Her yıl yazın sonuna doğru Venedik'te şehrin sokaklarına taşan belirgin bir değişim yaşanıyor. Vaporetto'ların arasına su taksileri, turistlerin arasına siyah takım elbiseli ekipler, Lido'nun sakin ritmine ise kameralar karışıyor. Sinema dünyası için bu görüntünün tek bir anlamı var: Yeni sezon başlıyor.
Dünyanın en eski film festivali olan Venedik, 1932'den bu yana filmlerin gösterildiği bir buluşma noktasının ötesinde; sinema takviminin geri kalanı için ilk büyük işaret fişeği olarak rol oynuyor. Birkaç gün içinde hangi filmlerin yıl boyunca konuşulacağını, hangi performansların ödül sezonuna taşınacağını ve hangi isimlerin yeniden sinemanın merkezine yerleşeceğini anlamaya başlıyoruz. Bu yıl 83. kez düzenlenen festival, 2-12 Eylül tarihleri arasında bir kez daha Lido di Venezia'yı sinemanın merkezine çevirecek.
Festivalin açılış gecesi Danny Boyle'un dünya prömiyerini yapacak yeni filmi Inke ait. James Graham'ın aynı adlı oyunundan sinemaya uyarlanan film, Rupert Murdoch'un 1969'da İngiliz gazetesi The Sunı satın alması ve Larry Lamb'i gazetenin başına getirmesiyle başlayan medya dönüşümünü merkezine alıyor.
Jack O'Connell, Guy Pearce ve Claire Foy'un başrolleri paylaştığı Ink, basın, güç ve kitle kültürü arasındaki ilişkiye bakarken aslında bugünün medya düzeninin köklerine doğru gidiyor. Sosyal medya, clickbait ve algoritmalar henüz ortada yokken "insanlara istediklerini verme" fikrinin nasıl dev bir medya modeline dönüştüğünü anlatması, filmi festivalin açılışı için özellikle zamanın ruhuna uygun bir seçim haline getiriyor.
Ana yarışmanın ölçeği geniş, isim listesi ise fazlasıyla güçlü. Venedik'in bu yılki seçkisi, tanıdık auteur'leri büyük yıldızlarla buluştururken birkaç filmi şimdiden ödül sezonunun radarına yerleştiriyor.
Martin McDonagh'nın Wild Horse Nineı John Malkovich, Sam Rockwell, Steve Buscemi, Tom Waits ve Parker Posey'yi aynı kadroda topluyor. Florian Zeller'ın Bunkerında Penélope Cruz ile Javier Bardem'e Stephen Graham ve Paul Dano eşlik ediyor. Lance Oppenheim'ın Primetimeı ise Robert Pattinson'ı Merritt Wever, Skyler Gisondo ve Phoebe Bridgers ile buluşturuyor.
Werner Herzog, Bucking Fastard ile Kate Mara ve Rooney Mara'yı kamera karşısına geçirirken; Hirokazu Kore-eda Look Back, Lee Chang-dong ise Possible Love ile yarışmaya dönüyor. Andrea Pallaoro'nun Alicia Vikander, Susan Sarandon ve Luca Marinelli'li The Echo Chamberı da listenin yıldız gücü yüksek yapımlarından biri.
Bu yıl tek bir "festival filmi" profili olduğunu söylemek bu denli geniş ve zengin bir seçkiye ihanet niteliğinde olur. Hollywood yıldızları, Avrupa auteur sineması, Asya sinemasının büyük yönetmenleri ve politik anlatılar aynı Altın Aslan yarışında yan yana duruyor.
83. Edisyonu yalnızca filmler üzerinden okumak eksik kalıyor. Sinemanın bugün karşı karşıya olduğu en büyük dönüşümlerden biri olan yapay zekâ da festivalin tartışma başlıkları arasında.
Dolayısıyla Venedik bu yıl hangi filmin kazanacağından çok, daha büyük bir meseleyi odağına alıyor: Sinema bugünden sonra nasıl bir dönüşüm yaşayacak? 1932'den beri sektörün değişimini izleyen bir festival için bundan daha güncel bir soru bulmak zor.
Altın Aslan'ın kaderi bu yıl Maggie Gyllenhaal başkanlığındaki jürinin elinde. Gyllenhaal'ın festivaldeki varlığı jüri masasıyla da sınırlı değil; yönetmenin kısa filmi Flesh Impact de yarışma dışı seçkide gösterilecek.
Böylece oyunculuktan yönetmenliğe geçişiyle son yıllarda sinemadaki yaratıcı pozisyonunu giderek güçlendiren Gyllenhaal, Venedik'in bu yıl hem karar verici hem de yaratıcı yüzlerinden biri olacak.
Bir tarafta filmler, diğer tarafta Venedik'in kendine özgü yıldız koreografisi var: Otelden çıkan su taksileri, iskelede bekleyen fotoğrafçılar ve birkaç dakika sonra kırmızı halıya dönüşen bir Lido.
Yarışma ve yarışma dışı filmlerin kadroları düşünüldüğünde Robert Pattinson, Penélope Cruz, Javier Bardem, Rooney Mara, Kate Mara, Alicia Vikander, Susan Sarandon ve Dakota Johnson gibi isimlerin bu yıl kırmızı halıda karşımıza çıkması bekleniyor.
Venedik için moda hiçbir zaman sinemanın tamamen dışında kalmıyor. Özellikle son yıllarda festival, Cannes ve Met Gala arasında kendine özgü bir kırmızı halı dili yaratmış durumda. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde filmler kadar stil anlarının da sosyal medyanın gündemini belirlemesi şaşırtıcı olmayacak.
Venedik'in asıl cazibesi belki de burada yatıyor: Henüz kimsenin ne düşüneceğini bilmediği filmler, birkaç gün sonra yılın en çok konuşulan yapımlarına dönüşebiliyor. Lido'ya gelen bir oyuncu birkaç ay sonra Oscar sahnesinde karşımıza çıkabiliyor; küçük görünen bir prömiyer bütün ödül sezonunun yönünü değiştirebiliyor.
2 Eylül'de kırmızı halı serilecek ve ilk reaksiyonlarla birlikte 2026 sinema sezonunun yeni hikâyesi yazılmaya başlayacak. Şimdilik gözümüz Lido'da.