Düğünleri özel kılan, biraz da küçük ayrıntıların bir araya gelerek kendine özgü bir atmosfer yaratması. Çiçekler ise bu atmosferin en doğal parçalarından biri. Gelinin elindeki buketten tören alanına, masalardan dekoratif dokunuşlara kadar düğünün her köşesinde kendine yer buluyor; kimi zaman romantik bir hava yaratıyor, kimi zaman daha modern ve sade bir tasarımı tamamlıyor. Doğanın farklı dokularını tasarımlarına taşıyan Natura Karma Kurucusu Tuba Belgin Oskan ise düğün masalarını boydan boya saran bir aranjmanla karşımıza çıkıyor. Köklerden yapraklara uzanan detaylarıyla bir bahçeyi andıran kompozisyonunu, özel gününü doğayla iç içe bir atmosferde kutlamak isteyenlere ilham verecek fikirlerini paylaşarak tamamlıyor.
Doğanın farklı dokularını tasarımlarınıza taşıyorsunuz. Önümüzdeki düğün sezonunda çiçeğin yanında hangi doğal malzemeleri daha fazla kullanmak istiyorsunuz?
Sebze ve meyveleri çiçeklerle bir arada kullanmayı aslında uzun yıllardır çok seviyorum. Yapraklar, yabani dallar, yemişler, tahıllar, yosunlar... Doğada karşıma çıkan hemen her malzemeye biraz "Bunu çiçeklerle nasıl kullanabilirim?" gözüyle bakıyorum. Son birkaç yıldır sebze ve meyvelerin çiçek tasarımında daha görünür hale gelmesi de bu yüzden bana çok yakın bir yaklaşım. Beni asıl cezbeden, bu malzemelerin çiçekten tamamen farklı bir doku ve karaktere sahip olmaları. Bazen çiçeği tamamlıyorlar, bazen de tam tersine yarattıkları tezatla onu çok daha görünür hale getiriyorlar. Bir narın, enginarın, üzüm salkımının ya da yabani bir dalın bir kompozisyonun karakterini tamamen değiştirebilmesini seviyorum. Biraz kusurlu, beklenmedik ve mevsime ait olmaları da tasarımı benim için daha ilginç kılıyor. Önümüzdeki düğün sezonunda da özellikle meyve ve sebzeleri aranjmanlarımıza katmaya devam edeceğim; çünkü doğayı yalnızca çiçekleriyle değil, bütün zenginliğiyle kullanmak bana çok daha heyecan verici geliyor.
Bir düğünün duygusunu renk paletine çevirirken nereden başlıyorsunuz?
Çalıştığımız düğün organizatörlerinin oluşturduğu konseptte objelerden masa örtülerine, halılardan genel alan tasarımına kadar belirlenmiş bir renk paleti varsa, çiçek tasarımı da doğal olarak bu dünyanın içinde şekilleniyor. Dolayısıyla bazen renk paletinin çıkış noktası oldukça teknik olabiliyor. Bana alan tanındığında ise çifti tanımayı ve gözlemlemeyi tercih ediyorum. Karakterleri, enerjileri ve birlikte yarattıkları his, renk konusunda bana çoğu zaman oldukça net ipuçları veriyor. Renk paletini sadece estetik bir seçim olarak değil, çiftin karakterinin ve düğünün atmosferinin bir yansıması olarak görüyorum. Bu noktada biraz da sezgilerimle hareket ediyorum; bugüne kadar da beni pek yanıltmadıklarını söyleyebilirim.
Kış düğünlerinde mevsimsel çiçekleri kullanarak daha çağdaş ve sofistike bir atmosfer nasıl kurulabilir?
Kış düğünleri bende daha sakin ve rafine bir renk dünyası çağrıştırıyor. Monokrom ya da birbirini takip eden ardışık renklerden oluşan paletlerin, mevsimin doğal zenginliğiyle çok güzel bir uyum yakaladığını düşünüyorum. Dallar, meyveli dallar ve mevsim çiçekleri zaten kendilerine özgü güçlü dokulara sahip; onları mümkün olduğunca kendi doğallıkları içinde kullanmak bana daha yakın geliyor. Formlarda ise bazen daha amorf ve özgür kompozisyonlara, bazen de oldukça yalın ve minimalist yerleştirmelere yöneliyorum. Örneğin beyazdan kırık beyaza ve açık yeşillere uzanan bir palette, birkaç mevsim çiçeğini çıplak dallarla bir araya getirip aralarında boşluk bırakmak çok hoşuma gidiyor. Ya da tek bir çiçeği farklı yüksekliklerde tekrar ederek daha sade ve grafik bir etki yaratmak mümkün. Sanırım benim için kış düğünlerinde çağdaşlık biraz da bu sadelikten geliyor; mevsimin zenginliğini kaybetmeden, tasarımın nefes almasına izin vermekten.
2027'ye doğru "doğal görünüm" anlayışının malzemeler, formlar ve verdiği hissiyat açısından nasıl değişeceğini düşünüyorsunuz? Bizi neler bekliyor?
2027'ye doğru daha ağırlıklı ve hacimli, doğal malzemenin daha fazla manipüle edildiği, tekrarlar ve yoğun kullanımlarla şekillenen formları daha sık göreceğimizi düşünüyorum. Çiçeğin yanında dallar, otlar, yosunlar, meyve ve sebzeler, yemişler ve farklı doğal dokuların kullanımı da giderek daha fazla tasarımın içine giriyor. Doğal malzemelerin alışılmış hallerinden biraz çıkarılarak farklı formlara dönüştürülmesi bana da oldukça ilham verici geliyor. Ama bir yandan, bahar ve bahçe hissi veren o daha hafif, kendiliğinden büyümüş gibi görünen aranjmanların hiçbir zaman gerçekten modasının geçeceğini düşünmüyorum. Belki yorumlanış biçimleri, kullanılan malzemeler ya da ölçekleri değişiyor ama doğaya en yakın o görüntünün her zaman bir karşılığı var. Sanırım önümüzdeki dönemde bu iki yaklaşımı da yan yana göreceğiz: bir tarafta daha yoğun, manipüle edilmiş ve heykelsi formlar; diğer tarafta doğallığını ve hafifliğini koruyan bahçe hissi. Benim için de işin güzel tarafı, birine bağlı kalmak yerine malzemenin, mekânın ve yaratılmak istenen hissin bizi nereye götürdüğünü görmek.
Etkinlik yönetimi geçmişiniz, çiçek tasarımınıza nasıl bir bakış kazandırdı? Bir düğünde çiçek kadar önemli bulduğunuz detay hangisi?
Etkinlik yönetimi geçmişimin bugün çiçek tasarımına bakışımda hâlâ önemli bir yeri var. Sanırım o yıllardan kalan bir alışkanlıkla, bir düğüne baktığımda çiçeklerin yanı sıra mekânı, ışığı, masa düzenini, misafirlerin alandaki hareketini ve günün akışını da düşünmeden edemiyorum. Bu yüzden çiçekleri de içinde bulundukları ortamdan bağımsız değil, o atmosferin bir parçası olarak hayal etmeyi seviyorum. Çiçek kadar önemli bulduğum bir detay söylemem gerekirse ışık diyebilirim. Işığın çiçeklerin rengini ve dokusunu, masanın hissini, hatta aynı mekânın atmosferini ne kadar değiştirebildiğini görmek her zaman ilgimi çekiyor. Aslında en sevdiğim, tüm bu detayların çok fazla kendini göstermeden bir araya gelmesi. Misafir içeri girdiğinde tek tek detayları fark etmese bile o atmosferin içinde kendini iyi hissediyorsa, sanırım benim için en güzel sonuç bu.