Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un popüler romanı "Masumiyet Müzesi"nden sonra, Zeynep Günay yönetmenliğindeki aynı adlı dizinin de böylesine ilgi görmesinin birçok nedeni var. Roman, Netflix'te dizi olarak ekranlara gelirken, Kemal Basmacı ile Füsun'un melankolik aşkı ve bu aşkın izlerini taşıyan Masumiyet Müzesi, ilginin başlıca kaynağı. Başlangıçta romantik bir hikaye gibi görünen ancak zamanla takıntıya dönüşen ilişkide Kemal'in duyguları hayli karmaşıktır. Kemal Basmacı'nın Füsun'a beslediği hisler, psikolojide "takıntılı bağlanma" denilen, kişiye esaret duygusu yaşatan bir duygu durumunu da yansıtıyor.
Psikologlara göre, bir aşık, sevdiği kişiyi kaybettiğinde beyninin salgıladığı hormonlarla birlikte içindeki boşluğu derinden hissederek, takıntılı bir şekilde ona bağımlı hale geliyor. "Aşk hastalığı" olarak da bilinen, birçok yazara ilham veren bu ruhsal durum, Kemal'de çarpıcı bir şekilde kendini gösteriyor.

1970'lerin İstanbul'unda Nişantaşı'nda geçen hikayede varlıklı bir ailenin oğlu olan Kemal, yoksul uzak akrabası Füsun'a aşıktır. Sevdiği kadını kaybettikten sonra ise aşkın acılı yüzünü keşfeder. Roman, "hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum" diye başlar. Onun yokluğunu kabullenemez, esaret duygusu yaşamaktadır, takıntılı bir şekilde Füsun'un evinden yıllardır gizlice aldığı eşyaları biriktirir.

Aşkın, özlemin, kaybettiği mutluluğunun izini sürer. Onun eşyalarıyla, sevdiği kadını yeniden yaşatmak ister. Bu aslında birçok kişinin yaşadığı bir ruhsal durumdur. Sevdiği kişiyi kaybettiğinde bir resmini, eşyasını saklayarak ona tutunma ihtiyacı, Kemal'de bir müzeyi dolduracak kadar abartılı bir görselliğe dönüşür.
"Benim Adım Kırmızı" adlı romanıyla 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Pamuk; "Cevdet Bey ve Oğulları", "Beyaz Kale", "Kar", "Veba Geceleri" gibi pek çok romana imza attı ama "Masumiyet Müzesi" romanı uluslararası çok satanlar arasına girdi.

Orhan Pamuk 1990'lardan itibaren "Masumiyet Müzesi"ni yazmaya girişirken; aynı zamanda müzeyi kurmayı da hayal ediyor. Bu serüvenini, romanında ve 2012 yılında İstanbul Çukurcuma'da kapılarını açtığı müzesinin kataloğu "Şeylerin Masumiyeti"nde anlatıyor. Romanı yazmayı sürdürürken, Kemal'in yıllar içinde biriktirdiği Füsun'a ait eşyaları, dönemin İstanbul'unu yansıtan eşyaları, aile çevresinden, bit pazarlarından topluyor. Pamuk, böylece edebiyat dünyasında özgün bir yol izliyor. Romanının hikayesini, ilmek ilmek dokuduğu eşyalarla somutlaştırarak müzede seyirlik hale getiriyor. Kemal ile Füsun'un aşkının izlerini müzede çağdaş bir sanatsal yerleştirmeye dönüştürerek meraklılarıyla buluşturuyor. Romanı okuyan, müzeyi gezmek istiyor ve orada perdeye iliştirilmiş Füsun'un küpesini, çantasını görüyor. Müzeyi gezen de romanı merak ediyor. Roman ve müze arasında birbirini besleyen bir ilişki oluşuyor. Sonuçta, açılışının 14'üncü yılında tıpkı romanı ve dizisi gibi Masumiyet Müzesi de yoğun ilgi görmeye devam ediyor.

Hayli ses getiren Masumiyet Müzesi dizisinin yapımcısı Kerem Çatay, yönetmeni Zeynep Günay, senaristi Ertan Kurtulan ve başrol oyuncuları Selahattin Paşalı (Kemal) ile Eylül Lize Kandemir (Füsun) başta olmak üzere, Ay Yapım ve tüm oyuncu kadrosu ise büyük övgüyle karşılandı ve yazardan tam not aldı.

Dizi, Kemal ve Füsun'un imkansız aşkı üzerinden duygularımızın zaaflarını, kırılganlıklarını gün ışığına çıkarırken, 1970'ler İstanbul'unun geçmişine de götürerek nostaljik bir tat bırakıyor. Melankolik aşka fon oluşturan Neco, Ajda Pekkan, Kamuran Akkor, Pavarotti gibi dönemin sevilen şarkıcılarının müzikleri de bu nostaljiye eşlik ediyor.