Doğada bahar sevinci yaşanırken, CI Bloom'da sanatın tüm renkleri taze bir enerjiyle ortaya çıkıyor. Fuar; çağdaş sanatın en dinamik isimlerini, galerileri ve bağımsız inisiyatifleri İstanbul Lütfi Kırdar Rumeli Salonu'nda bir araya getiriyor. Yeni fikirlerin, farklı seslerin ve yaratıcı enerjinin ilham veren yelpazesine alan açan fuarda, Türkiye'den ve dünyadan birçok sanatçı işlerini sergiliyor. Biz de fuarda yer alan Ruzy Gallery'den Christian Holze'un yaratıcı dünyasını anlattığı keyifli bir sohbete davet ediyoruz.
Dijital sanatın hâkim olduğu bir çağda, çalışmalarınızla dijital imge üretimini ve kopyanın baskınlığını sorguluyorsunuz. Sanatsal pratiğinizden bahsedebilir misiniz?
Pratiğim, halihazırda var olan imgelerle çalışmaktan doğuyor. Başlangıç noktası çoğunlukla geleneksel anlamda bir "fikir" değil, daha çok bir rezervuar. Sanat tarihi arşivleri, dijital imge veritabanları, hem müze objesi hem de indirilebilir dosya olarak var olan üç boyutlu modeller ya da ticari görsel dünyalar bu rezervuarı oluşturuyor. Bu imgeler asla nötr değildir; zaten kodlanmış, değerlendirilmiş ve hem ekonomik hem de kültürel bağlamlara yerleştirilmişlerdir. Benim ilgimi çeken, bir imgenin "imge" olarak ortaya çıkmasını sağlayan koşullar ve nasıl okunduğudur. Orijinal ve kopya meselesi bir karşıtlıktan ziyade, işleyen bir yapı olarak var olur. Sözde bir orijinal bile aslında çeviriler, tekrarlar ve bağlamsal kaymaların sonucudur. Bu anlamda benim ilgim "yeni" imgeler üretmekten çok, kopyanın arkeolojisi üzerinde çalışmaya yöneliktir. Süreç benim için kritik. Dijital modelleme, render, yapay zekâ destekli dönüşümler ve nihayetinde fiziksele geri çeviri; baskı, resimsel müdahaleler ya da heykelsi üretimlerle gerçekleşir. Bu doğrusal bir üretim değildir, farklı mantıkların üst üste binmesidir. Tam da bu geçiş noktalarında ilgimi çeken kırılmalar ortaya çıkar. İmgeler, onları üreten sistemlerden bağımsız var olmaz; aynı anda teknolojik, tarihsel ve ekonomik yapılara bağlıdırlar.
Ruzy Gallery ile CI BLOOM'un 5. edisyonuna katılıyorsunuz. CI BLOOM'un bir parçası olmak sizin için ne ifade ediyor?
Orada olmayı gerçekten sabırsızlıkla bekliyorum. Özellikle de bu benim, bu sanat fuarındaki ilk deneyimim olacağı için ayrı bir heyecan duyuyorum. Kendi standımızın yanı sıra diğer galerilerin sunumlarını da merak ediyorum çünkü birçoğunu henüz tanımıyorum.
Sizce CI BLOOM, İstanbul'un kültürel ve sanatsal ekosistemine nasıl bir katkı sağladı? İstanbul'un ruhu fuara nasıl yansıyor?
İstanbul'u bu yıl ilk kez, Ruzy Gallery'deki SURFACE adlı grup sergimizin açılışı için ziyaret ettim. Yalnızca üç gün kalmış olsam da oldukça yoğun bir deneyimdi. Şehrin muazzam kültürel ve tarihsel katmanlılığı beni özellikle etkiledi. Kendi sanatsal pratiğim de, farklı zaman ve tarih katmanlarını üst üste getirerek yeni bir şey üretmeye dayanıyor. Bu karmaşıklığın sanat fuarında da hissedileceğini düşünüyorum.
Klasik sanattan günümüze, teknolojinin ve dijital sanatın artan etkisi yadsınamaz. Siz de çalışmalarınızda tüketim toplumunu, kendi araçlarını kullanarak yansıtıyorsunuz. İzleyiciye nasıl bir anlatı sunmayı hedefliyorsunuz?
Tek bir anlatı kurmaya çalışmıyorum. Daha çok mevcut imge mantıklarını görünür kılmayı ve onları hafifçe kaydırmayı amaçlıyorum. Kullandığım araçlar, render teknikleri, çoğaltım yöntemleri ya da reklam ve tüketim kültüründen gelen görsel kodlar; sadece araç değil aynı zamanda işin konusudur. Beni ilgilendiren, bir imgenin hem işlediği hem de aynı anda kendini boşa düşürdüğü o andır. İmge tanıdık, hatta çekici görünebilir; ama aynı zamanda bu tanıdıklığı üreten mekanizmalara işaret eder. Bu nedenle işler bir ara durumda var olur. Belki eleştireldirler, belki de sadece gösterdiklerini birebir yeniden üretirler. Bu belirsizliği üretken buluyorum çünkü algıyı yeniden düşünmeye zorlar. Sonuçta mesele, bir imgenin ne anlama geldiğinden ziyade, ona anlamın hangi koşullar altında atfedildiğidir.