Milano Moda Haftası kapsamında gerçekleşen Max Mara 2026 Sonbahar/Kış defilesi, sezonun en güçlü ve düşünsel anlatılarından birini ortaya koydu. Kreatif direktör Ian Griffiths, Orta Çağ estetiğini yüzeysel bir romantizmle ele almak yerine dayanıklılık, kalıcılık ve zanaatkârlık kavramları üzerinden bugüne taşıdı. Ortaya çıkan koleksiyon, tarihsel referansları olan ama bütünüyle çağdaş bir gardıroba ait görünen net bir silüet dili kuruyor.
İlhamını 11. yüzyılın dikkat çekici figürü Matilde di Canossa'dan alan koleksiyon, gücü daha çok kararlı duruşta arıyor. Cübbe benzeri uzun paltolar, sade ama heykelsi tunikler ve omuz hattını belirginleştiren kesimler bu tavrın temelini oluşturuyor. Silüetler bedeni sarıyor ama kısıtlamıyor; güçlü bir çerçeve çiziyor ama abartıya kaçmıyor. Griffiths'in yaklaşımı burada tarih bir kostümden ziyade bir karakter meselesi olduğu konusunda net.
Uzun süet çizmelerde sıralanan metal perçinler zırh fikrini çağrıştırırken, bu sert gönderme hiçbir an teatral bir etkiye dönüşmüyor. Aksine, modern şehir hayatında karşılık bulabilecek kadar ölçülü. Yün paltoların omuz ve köprücük kemiklerine doğru uzanan nubuk detayları, katmanlı pelerinler ve yapılandırılmış ceketler koleksiyona mimari bir denge kazandırıyor.
Renk paleti bilinçli bir şekilde sade tutulmuş: toprak tonları, koyu kahveler ve kömür grileri. Bu kontrollü renk evreni, zamansızlık fikrini pekiştiriyor. Dokular ise tam tersine zengin; yumuşak yünler, mat süet yüzeyler ve dokunsal nubuk geçişleri sertlik ile sıcaklık arasında incelikli bir denge kuruyor.
Defile notlarında 1081 yılı ile Max Mara'nın ikonik 101801 mantosunun doğduğu 1981 arasında kurulan sembolik bağ, anlatıyı daha da derinleştiriyor. (101801 modeli, 1981'de Fransız tasarımcı Anne-Marie Beretta tarafından tasarlanmış ve markanın zamansız kimliğinin temel taşlarından biri olmuştu.) Bu tarihsel paralellik, koleksiyonun ana fikrini açıkça ortaya koyuyor: Gerçek tasarım, dönemleri aşan bir süreklilik taşır.