Moda, çoğu zaman sadece yeni olanın peşinden gitmekle ilişkilendirilir. Ancak son yıllarda birçok tasarımcı, modanın trend üretmekten ibaret olmadığını; aynı zamanda bir düşünme ve anlatma biçimi olabileceğini hatırlatıyor. Üretim süreçleri, kullanılan malzemeler ve tasarımların ardındaki fikir dünyası giderek daha fazla önem kazanıyor.
Türkiye'de kendi dilini kuran tasarımcılardan biri olan Hatice Gökçe de yeni sezonunda bu yaklaşımı merkeze alan bir koleksiyonla karşımıza çıkıyor. Tasarımcı, 25 yılı geride bıraktığı kariyerinde bu kez odağını "artakalan" fikrine çeviriyor.
"Remnant" adını taşıyan 2026/2027 Sonbahar-Kış koleksiyonu, kusursuz bir kimlik olarak değil; yaşanmışlıkların bıraktığı izler üzerinden yeniden düşünmeyi öneriyor. Koleksiyonun çıkış noktası da tam olarak bu fikir: Gücü temsil eden sert bir maskülenlik yerine, çatlamış ama dağılmamış olmayı, eksiklikleri saklamadan taşıyabilen bir olgunluğu ele almak.
Bu yaklaşım koleksiyonun üretim biçimine de yansıyor. "Remnant", üretim fazlası ya da kullanılmayan değerli kumaşların sökülerek ipliğe dönüştürülmesi ve atölyedeki küçük bir dokuma tezgâhında yeniden dokunmasıyla oluşturulan parçalardan oluşuyor. Başka bir deyişle süreç, hazır kumaşı kesmekle değil; mevcut malzemeyi ayrıştırıp yeniden inşa etmekle başlıyor.
Her yüzey farklı gerilim ve yoğunluklarla sıfırdan kurgulanırken geçmişe ait izler bilinçli olarak korunuyor. Bu nedenle koleksiyondaki parçalar yalnızca yeni bir tasarım değil, aynı zamanda önceki hayatlarının izlerini de taşıyor.
Bu yaklaşımda sürdürülebilirlik bir söylemden çok üretim yönteminin kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Yeni malzeme üretmek yerine var olanı dönüştürmek, tasarımın başlangıç noktasını da değiştiriyor. "Remnant" böylece atık olarak görülen parçaları hem fiziksel hem de kavramsal olarak yeniden konumlandırıyor.
Sonuçta ortaya çıkan koleksiyon, yalnızca kıyafetlerden oluşan bir seri değil; eksiklik, dönüşüm ve geride kalanlarla yüzleşme fikri etrafında şekillenen bir tasarım anlatısı sunuyor. Moda dilinde çoğu zaman görünmez olan "artakalan" kavramı ise bu kez hikâyenin merkezine yerleşiyor.