New York'ta, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde gerçekleşen Kadının Statüsü Komisyonu 70. Oturumu (CSW70) bu yıl Türkiye'den bir moda tasarımcısını da ağırladı. TAGG'in kurucusu Gökay Gündoğdu, kadının güçlendirilmesi üzerine yaptığı konuşmada meseleyi yalnızca ekonomi ya da istihdam başlıklarıyla sınırlamayan, daha geniş ve yapısal bir yerden ele aldı.
Kadınların ekonomik ajansının güçlendirilmesi, yapısal eşitsizliklerin giderilmesi ve sürdürülebilir kalkınma politikaları öne çıkarıldığı programda Gündoğdu, kadınların yalnızca ekonomik sistemlere dahil edilmesinin değil, karar alma süreçlerinde etkin rol üstlenmesinin önemini vurguladı. Kadınların üretim zincirinin her aşamasında görünür ve değer yaratan aktörler olarak konumlandırılması gerektiğini ifade etti.
Bu yaklaşım aslında onun tasarım diline de çok uzak değil. Gündoğdu'nun koleksiyonlarında kadın figürü bir "görünüm" değil; hareket eden, çalışan, karar veren bir özne olarak karşımıza çıkıyor. Siluetlerdeki netlik ve sadelik, tam da bu alan açma haline hizmet ediyor. Moda burada sadece estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda bir anlatı biçimi. Onun ifadesiyle, güçlü bir kadın imgesi kurmak, güçlü bir toplumsal ve ekonomik zemin kurmanın da başlangıcı.
Gündoğdu'nun yaklaşımı yalnızca podyumda kalmıyor. TAGG'in üretim modelinde kadın emeği ve zanaatkârlık belirleyici bir yerde duruyor. Bu noktada Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü ile yapılan iş birlikleri öne çıkıyor. Enstitüde eğitim alan kadınlar, geleneksel el işçiliğini markanın çağdaş koleksiyonlarına taşıyor. Bu model bir yandan istihdam yaratırken, diğer yandan kültürel mirası güncel bir dilde yeniden dolaşıma sokuyor.
Benzer bir yaklaşım, temsilcisi olduğu Haluk Akakçe Vakfı bünyesindeki projelerde de görülüyor. Hatay'da başlatılan çalışmada genç kızlara fotoğraf ekipmanları sağlanıyor ve yaratıcı üretim atölyeleri düzenleniyor. Katılımcılar kendi hikâyelerini belgeleyerek hem ifade alanı buluyor hem de ürettiklerini sergileme ve gelir elde etme imkânına sahip oluyor. Proje sonunda elde edilen gelirin kız çocuklarının eğitimine aktarılması planlanıyor.
Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmada Gündoğdu'nun en net çizdiği çerçeve ise "eşitlik" ve "hakkaniyet" ayrımıydı. Eşitliğin herkesin aynı koşullardan başladığını varsaydığını, oysa gerçekliğin böyle olmadığını hatırlattı. Hakkaniyet ise tam da bu farkları kabul edip denge kurmakla ilgili. Kadınların tarih boyunca üstlendiği görünmeyen emek, kesintiye uğrayan kariyerler ve yapısal engeller hesaba katılmadan kurulacak hiçbir sistemin adil olmayacağını söyledi.
Konuşmanın en sade haliyle bıraktığı fikir şu: Kadının güçlenmesi sadece çalışma hayatına katılmasıyla ölçülemez. Asıl mesele, kendini ifade edebilmesi, görünür olabilmesi ve kendi değerini tanımlayabilmesi. Gündoğdu'nun hem tasarımında hem de üretim ve sosyal etki projelerinde kurmaya çalıştığı hat da tam olarak burada başlıyor.