Yazın ekran keyfi denilince, çoğumuzun aklına hemen cıvıl cıvıl sahil kasabaları, tatlı flörtler, rengarenk kıyafetler ve iç ısıtan hafif hikayeler geliyor doğal olarak. Ama ekranın yazlık hali her zaman böyle toz pembe akmıyor tabii ki. Issız koyların arkasında dönen dolapları, gizemli kayıpları ya da beton sıcağında insanı gerim gerim geren şehir hikayelerini de yabana atmamak lazım. Kaldı ki yaz geldi diye illa her dizinin deniz kenarında geçmesi gerekmiyor. Aksine, kışın evde battaniye altında izlemeye alıştığımız, merakla beklediğimiz pek çok dizinin yeni sezonu da bu yaz platformlarda olacak. Haliyle, yazın o gün batımı sessizliğinde yeni bir diziye başlayıp, sezon bitene kadar ekran başından kalkamayan biri olarak, dışarıdaki bayıltıcı sıcakla uğraşmaktansa televizyonun karşısına kurulmaktan daha iyi bir aktivite düşünemiyorum. "Hadi son bir bölüm daha" yalanıyla başlayıp kendimizi yine ekran başında bulacağımız uykusuz yaz geceleri madem başladı, gelin bu yaz izleme listemizde bizi hangi dizilerin beklediğine birlikte bakalım...
Listeyi, daha yayınlanmadan ortalığı birbirine katan, yılın en iddialı psikolojik gerilimiyle açmak istiyorum. Şimdi dürüst olalım, sinema tarihinin iki dev efsanesi olan 1962 yapımı o ilk filmi ve 1991'deki Robert De Niro'lu o kült uyarlamayı düşünüp "Yine mi eski defterleri açıp önümüze koydular?" diyebilirsiniz. Çok da haklı bir yargı olur. Ama arkadaki ekibe bakınca insan o şüpheyi mecbur sineye çekiyor. Apple TV+, 10 bölümlük bu yeni dizide resmen bir şampiyonlar ligi kurmuş. Öyle bir kadro ki, dizi kötü çıksa bile oyuncuların hatırına sonuna kadar izletir kendini. Düşünün ki işin yapımcı koltuğunda Steven Spielberg ile bizzat 1991'deki filmin yönetmeni Martin Scorsese yan yana oturuyor. Hikayeyi zaten az çok biliyoruz, hapisten çıkan sosyopat intikam makinesi Max Cady'nin, kendisini parmaklıklar ardına tıkan avukat çiftin hayatını cehenneme çevirme süreci. Fakat bu defa kedi-fare oyununun tarafları öyle güçlü ki dengeler her an sarsılabilir. Avukat çiftimiz Tom ve Anna rolünde, gerilim filmlerinin gediklisi Patrick Wilson ile her sene Oscar'ı kıl payı kaçırmasına içten içe kahrolduğumuz Amy Adams var. Onların düzenli, huzurlu hayatını havaya uçuracak olan şeytani dahi Max Cady rolünde ise Javier Bardem'i izleyeceğiz. Dizi, ilk iki bölümüyle 5 Haziran'da izleyiciyle buluşacak.
Listenin en sakin, entrikası bile insanı asla germeyen, kendi halinde ilerleyen tatlı bir yaz dizisi... Netflix'in çizgisini bozmadan istikrarla giden popüler draması "Sweet Magnolias" beşinci sezonuyla 11 Haziran'da takvimdeki yerini aldı bile. Sherryl Woods'un nehir roman serisinden uyarlanan yapımda, çocukluk arkadaşı olan ve hayatın tüm zorluklarına karşı meşhur dertleşme gecelerinde birbirine tutunan Maddie, Dana Sue ve Helen üçlüsünde JoAnna Garcia Swisher, Brooke Elliott ve Heather Headley yine başrolde tabii ki. Geçen sezon Maddie ve Cal'ın evlilik yolundaki yeni adımlarıyla uğraşmış, Helen'ın kafa karıştırıcı aşk üçgeniyle yüzleşmiştik; ki o pembe dizi dramaları bir ara hepimizi biraz yormuştu. Bu sezon, yarım kalan aşk itirafları, yeni iş girişimleri ve kızlarımızın hayatını tamamen değiştirecek yepyeni kararlarla devam ediyor. Yani anlayacağınız, Serenity kasabası bildiğimiz gibi maaile geri dönüyor.
Sene 2024'ken, "Colin Farrell'ın başrolünde olduğu jilet gibi bir modern kara film izliyoruz" diye ekran başına oturup, altıncı bölümde aldığı uzaylı virajıyla neye uğradığını şaşıranlar burada mı? Apple TV+'ın türleri birbirine kırdıran şahsına münhasır dedektiflik hikayesi "Sugar," ikinci sezonuyla akıl sağlığımızla oynamak üzere tekrar karşımızda. Başroldeki Colin Farrell'a bu yeni sezonda "Better Call Saul"un efsane Lalo Salamanca'sı Tony Dalton ve Jin Ha gibi nokta atışı isimleri eklemişler. İlk sezonun finalinde kendi gezegenine dönmek yerine Dünya'da kalıp kayıp kız kardeşi Djen'i aramaya karar veren sinema tutkunu dedektifimiz John Sugar, bu sefer boksör bir gencin abisinin peşine düşüyor. O malum ifşanın yarattığı "Biz ne izledik şimdi?" şokunu atlattıktan sonra, Sugar'ın kendi dünyasıyla ve insanlıkla olan tuhaf bağının nereye evrileceğini, bu defa Los Angeles'ın hangi karanlık sırlarına sızacağını görmek için sabırsızlanmamak elde değil. Türler arasında bu kadar fütursuzca ve zekice dans eden çok az iş kalmışken, 19 Haziran'da platformda yayında olacak dizi için takviminize şimdiden yıldız koyun, çünkü bu gizem kolay kolay çözülecek gibi durmuyor.
İki sezon boyunca "Ordu topluyoruz, ha geldik ha geliyoruz" diye bizi ekran başında ağaç eden, tarihin en uzun hazırlık evresini şükürler olsun ki geride bıraktık. Yazın sosyal medyayı birbirine katacak büyük ejderha kapışması sonunda başlıyor. İkinci sezonun finalinde her köşe başından bir ordu yürümeye başlamıştı ya, işte Olivia Cooke'un da çıtlattığı üzere o dönem izleyemediğimiz, içimizde kalan büyük finali, bu sezonun ilk iki bölümünde direkt kucağımıza bırakacaklar. Yani öyle sakin, ısınma turlu bir açılış yok, direkt savaşın içindeyiz. Westeros'taki iç savaş bu sezon tam anlamıyla zirveye ulaşacak. Rhaenyra'nın ejderha süvarileriyle King's Landing'e çökmeye çalışması ve meşhur Boğaz Savaşı (The Gullet) derken hikaye artık tam bir kıyıma dönüşecek anlayacağınız. Matt Smith ve Emma D'Arcy zaten yine döktürecek, orası kesin ama bu sezon asıl olay kadroya katılan yeni yüzler. "Peaky Blinders"tan hastası olduğumuz Tommy Flanagan, "Kış Kurtları"nı toplayıp güneye indiriyor sonunda. Üzerine Dan Fogler ve James Norton gibi isimler de eklenince, Westeros'taki taht kavgası nihayet ciddileşecek gibi duruyor. 22 Haziran'da HBO Max ekranlarında başlayacak yeni sezonla birlikte, her hafta kim haklı kim haksız diye birbirimizi yiyeceğimiz o günleri merakla bekliyoruz bakalım. Hala ilk iki sezonu izlemediyseniz ya da "Ben çok koptum, kim kiminle akrabaydı unuttum" diyorsanız da daha zamanınız var, hemen gidip izliyorsunuz.
Geldik yolun sonuna... Evet, yanlış duymadınız, konuk oyuncumuz Jamie Lee Curtis'in de daha yeni ağzından kaçırdığı ve yapımcıların onayladığı üzere 26 Haziran'da izleyeceğimiz bu son bölümler, dizinin final sezonu olacakmış. "Son sezon 4. sezon olacaktı, ne ara 5 çıktı?" diye kafası karışanlar olacak illaki ama hikaye öyle bir yerde tıkandı ki mecburen bu sekiz bölümlük finali önümüze koydular. Hatırlarsanız geçen sezonun finalinde bizim dahi ama anksiyete küpü şefimiz Carmy, "Ben bu stresle mutfak falan yönetemiyorum" deyip önlüğü asmış, dükkanı da Sydney, Richie ve Natalie üçlüsüne bırakmıştı. İşte bu yeni sezon, tam olarak o şok sabahın ertesinde açılıyor. Beş kuruş para yok, dükkanın satılma tehlikesi kapıda, üstüne bir de Chicago'da kıyamet gibi bir fırtına kopuyor. Ekip hem bu batık gemiyi yürütmeye hem de o çok istedikleri Michelin yıldızını kapmak için son bir kumar oynayacak. Bu prömiyerden hemen önce de mayıs başında gelen sürpriz "Gary" özel bölümüyle ağzımıza bir parmak bal çalıp gittiler zaten ama asıl tantana, asıl kıyamet şimdi kopacak gibi ne dersiniz. Yeni sezon bildiğiniz üzere Disney+'a geliyor, kaçış yok mecbur oturup izlenecek o bölümler. Yalnız şaka maka, her sezonuyla ödülleri silip süpüren, IMDb'yi bile sallayan o canım dükkanı bu kez gerçekten kapatıyorlar. Neyse özledik, merakla bekliyoruz.
Kült komedi filmi "Legally Blonde"ın öncesini, yani ikonik karakter Elle Woods'un 90'lardaki lise yıllarını anlatacak olan "Elle", senenin en çok gürültü koparacak Prime Video işlerinden biri diyebilirim. Projenin yürütücü yapımcılığını bizzat orijinal filmin yıldızı Reese Witherspoon üstleniyor. Kendisi belli ki Netflix'in "Wednesday" başarısını, kırdığı rekorları görüp "Yahu bizim elimizde de dünya markası olmuş koskoca Elle Woods var, millet liseli görsün" diyerek fena gaza gelmiş. O bildiğimiz Elle Woods'un gençliğini sektöre yepyeni giriş yapan Lexi Minetree canlandırıyor. Dizi, Elle''n Harvard hukuk koridorlarına adım atmadan çok önce, popülerlik basamaklarını tırmanırken yaşadığı tuhaf arkadaşlıkları, ilk aşkları ve bildiğimiz hırslı karakterinin nasıl şekillendiğini konu alıyor. Grunge kültürünün tavan yaptığı 1995 yılının Seattle'ında, herkes ekoseli gömleklerle depresif takılırken Elle'in kendi pembe dünyası ve dönüp bakınca hepimizin utandığı 90'lar modasıyla lise hayatında nasıl var olmaya çalışacağını izlemek bence acayip keyifli olacak. 1 Temmuz'da başlayacak dizi, fragmanı daha yeni yayınlanmış olmasına rağmen şimdiden ikinci sezon onayı alındı bile.
Apple TV+'ın bilim kurgu tarafında son yıllardaki en eli yüzü düzgün işlerinden biri var karşımızda: "Silo". Geçen sezon bıraktığımız çıldırtıcı finalden sonra, Rebecca Ferguson'ın canlandırdığı Juliette, keşfettiği diğer yıkık dökük silonun (Silo 17) hayatta kalanlarıyla bir araya geliyor. Üstelik kendi silosunda (Silo 18) her an patlamak üzere olan bir isyan dalgası varken, iki farklı sığınak arasındaki gizemli ve tekinsiz bağlar da nihayet çözülmeye başlıyor. Bu sezonun asıl bombası hikayenin sadece yerin altında kalmayıp, bizi kıyamet öncesi döneme, yani kurucu babaların dünyayı nasıl bu hale getirdiğini anlatan geçmişe de götürecek olması. Kadroya yeni dahil olan Jessica Henwick ve Ashley Zukerman da bu karmaşık evrenin sırlarını çözmede ve yeni ittifaklar kurmada kilit rollerle karşımıza çıkacak. Zaten yapımcılar dizinin dördüncü sezonla birlikte tamamen biteceğini açıkladı, yani 3 Temmuz'da yayınlanacak bu sezon, asıl büyük dönüm noktası olacak, bence kaçırmayın.
Gözü yaşlı TRT kuşağının, o 80'lerin pazar sabahlarında sobaya yakın minder kapmaca oynayıp jeneriği başlar başlamaz televizyonun karşısına dizilen çocukların (ki bizim evde hikayeyi annemden biliyorum) içini sızlatacak, buram buram çocukluk kokan bir geri dönüşle devam etmek boynumun borcu. Jeneriğindeki o tepeden aşağı koşan kız çocuklarını, saf ve sıcacık aile hissini dün gibi hatırlayanların kalbindeki yeri çok ayrıdır elbette. Yalnız bu kez klasik 70''er dizisindeki hafızalara kazınan "Michael Landon'ın tonton, neşeli, tatlı aile babası" tarzını tamamen çöpe atmışlar, baştan söyleyeyim. Laura Ingalls Wilder'ın popüler roman serisine bu defa çok daha gerçekçi yaklaşan yapım, Amerikan kırsalının çamurlu, çetin ve hayatta kalma mücadelesiyle dolu çiğ dünyasını önümüze serecek. Peki kadroda kimler var derseniz, evimizin genç Laura'sı olarak Skywalker Hughes'u izleyeceğiz, ablası Mary rolünde Alice Halsey yer alıyor. Ailenin babası Charles'a da Luke Bracey hayat veriyor. Netflix elindeki işe o kadar güveniyor ki, daha ortada yayınlanan tek bir bölüm bile yokken, paylaştığı o ilk görselle birlikte ikinci sezon onayını erkenden aldı. Nostaljisi bir yana, bizi o döneme nasıl çekeceğini göreceğiz. Bekleyenler için hemen söyleyeyim, dizi 9 Temmuz'da yayınlanacak.
Anya Taylor-Joy ve Annette Bening gibi iki güçlü ismi ilk kez bir arada izleyecek olmak bile bu projeye şans vermek için yeterli bir sebep. Apple TV+'ın yaz ortasında yayınlayacağı yeni gerilim dizisi "Lucky", daha kadrosuyla bile "ben buradayım" diye bağırıyor. Marissa Stapley'nin o çok satan romanından uyarlanan yapım, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bir banliyö mahallesinde, bir kadının aniden ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Klasik bir kayıp hikayesi gibi durabilir ama işin içine mahalledeki herkesin birbirinin arkasından çevirdiği dolaplar girince mevzu tam bir akıl oyununa dönüşecek, orası kesin. Kadroda Timothy Olyphant ve Drew Starkey gibi isimlerin de olması işin tuzu biberi. Shogun'ın muazzam atmosferini kuran Jonathan van Tulleken'in yönetmen koltuğunda oturması beklentiyi arşa çıkarıyor anlayacağınız. Kitaptaki ters köşeleri ekrana nasıl yansıtacaklarını, bizi ekran başında kaç parçaya böleceklerini izlemek için şimdiden gün sayıyorum. Kitaptaki ters köşeleri ekrana nasıl taşıdıklarını görmek için 15 Temmuz'u listeye ekledim bile, izleyip göreceğim.
Netflix'in "Yellowstone" rüzgarından pay kapmak için yola çıkardığı ama işin içine bolca romantizm sosu da eklediği "Ransom Canyon", yaz ortasında ikinci sezonuyla karşımıza çıkıyor. Josh Duhamel ve Minka Kelly'nin başrolünü paylaştığı yapım, Texas'ın uçsuz bucaksız, sert coğrafyasında üç farklı çiftlik ailesinin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Zaten genel olarak modern Western havasının hakim olduğu hikayede entrika, aşk ve aile içi drama hiç eksik olmuyor. İlk sezonu kasaba ahalisinin darmadağın oluşuyla kapatmıştık, yeni sezonda New York'taki piyano turnesinden Texas'a dönen Quinn ile buralarda kalan Staten'ın bunca zaman tek kelime bile konuşmamışlar. Yani aralarındaki o bitmek bilmeyen "birlikte olacaklar mı, olmayacaklar mı?" gerilimi kaldığı yerden devam ediyor. Bu sezonun en güzel yanı da sakız gibi uzayan kısımları budayıp olayı sekiz bölüme düşürerek tempoyu sıkılaştırmaları olmuş. Üstelik kadroya "Shameless"tan hastası olduğumuz Steve Howey'nin dağlarda yaşayan tuhaf üvey kardeş rolüyle katılması da iştah kabartan cinsten. Kasabayı gözüne kestiren enerji şirketleriyle olan o mücadele nereye bağlanır bilinmez ama türün meraklıları için kaçırılmayacak yeni sezon, 23 Temmuz'da Netflix kütüphanesinde olacak.
Dünyayı kasıp kavuran "The Big Bang Theory (TBBT)"de, dâhi tayfanın sürekli gittiği ezikliğiyle ve bahtsızlığıyla aşırı sevilen çizgi roman dükkanının sahibi, Stuart Bloom (Kevin Sussman)'un tamamen üzerine kurulan bir devam, yan dizisi. Kendisini yeniden ekranlarda görecek olmak bence harika bir sürpriz. Üstelik karşımızda düz bir durum komedisi de yok. Stuart, Sheldon ve Leonard'ın yaptığı bir cihazı yanlışlıkla kırıyor. Cihaz kırılınca küt diye çoklu evren (multiverse) kıyameti tetikleniyor, evrenler birbirine giriyor. O hayatta hiçbir şeyi beceremeyen Stuart da yanına Lauren Lapkus, Brian Posehn ve John Ross Bowie gibi oyuncuların canlandırdığı tanıdık ekibi alıp evreni kurtarmaya çalışıyor. Bir de üstüne eski ana kadronun alternatif evrenlerdeki garip versiyonlarını izleyecekmişiz. Kendi dükkanını bile doğru dürüst yönetemeyen bir adamın koskoca evreni kurtarmaya çalışması fikri zaten başlı başına çok eğlenceli duruyor. Dizinin arkasında dev bir TBBT mirası var ama izlemek için eski diziyi hatmetmeye gerek yok. Belli ki karşımızda tam anlamıyla "TBBT evreninde Marvel kafası yaşasaydık ne olurdu?" dizisi olacak. 23 Temmuz'da HBO Max'te yayınlanacak.
Televizyon dünyasında "bitti" denen hiçbir şeyin aslında bitmediğinin, sadece biraz dinlenip üzerine yeni bir sözleşme imzalandığının en net kanıtı herhalde bu dizi. Emmy ödüllü, 90 puanlı bisküvi kokulu efsane "Ted Lasso", üç yıl aradan sonra 5 Ağustos'ta Apple TV+ ekranlarında tekrar sahaya çıkıyor. Üçüncü sezonun sonunda kapıyı kapatıp gitmişlerdi, herkes de "en azından tadında bıraktılar" diye avunuyordu, meğer o kapı sadece bir kahve molası için kapanmış. Richmond sahalarına adım atan iyimserler ordusu, Jason Sudeikis'in karizmasıyla, bu kez erkekler ligini değil, büyük ihtimalle Richmond'ın kadın futbol takımını bisküvi kokulu bir ütopyaya çevirmeye niyetli. MJ Delaney ve Declan Lowney yönetimindeki yeni sezon, futbolun artık sadece top koşturmak olmadığını, bir çeşit psikolojik grup terapisi olduğunu hatırlatma derdinde. Hannah Waddingham ve Brett Goldstein'ın yeniden o karakterlerin içine nasıl gireceği tam bir muamma ama dürüst olmak gerekirse, bu ekip bir araya geldiğinde mantık yürütmekten ziyade, o bisküvi kutusunun bir kez daha açılmasının yarattığı suçluluk içeren mutluluğa teslim olmak işten bile değil. Bitti diye vedalaştığımız bir hikayenin dönüşü, bakalım gerçek bir başlangıç mı yoksa zorlama bir uzatma mı olacak, bunu 7 Ekim'de yayınlanacak olan finaline kadar göreceğiz.
Çoklu evrenin karmaşasında kaybolup "Ben hangi Jason'ım?" diye isyan ettiğimiz ilk sezonun ardından "Dark Matter", 28 Ağustos'ta Apple TV+'ta kaldığı yerden devam ediyor. İlk sezonda "Hangi Jason gerçek, burası hangi evren?" derken hepimizin kafasını yeterince yakmışlardı, şimdi o iş iyice büyüyecek gibi. Joel Edgerton ve Jennifer Connelly yine başrolde, zaten ikisi varken dizi bir şekilde sarıyor. İlk sezon meşhur kutu meselesiyle, Jason ve ailesinin bilinmeze doğru daldığı o finalle bitmişti. Yeni sezonda Jason sadece kendi evrenine dönmeye çalışmayacak, kutunun içindeki sonsuz olasılıklar iyice kontrolden çıkıyor. Sadece bizimki değil, kutuyu kullanan diğer versiyonlar da ortalıkta cirit atmaya başlayınca işler tam bir kaosa dönüyor. Yani artık tek bir gerçek arayışı değil, birden fazla Jason'ın aynı evrende birbirine çarptığı, iyice çığırından çıkan bir süreç bizi bekliyor. Kısacası ağustos sıcağında yine ekran başında oturup, "Bu Jason hangi evrenin Jason'ıydı?" diye kendi kendimize söyleneceğimiz, zihnimizi epey zorlayacak dokuz bölüm geliyor.
Bu yaz izleyiciyle buluşacak en dikkat çekici dizilerden biri de HBO Max yapımı "Lanterns" olacak. DC evreninden bahsediyoruz ama öyle havada uçuşan pelerinler, sağa sola ışın saçan süper kahramanlar bekliyorsanız çok yanılırsınız. Bu dizi bildiğimiz "dünyayı kurtaralım" hikayelerinden ziyade, "True Detective" havasında geçen, karanlık ve ağır bir polisiye. Kısacası dizi, iki farklı kuşaktan gelen dedektifin, kozmik güçlerini kullanarak dünyada işlenen karmaşık ve karanlık bir cinayeti çözme çabasını anlatıyor. Kadrosunda Aaron Pierre ve Kyle Chandler başrolde, arkalarında gerilim atmosferini nasıl kuracağını çok iyi bilen James Hawes var. Dizi, Green Lantern dünyasının o bildiğimiz kozmik olaylarını alıp, doğrudan dünyadaki tuhaf bir cinayet vakasının tam göbeğine bırakıyor bizi. Yani fantastik aksiyondan ziyade, ters köşeleriyle izleyiciyi kendine bağlayan, iliklerine kadar gizem dolu bir iş geliyor. Merakla beklediğimiz yapım 17 Ağustos'ta ekran yolculuğuna başlıyor. Şimdilik benden bu kadar. Umarım listeye bakıp "tam aradığım şey" diyeceğiniz bir şeyler bulmuşsunuzdur. Şimdiden iyi seyirler.