Artık biliyoruz ki yaşlanma, kader olarak kabul edilmesi gereken pasif bir süreç değil; biyolojisini anlayabildiğimiz, birçok yönünü yavaşlatabildiğimiz ve hatta bazı mekanizmalarını geri çevirmeye çalıştığımız aktif bir biyolojik süreç. Eskiden tıbbın temel amacı hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekti. Günümüzde ise hedef çok daha farklı: Hastalık oluşmadan önce yaşlanmanın temel mekanizmalarını kontrol altına almak. İşte longevity tıbbı da tam olarak bunun üzerine kurulu.
Longevity, Türkçeye "sağlıklı uzun yaşam" olarak çevrilebilir. Ancak bu tanım tek başına yeterli değil. Çünkü longevity'nin amacı sadece yaşam süresini (life span) uzatmak değil. Burada iki önemli kavram var. Life span, doğum ile ölüm arasındaki toplam yaşam süresi. Health span ise kişinin kronik hastalık yaşamadan, zihinsel kapasitesini, kas gücünü, hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini koruyarak geçirdiği sağlıklı yıllar. Aslında hepimizin istediği daha uzun yaşamak değil, daha uzun süre genç kalabilmektir. 85 yaşında yürüyebilen, düşmeyen, hafızası güçlü, kendi işini yapabilen bir birey olmak; 65 yaşında diyabet, hipertansiyon, osteoporoz ve demansla mücadele etmekten çok daha değerli. Longevity'nin hedefi tam da budur.
İlginç bir gerçek var. Bugün dünyada ölüm nedenlerinin büyük kısmı tek tek hastalıklardan değil, yaşlanmanın kendisinden kaynaklanıyor. Kalp damar hastalıkları, kanser, Alzheimer, Parkinson... Tip 2 diyabet, kas kaybı (sarkopeni), kemik erimesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması... Bunların tamamının ortak risk faktörü yaşlanma. Yani yaşlanma aslında birçok hastalığın zeminini hazırlayan biyolojik süreç. Bu nedenle bilim insanları son yıllarda yaşlanmayı hastalıkların nedeni olarak görmeye başladı. Yaşlanmayı yavaşlatabilirsek tek tek onlarca hastalıkla mücadele etmek yerine hepsinin görülme sıklığını aynı anda azaltabiliriz.
Eskiden yaşlanmanın sadece zamanın etkisi olduğu düşünülürdü. Bugün ise hücre içinde yaşlanmayı yöneten birçok mekanizma tanımlanmış durumda. Mitokondrilerin enerji üretiminin azalması, DNA hasarlarının birikmesi, telomerlerin kısalması, kronik inflamasyon, oksidatif stres, kök hücre rezervinin azalması, hücresel senesens yani yaşlanan hücrelerin dokuda birikmesi, epigenetik değişiklikler... Bunların tamamı yaşlanmayı hızlandıran süreçler. Longevity yaklaşımı bu mekanizmaların mümkün olduğunca erken dönemde yavaşlatılmasını hedefliyor.
Longevity yalnızca bireysel sağlık açısından değil, ülkelerin ekonomisi açısından da kritik öneme sahip. Bugün gelişmiş ülkelerde sağlık harcamalarının büyük bölümü yaşamın son 10-15 yılında yapılıyor. Kalp hastalıkları, kanser tedavileri, bakım evleri, demans hastaları, kırıklar ve uzun süreli ilaç kullanımları milyarlarca dolarlık ekonomik yük oluşturuyor. Eğer insanlar kronolojik olarak aynı yaşa ulaşırken biyolojik olarak daha genç kalabilirse yalnızca yaşam kalitesi artmayacak, sağlık sistemlerinin üzerindeki yük de ciddi şekilde azalacak. Bu nedenle longevity artık yalnızca bir sağlık konusu değil; aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir strateji olarak görülüyor.
Longevity araştırmaları son 10 yılda olağanüstü hız kazandı. Beni en çok heyecanlandıran alanlardan biri ise, hücresel yeniden programlama çalışmaları. Nobel Ödüllü Prof. Shinya Yamanaka'nın keşfettiği dört transkripsiyon faktörü sayesinde erişkin hücreler yeniden gençleştirilerek indüklenmiş pluripotent kök hücrelere (iPS) dönüştürülebiliyor. Bu teknoloji yalnızca kök hücre üretimini değil, yaşlanmanın geri çevrilmesi fikrini de gündeme taşıdı. Bu alanda çalışan şirketlerden biri de Life Biosciences. Şirket, Yamanaka faktörlerinin tamamını değil, güvenliği artırmayı hedefleyen parsiyel yeniden programlama yaklaşımlarını araştırıyor. Amaç hücreyi tamamen kök hücreye çevirmek değil, epigenetik yaşını geriye alarak genç fonksiyonlarını yeniden kazandırmak. Hayvan deneylerinde; optik sinir rejenerasyonu, görme fonksiyonunda iyileşme ve bazı dokularda gençleşme bulguları elde edildi. İnsanlarda bu yaklaşım henüz araştırma aşamasında olsa da, yaşlanma biyolojisi açısından en umut verici alanlardan biri olarak kabul ediliyor.
Yaşlanmayı durduran mucize bir molekül bugün için yok. Ancak daha önce de bu köşede belirttiğim gibi bazı bileşiklerin yaşlanma biyolojisinde rol oynayan mekanizmaları olumlu yönde etkileyebildiğine dair bilimsel veriler giderek artıyor. Vitamin D, Nikotinamid Ribozid (NR), Lipozomal Glutatyon, Trans-Resveratrol, Kalsiyum Alfa-Ketoglutarat (Ca-AKG) üzerinde özellikle duruluyor. Bu moleküllerin ortak noktası, yaşlanmanın temel biyolojik süreçlerini hedef almaları. Ancak hiçbir takviyenin tek başına sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini alamayacağını özellikle vurgulamak gerekiyor. Longevity'nin temel taşı yaşam tarzıdır. Kaliteli uyku, beslenme, egzersiz, stres yönetimi, sigara kullanmamak, alkolü sınırlandırmak ve güçlü sosyal ilişkiler kurmak da biyolojik yaş üzerinde ölçülebilir etkilere sahip.