görüyorsunuz?
Aynanın karşısında ne istediğini bilen ve gücüne inanan bir kadın görüyorum. Artık kırılganlığını saklamaktan çekinmeyen ama gücünü de küçümsemeyen biri olduğumu söyleyebilirim.
Hayata dair şu sıralar size gelen en yeni güncellemeler neler? Yeni sürümde -mesela 30 yaşta- neler değişti?
Sınırları daha rahat çizdiğim ve ne istemediğimi daha net bildiğim bir yaştayım. Yaş almayı ve getirdiklerini seviyorum.
Dijital platformlar ve dizilerle öne çıkan bu dönemde, özellikle yabancı diziler içinde keşke ben de bu projenin bir parçası olsaydım dediğiniz var mı?
İçinde olmayı istediğim en son iş Hamnet. Onun dışında Normal People, The Worst Person in the World, Peaky Blinders, Great Expectations, Succession da şu an ilk aklıma gelenler. Bu projeleri izlerken hikayelerin en sıradandan uçlara gittiği evrenleri takip etmek müthiş heyecan veriyor ve parçası olma isteği uyandırıyor.
Tiyatro sahnesi size ne ifade ediyor?
Tiyatro bende tekrarı olmayan hayatın yansıması gibi bir his uyandırıyor. Her şey o anda oluyor ve telafisi yok, yaptığının sonucunu hemen görüyorsun. Yaptığınız ve aldığınız her kararı büyük bir hızla kabullenip ileriye hareket etmeniz gerekiyor. Sahiden tiyatro sahnesi çok cesur ve büyüleyici geliyor bana.
Sektörde yaşadığınız en büyük zorluk ne oldu?
Zor deneyimler yaşadım ne yazık ki hiç hayalini kurmadığım, ama bunların bana verdiği tecrübeyi de güzel dönüştürdüğüme inanıyorum. Diğer bir zorluk da belki insanların sizi tek bir rolden ibaret sanması, o ekranda en iyi haliniz ve siz olarak değil, başka bir karakter ve biçimde var olduğunuzu kabullendirememek.
Oyuncu olmasaydım bugünkü ben eksik olurdu dediğiniz neler olabilir?
Oyuncu olamasaydım, kendini gerçekleştirememe burukluğunu yaşardım. Bu içsel kavga beni çok zorlardı. Kendi köşesini bulamayan insanların iç huzursuzluğu olurdu içimde.
Bir önceki röportajda "Mücadeleci, özgür ruhlu ve hassas terazi" demiştiniz kendiniz için. Şimdi bunlara neler eklendi?
Tamamen bağımsızlık anlayışım köklerimin toprağa, dallarımın gökyüzüne uzandığı bir dengeye dönüştü. Yıllar içinde sevdiklerime değer verirken, kendimi de onların yanına koyabilme yetisi kazandım.
Aşkı nasıl yaşıyorsunuz? Aşk sizin için fırtınalı ve rüzgarı yoğun bir yolculuk mu, dingin bir deniz mi?
Hayat zaten yeterince fırtınalı ve kaotik; ben aşkı, tüm o koşulları birlikte aşmaya gönüllü olduğun, zamanla heyecanını kaybetmeden derin ve dingin bir denize dönüştürdüğün bir bağ olarak görüyorum. Ne beni ne de karşımdakini bir şeyi oldurmaya mecbur bırakan, zorunluluk ve toksiklik üzerine kurulu hiçbir ilişkinin parçası olmak istemem.
Bir oyuncu ile bir sporcu olarak aşkınızın kesişim kümesinde en belirgin neler var?
Öz saygının bize kattığı şey birbirimize koşulsuz destek olmak. İnsan kendiyle büyük dertler yaşamadığında, kendini kabullenip sevdiği bir yerde durduğunda, karşısındakiyle de bir derdi kalmıyor. İkimiz de güdülerle ve büyük kitlelerle temas eden bir iş yapıyoruz. Bu dengeyi kurabilmek ve böyle denk gelmek, zamanı gelenin öne çıktığı, diğerinin de ona kalpten ve koşulsuzca hizmet edebildiği bir ilişkiyi yaşayabilmek büyük bir şans diye düşünüyorum.
Uzun süreli aşkın formülünü verebilir misiniz?
Açık iletişim, karşılıklı alan tanımak, karşındakini ve kendini anlamaya, öğrenmeye ve geliştirmeye gönüllü olmak. Birlikte iyisi ve kötüsüyle anahtarı sadece sizde olan dışarıya kapalı bir oda kurabilmek.
Sosyal medyada ne kadar gerçek olabiliyorsunuz?
Sosyal medyayı mümkün olduğunca kullanmaya çalışıyorum ama tamamen orada varlık gösterip anları ve hayatımı kaçırmak istemiyorum. Esasen bir denge tutturmaya çalışıyorum. Paylaşım yaparken benden çok kopuk olmamasına dikkat ediyorum.
Son dönemde seyahat rotalarınız ne yöne doğru oluşturuluyor?
Şu an Atina-İstanbul arası fazla bir koşturmam olduğu için yeni bir rota yok. Ama yeni bir rota belirleyeceksem, yüzüm her zaman doğaya dönüyor.
Stil çoğu zaman kişiliğin bir yansıması. Siz stil oyunlarında daha çok trendlerin peşinden mi gidiyorsunuz, kendi kurallarınızı mı yazıyorsunuz?
Trendlere göz atarım ama sırf moda ya da popüler diye bir şeyi uygulamam. Güncel olsa bile mutlaka kendi sesimi katmak isterim. Bağ kurmayı severim; giyeceğim kıyafeti bile sahiplenmek isterim. Bu yüzden basmakalıp moda anlayışları, beni yansıtmadığı sürece bana uygun değil. Ben hep kendime göreyim yani.
Bir kadın olarak gücü nasıl tanımlıyorsunuz?
Bana göre bunu pek çok farklı şekilde tanımlayabiliriz ama şu an içimden gelen şu: Gerçekte kim olduğunla, yaşadıklarının seni dönüştürmeni bekledikleri kişi arasında bilinçli ve kararlı bir mesafe koyabilmek. Vazgeçebilecek cesarete sahip olmak; sana biçilen rollere değil, kendi karakterine sıkıca tutunup yönünü kendin tayin etmek. Mücadele ruhunu ve iyiye olan inancı bir duruş olarak benimsemek.
Kadınlar Günü'nde ilk kimi kutlarsınız?
Önce kendimi; sonra emeğine ve mücadelesine ilk şahit olduğum anneannemi ve annemi kutlarım. Bu defa sizin aracılığınızla da bunu okuyan, dünyayı daha güzel kılan, hayatın görünmez yükünü sırtlanan, hak eden ve hak ettiğini bilen tüm emekçi kadınların Kadınlar Günü'nü kutlarım. Birbirimize ilham olmak dileğiyle.
Şu sıralar sizi heyecanlandıran yeni projeler var mı?
Şu an heyecanlandığım, gelgitler yaşadığım işler var ama belki başka bir sürpriz de yapabilirim.
Röportaj: Filiz ŞEREF KULU
Fotoğraflar: Tamer YILMAZ
Styling: Ekin Su OKTAR
Saç: Ferit BELLİ
Makyaj: Sezen CAN
Fotoğraf asistanı: Doğa ÇETİN