LONDRA’DAN DÜNYAYA AÇILAN BİR TÜRK BORA AKSU

Londra’daki eğitimi sırasında kendini yeniden keşfettiğini anlatan Bora Aksu, bir tasarımcının üretimin her aşamasını bilmesi gerektiğini söylüyor. Başarılı tasarımcı, İstanbul Fashion Week’te beğenilen koleksiyonun ardından Gizia Gate için çocukluğundan esinlendiği kapsül koleksiyonunu hazırladı.

ABONE OL
06 Mayıs 2016 Cuma 10:10 | Son Güncellenme:
14 dakika okunma süresi
LONDRA’DAN DÜNYAYA AÇILAN BİR TÜRK BORA AKSU

 

İngiltere’de yaşıyorsunuz ne kadar sıklıkla İstanbul’a gelebiliyorsunuz?
Aslında son dönem daha sık gelmeye başladım. En son İstanbul Moda Haftası için geldim sonra da Premier Vision İstanbul için geldim. Böylece bir hafta içinde 2 kere gidip gelmiş oldum. Çok sıklıkla gelemiyorum. Gönül istiyor daha sık burada olayım.  Bazen aylar geçiyor gelemiyorum. Eğitim projeleri için gelebiliyorum. Mayıs ayında tekrar İstanbul Moda Akademisi’nde eğitim vermek için geleceğim.


Eğitim kaç gün olacak?
5 günlük bir eğitim olacak. 


Başka hocalar var mı eğitimde? Gençleri nasıl buluyorsunuz?
Bu eğitim sırf benim yürüttüğüm bir proje olacak ama okuldan hocalar da  bana eşlik edecek. Ben genelde öğrencilerle bir şeyler yapmayı çok seviyorum. Genç arkadaşlarımızın negatif hislerini, yaşadıkları ümit kırıklıklarını değiştirmeye çalışıyorum ilk olarak. Ne kadar yapabilirsem tabii. Bu derinlere inen kültürel bir şey. Sadece kesip biçmeyi değil de derinlere inen bir şeyler anlatmak istiyorum çünkü onlara... Gelecek onların elinde, bizi temsil edecek olanlar da onlar. Ben güzel şeyler olacağına inanıyorum.


Türkiye’deki tasarımcıları nasıl buluyorsunuz?
Potansiyel her zaman yüksekti Türkiye’de çünkü kültürel bir zenginlik, büyük bir geçmiş var. Bu geçmişin esin kaynağı olmaması imkansız. Çok farklı kültürlerin bir arada yaşaması söz konusu. O yüzden potansiyel derinlik her zaman var. Bir tek önüne geçilmesi gereken; kültüre ait kopukluk, oraya ait olmama çabası. Özellikle gençlerde bu var. Onları kırıp o bağları tekrar kurabilirlerse çok güzel şeyler çıkacak. Bir keresinde bana buraya gelen yabancı editörlerden biri şöyle sormuştu: “Neden Türkiye’deki hiçbir tasarımcıda kendi kültürlerini göremiyoruz?” İşte bunu demek istiyorum. Aslında şöyle de bir kanı var: Geleneksel yaparsak çok Türk olacak. Halbuki bunu sentez yapıp, onu modernleştirmek zor olan. Ama o daha dürüst bir yol. Çünkü içinizden gelen bir şey, sizden bir şey, sizin kültürünüzden... Son koleksiyonunda Zeynep Tosun’da bunu yansıtıyor. Hem köklere inen hem de enternasyonal bir dili olan bir koleksiyon.


Zeynep Kartal İngiltere’de yaşıyor. O da Anadolu Selçuklu kültüründen esinlenerek bir koleksiyon tasarlamıştı?
İşte bu tasarımcılar o noktayı biliyor. Aslında çok ince bir çizgi var. Ne çok geleneksel ne çok modern. Sentez yapıp bir şeyler çıkartmak. Tasarımcılar böylece söylediğim zoru başarmış oluyorlar. Buna şapka çıkartılır işte. Zeynep Kartal’ın işlerini de çok beğeniyorum.


Sizin hikayenizin başına dönersek, İngiltere’de bulunan Central Saint Martins’den mezun oldunuz. Girilmesi zor olan bu okula iki çiziminizle alınmışsınız; o günleri anlatır mısınız?
Aslında okula ilk gittiğimde elime aldığım bir tek çizim dosyasıydı. Teknik bilgim yoktu. Ama küçüklükten beri çizim yapıyordum ve elimde o dosya vardı. Benimle o mülakatı yapan hoca da bende o potansiyeli görmüş. Normalde ön eğitimin yoksa almıyorlar okula. Herhalde bana inanmış olsa gerek ki beni aldı. Ben bu ön eğitimin olması gerektiğini sonradan öğrendim. Ben öyle girebilmişim okula. Ondan sonrası zorlu olmuştu. 3 yıllık üniversite ve 2 yıllık master eğitimi vardı. O dönemde alışkanlıklarım kırıldı ve yenilikleri öğrendim. Kendimi yeniden tanıdım. Aslında önemli olan tasarımcının parmak izinin bulunması. Önce bütün klişelerin oluştuğu kutunuzun kırılması gerekir. İşte onun olması biraz vakit alıyor.

 

 


Nasıl kırılıyor o kutu?
Benim ağır bir eğitim dönemim olmuştu. Çok eleştirisel ama yapıcı bir eğitimden geçmiştik. Yani neden bunu çizdin, neden bunu yapıyorsun sorularıyla ben kimliğime ulaşmaya çalıştık. Ben neden bunu seviyorum: O kadar öze indirince yanma noktası oluyor ve diyorsunuz ki; 'Benim özüm bu, benim parmak izim bu.' Oraya gelmeniz için kişilik analizi yapmanız gerekiyor. Neden vintage seviyorsunuz? Neden o kumaşı tercih ediyorsunuz? Bu tarz soruların cevabınızı bulduğunuzda o zaman tasarladığınız kıyafetlerinizi de daha iyi tanıtma şansınız oluyor. Hatta masterdaki konum sevdiğim şeylerin neler olduğuydu. Bana esin kaynağı olan, kendimi yakın hissettiğim her doneyi toplamıştım. Asker çantaları, 70’lerin deri çantaları, Victoria bebek elbiseleri gibi... Hepimiz alışveriş yapıyoruz ama onlar gardırobunuzda sentezleşerek biz oluyor. Yani aslında herkesin siyah kazağı ve pantolonu var. İşte ben kendimdeki sentezi bulmaya çalıştım. Bunlar benden geçince bir şey olacaktı, İlk koleksiyonumu da böyle yapmıştım.


Gizia Gate için özel bir koleksiyon hazırladınız o koleksiyondan bahseder misiniz?
Çok kişisel bir koleksiyon oldu. Anneanneme ve eski çocukluğuma kadar gidiyor. Bizimki çok çekirdek bir aile. Teyzem, annem, anneannem ve ben. Büyürken Gümüldür’de çok vakit geçirdik. Ben İzmirliyim. El işleri danteller, bunlarla büyüdüğüm için bu öğelerin kaybolmaması benim için çok önemli. Çünkü her şey o kadar hızlı ilerliyor ki dünyada. Ben el emeklerinin bir şekilde korunması gerektiğine inanıyorum. Sadece bizle aktarabilineceğini ve değer unsuru taşıdığını düşünüyorum. O yüzden koleksiyonda da dantelleri işlemeleri modernize edererek yansıttım. Gizia Türk tasarımcılarını dünyaya şık bir şekilde tanıtıyor. O yüzden ben çok başarılı olacağını düşünüyorum. Uluslararası şubeleri de olacak, inanıyorum.


İstanbul Fashion Week için hazırladığınız koleksiyondan bahseder misiniz?
Aslında prensesin hikayesi... Olga isimli prenses. Son Rus Çarı'nın en büyük kızından yola çıktım.  2 yaşantısı var bu prensesin. Hem çiftlik hayatı hem de aristokrasi hayatı. Ama bunu severek yapıyor. Ben de prensesin ikili yaşamı arasında geçişleri koleksiyona yansıttım. Bu folklorik kesitlerle dantel işlemeleri alıp birleştirdim. 


Prenses Olga’yı nasıl seçtiniz, bir koleksiyon hazırlarken tema ya da fikir ilk nereden doğuyor?
Benim uzun araştırma dönemlerim oluyor. Antik marketlere çok giderim. Özellikle  Cenevre’de gittiğim bir antikacılar çarşısı var, oraya 2 ayda bir giderim. Eski kartpostalları, eski kitap ve kıyafetleri toplarım. İşte orada bulduğum bir objeden yola çıkarak oluştu koleksiyonum. Gidip görmek esinlenmek bir tasarımcı için çok önemli.


Londra’da iş hayatı dışında neler yapıyorsunuz?
Açıkçası yoğun bir işim var. Markamın yeni bir iş kolu için Hong Kong’a gidiyorum yakında. O yüzden seyahatler arasında geçiyor zamanım. Okul arkadaşlarımın  büyük bir kesimi Londra’da. Onlarla bir araya gelmek güzel oluyor çünkü onlarla çok dürüst bir ilişkimiz var. Bir araya gelerek okul döneminde gittiğimiz pub’lara gidiyoruz.

Sizin döneminizden sizin kadar başarılı olanlar oldu mu?
Evet, benim olduğum dönemden çok başarılı isimler çıktı.


“Londra bana iyi davrandı” demişsiniz,  acaba çıkışınız oradan değil de Türkiye’den olabilir miydi, yoksa yurt dışında daha özgür mü hissettiniz kendinizi?
Aslında benim Türkiye'de, orada yaşadığım değişimi yaşamam zor olurdu. Yine tasarımcı olurdum. Bu insanın kalbinde olan bir şey ama bu çizgim olmayabilirdi. En önemlisi Londra’nın çok kozmopolit olması. Herhangi bir kural yok orada bu yüzden özgür düşünebilirsiniz. Londra bu konuda tek, çünkü farklı kültürlerin bir harmanı içinde... O kültürler her an etkileşim halinde. Yaratıcılık adına çok güzel bir durum bu. Ben ne kadar seyahat etsem de fikirler hep Londra’da oluşuyor çünkü orası benim kozam gibi. Orada üretebiliyorum. Ama bilgi ya da done toplamak farklı. 


Genç tasarımcılara neler söylemek istersiniz?
Yaptıkları işi muhakkak sevsinler. Her an sizinle yaşayan, sizinle nefes alan, damarlarınızdan akan bir parçanız gibi bu iş. Bu işe girdiğiniz zaman ben şu an işte değilim düşünmeyeyim diye bir durum olmayacak. Çünkü her an, her gün baktığın her renk bile sizin esin kaynağınız olabiliyor. Bir de işin mutfak bölümünü sevsinler. Bu konuda eksiklik görüyorum. Çünkü vitrininde basın ve ünlüler görünen bu mesleğin asıl önemli bölümü mutfak kısmı. Olayın mutfak kısmında da zevk almak önemli. İşi bütün olarak sevmeniz lazım. Her aşamadan zevk almanız lazım. 

 

Peki Türkiye’de de böyle mi okullarda?
Deniyorlar ama henüz tam anlamı ile uygulama yapılamıyor. Biz okulda, kendimiz dikmek, kalıpları kendimiz yapmak, boyanacaksa kendimiz boyamak zorundaydık. Her aşamasını öğreniyorduk.


Türk kadınlarının giyim tarzını nasıl buluyorsunuz?
Genetik olarak çok güzel bir zevkleri olduğuna inanıyorum. Mesela renkleri bir araya getirme konusunda çok başarılılar. Tek eksik olan cesaret. Korkuları kırılırsa daha neler neler göreceğiz ama sınırlandırılmış davranıyorlar. Daha yüzde yüz potansiyelini yaşayamıyorlar bana göre.

 

Röportaj: Petek KIRBOĞA
Fotoğraflar: Ufuk KALYONCU

EN ÇOK OKUNANLAR

6 Adımda Sivilcelerle Vedalaşın
6 Adımda Sivilcelerle Vedalaşın

6 Adımda Sivilcelerle Vedalaşın

1 dakika okunma süresi
Göz Altı Morluklarına Veda Etme Vakti
Göz Altı Morluklarına Veda Etme Vakti

Göz Altı Morluklarına Veda Etme Vakti

1 dakika okunma süresi
Nazlı Kayı ile 5 Soru 5 Cevap
Nazlı Kayı ile 5 Soru 5 Cevap

Nazlı Kayı ile 5 Soru 5 Cevap

5 dakika okunma süresi
2021 Nisan Ayı Burç Yorumları
2021 Nisan Ayı Burç Yorumları

2021 Nisan Ayı Burç Yorumları

23 dakika okunma süresi
Süper Modellerden İlhamla Jean Giyme Rehberi
Süper Modellerden İlhamla Jean Giyme Rehberi

Süper Modellerden İlhamla Jean Giyme Rehberi

1 dakika okunma süresi
Astrolojik Aşk Rehberi: Koç
Astrolojik Aşk Rehberi: Koç

Astrolojik Aşk Rehberi: Koç

25 dakika okunma süresi
'Nail Art' Önerileri: Altın Tırnaklar
'Nail Art' Önerileri: Altın Tırnaklar

'Nail Art' Önerileri: Altın Tırnaklar

1 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

BU YAZ KİM, NE OKUYOR?
BU YAZ KİM, NE OKUYOR?

BU YAZ KİM, NE OKUYOR?

GÜL AĞIŞIN LUG VON SIGA HİKAYESİ
GÜL AĞIŞIN LUG VON SIGA HİKAYESİ

GÜL AĞIŞIN LUG VON SIGA HİKAYESİ

MÜZİĞİNİN ZİRVESİNDE NİLÜFER
MÜZİĞİNİN ZİRVESİNDE NİLÜFER

MÜZİĞİNİN ZİRVESİNDE NİLÜFER

EN ROMANTİK GÜNÜN MİMARI VİOLA CHAN
EN ROMANTİK GÜNÜN MİMARI VİOLA CHAN

EN ROMANTİK GÜNÜN MİMARI VİOLA CHAN

DELFINA DELETTREZ FENDI İSTANBULDAYDI
DELFINA DELETTREZ FENDI İSTANBULDAYDI

DELFINA DELETTREZ FENDI İSTANBULDAYDI

AURELIE BIDERMANN’IN LÜKSLERİ
AURELIE BIDERMANN’IN LÜKSLERİ

AURELIE BIDERMANN’IN LÜKSLERİ

ŞAMPİYON BABALAR
ŞAMPİYON BABALAR

ŞAMPİYON BABALAR

GIS PROJECT 2017 İLHAM VEREN ROL MODELLER
GIS PROJECT 2017 İLHAM VEREN ROL MODELLER

GIS PROJECT 2017 İLHAM VEREN ROL MODELLER

YONCA EBUZZİYA İLE KAPALIÇARŞI'DA BİR GÜN
YONCA EBUZZİYA İLE KAPALIÇARŞI'DA BİR GÜN

YONCA EBUZZİYA İLE KAPALIÇARŞI'DA BİR GÜN

FİKRET ORMAN KIZLARI ONUNLA GURUR DUYUYOR
FİKRET ORMAN KIZLARI ONUNLA GURUR DUYUYOR

FİKRET ORMAN KIZLARI ONUNLA GURUR DUYUYOR

BERRİN OKÇU İLE GEÇMİŞE YOLCULUK
BERRİN OKÇU İLE GEÇMİŞE YOLCULUK

BERRİN OKÇU İLE GEÇMİŞE YOLCULUK

MÜCEVHERİN DAHİ İSMİ SEVAN BIÇAKÇI
MÜCEVHERİN DAHİ İSMİ SEVAN BIÇAKÇI

MÜCEVHERİN DAHİ İSMİ SEVAN BIÇAKÇI