Eylül ilerledikçe şehirlerin ritmi de iyice değişiyor; yeni sergiler açılıyor, konser takvimleri doluyor, moda ve tasarım yeniden gündemin merkezine yerleşiyor. Bu hafta izleme listemize biraz gerilim ekliyor, Londra'nın yaratıcı takvimine göz atıyor, tablolar arasında klasik müzik dinliyor ve İstanbul'un yeni gastronomi adreslerinden birine uğruyoruz. Sanat tarafında göç, hafıza ve aidiyet üzerine düşünen bir sergiyle karşılaşırken, festival programlarında klasik müzikten caza uzanan farklı sesler bizi bekliyor. Güzellik dünyasında ise sonbaharın renkleri uğurlu bir tılsımla buluşuyor. Haftanın ilham rehberinde eylülün hızlanan temposundan seçtiklerimizi bir araya getiriyoruz!

Bu hafta radarımıza, evin içine usul usul yayılan bir gerilim takılıyor. Elçin Sangu, Melis Sezen ve Ozan Dolunay'ı bir araya getiren Seni Tanıyorum, tam da "bir bölüm açalım" derken kendimizi hikâyenin içinde bulacağımız dizilerden biri gibi görünüyor. Ressamlığa geri dönmek isteyen Funda'nın evine bakıcı olarak giren Nazlı, kısa sürede evin bütün dengesini değiştirmeye başlıyor ve işler giderek tekinsiz bir hal alıyor. Mert Baykal'ın yönettiği, Tuğba Doğan'ın kaleme aldığı yapım 17 Eylül'de Netflix'te. Fragmana bakılırsa bu hafta merak duygumuzu biraz zorlayacağız.

Dört yapraklı yoncayı bulmanın şans getirdiğine inanıyorsanız, bu sonbahar makyaj çantanıza bakmanız yeterli olabilir! Christian Dior'un uğurlu tılsımlarından biri olan yonca, Peter Philips'in hazırladığı Lucky Clover koleksiyonuyla güzellik dünyasına geliyor. Sonbaharın yeşilleri, mürdüm ve gül ağacı tonları; far paletlerinden rujlara ve allıklara uzanırken yonca motifleri de koleksiyonun her köşesine küçük bir şans dokunuşu bırakıyor. Deva Cassel'in yüzü olduğu kampanya ise bu uğurlu hikâyenin son dokunuşu.

Bir yere giderken valize sığmayan şeyler de bizimle geliyor: hafıza, sesler, alışkanlıklar ve geride bıraktığımız yerlere dair izler... 19 Eylül'de DEPO'da açılan Stories of Migration: Art, Resistance and Solidarity Across Borders, göçün kişisel ve kolektif hikâyelerine tam da buradan bakıyor. Adele Tamam, Ara Chalym, Irmak Suzan Ertaş, Persefoni Myrtsou ve Saeed Mirshekari'nin farklı mecralardaki işleri; aidiyet, mesafe, dil, yer değiştirme ve dayanışma üzerine birbirinden farklı anlatıları yan yana getiriyor. Stories of Migration, göçün hafızada bıraktığı izleri takip etmek isteyenler için 26 Eylül'e kadar DEPO'da.

Bu hafta Londra'da tek bir adresi işaretlemek pek mümkün değil, çünkü şehrin tamamı yaratıcı takvimin bir parçasına dönüşüyor. London Design Festival ve Open House Festival mimariyle tasarımı sokaklara taşırken, 17 Eylül'de başlayan London Fashion Week moda trafiğini hızlandırıyor. Thames kıyısı da ay boyunca sanat, performans ve farklı projelerle kendi programını sürdürüyor. Kısacası 12–21 Eylül arasında Londra'da rotayı biraz akışına bırakmakta fayda var; bir köşede yeni bir tasarım, diğerinde bir defile, birkaç sokak ötede ise normalde kapısından geçip gideceğimiz bir yapının içine girme ihtimali var.

Bir konser salonuna değil, tabloların arasına oturuyoruz bu kez. Pera Müzesi, Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlarsergisinin salonunu 24 Eylül akşamı üç viyolonselin sesine bırakıyor. Ditta Rohmann, Richárd Rózsa ve Ozan Evrim Tunca'nın bir araya geleceği "Barrière'den Kodály'a: Üç Viyolonsel", Barok dönemden 20. yüzyıla uzanan repertuvarıyla Barrière, Haydn, Kodály, Glière ve Ligeti'nin eserlerini aynı akşamda buluşturuyor. Saat 19.30'da başlayan konser, alıştığımız sahne düzenini biraz değiştirip müzikle resmi aynı salonda yan yana getiriyor.

Eylül takvimine iki günlük bir sanat molası ekliyoruz. Avusturya Liseliler Vakfı'nın yedinci kez düzenlediği ALV Müzik ve Sanat Festivali, 19-20 Eylül'de Avusturya Başkonsolosluğu'nun Yeniköy'deki bahçesi ve balo salonuna yayılıyor. Klasik müzikten caza, Türkçe aranjmanlardan daha tanıdık şarkılara uzanan programda Candle Experience, Duo Minerva, OperaTwins Sinem Balık-Didem Balık, Ferit Odman Quintet ve Emir Ersoy ile Işın Karaca gibi isimler sahne alıyor. Müzik programına eşlik eden Görünenin Ötesinde sergisi de festival boyunca rotaya bir sanat durağı daha ekliyor.

Londra'dan tanıdığımız bir masa artık İstanbul'da. Burger & Lobster, Türkiye'deki ilk adresini Zorlu Center'da açarak adından da anlaşılacağı üzere menünün iki başrolünü, burger ve ıstakozu, aynı sofrada buluşturuyor. Dünyanın farklı şehirlerine yayılan markanın daha rahat ve keyif odaklı "feel-good dining" yaklaşımı İstanbul'daki yeni adresinde de devam ediyor. Şehrin yeni mekanlarını deneme listeniz güncellenmeye başladıysa, buraya da bir yer açabilirsiniz.