Eylül, yazın son izlerini taşırken yeni sezonun hareketini de beraberinde getiriyor. Bu hafta bir yanda Venedik'te Pamela Anderson'ın pastel tonlarından stil notları alıyor, diğer yanda Cannes kıyılarında yat dünyasının buluşmasına göz atıyoruz. İstanbul'da sahne ve ekran takvimi hareketlenirken The Bodyguard ilk kez şehre geliyor, Alıkara ise gizemli hikayesiyle izleme listesine giriyor. Sanat tarafında KANZEN farklı dünyaları aynı çatı altında buluştururken, Kapadokya'nın mutfak hafızası Lil'a'nın yeni menüsünde yeniden yorumlanıyor. Aksesuar radarında ise zamansız saatler var. Kısacası haftanın temposu sanat, moda, seyahat, gastronomi ve ekran arasında keyifli bir şekilde dağılıyor.
Takvim sonbahara yaklaşsa da Pamela Anderson'ın Venedik'teki görünümü yazlık parçalarla henüz vedalaşmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyor. Venedik Film Festivali için şehirde bulunan Anderson, baştan aşağı pastel lila tonlarında şekillenen hafif ve akışkan görünümüyle sezonun yükselen transparan ve tül etkisini daha yumuşak bir yerden yorumluyor. Aynı rengin farklı dokularını buluşturan kombin, leopar desenli topuklularla küçük bir sürpriz kazanırken yaz sonu stilinin en sevdiğimiz formüllerinden birini de önümüze koyuyor: Pudramsı tonları hafif kumaşlarla sürdürmek, sonbaharın daha ağır parçalarına geçişi biraz daha ertelemek. Pamela Anderson'a bakılırsa yaz gardırobunu kaldırmak için henüz erken.
Saatler son dönemde yeniden görünümün en güçlü tamamlayıcılarından biri haline geliyor. Valentino Orlandi de köklü tasarım mirasından beslenen koleksiyonuyla klasik saat anlayışını bugünün aksesuar diliyle bir araya getiriyor. Markanın karakteristik çizgilerini taşıyan modeller, zamansız formları modern yaşamın daha sade ve güçlü stil kodlarıyla buluştururken, saati işlevsel bir parçadan kişisel stilin belirleyici detaylarından birine dönüştürüyor. Gösterişli bir hamleden çok görünümün tamamına yayılan sessiz bir etki yaratan koleksiyon, klasik ve modern arasında seçim yapmak istemeyenler için iyi bir orta yol sunuyor. Kısacası bu sezon dikkatimizi biraz da bileklere çevirmekte fayda var.
Cannes denince akla ilk olarak sinema gelse de eylül ayında şehrin asıl hareketi kıyıya taşınıyor. Fransız Rivierası'nın en önemli buluşmalarından Cannes Yachting Festival, 8-13 Eylül tarihleri arasında Vieux Port ve Port Canto'yu denizcilik dünyasının merkezine dönüştürüyor. Dünyanın önde gelen tersanelerini, yeni modelleri ve 700'ü aşkın tekne ile yatı aynı programda buluşturan festival, klasiklerden yeni nesil tasarımlara kadar geniş bir seçki sunuyor. Deniz denemeleri, yeni lansmanlar ve tasarım dünyasının son yenilikleriyle şekillenen hafta boyunca Cannes bu kez kırmızı halıdan çok limanlarıyla konuşulacak. Riviera'ya eylül rotası çizenlerin ajandasına eklemesi gereken duraklardan biri belli.
Bir arada durmak için birbirine benzemek gerekmiyor. Chi Art Gallery'nin yeni sezonunu açan KANZEN, Serap Görünme, Hayal Köseoğlu ve Mehmet Sinan Kuran'ın birbirinden tamamen farklı üretimlerini aynı sergide yan yana getirerek tamlık ve bütünlük fikrine başka bir yerden bakıyor. Japoncada "tamlık" ve "eksiksizlik" anlamlarına gelen kanzen kavramından hareket eden sergide Görünme'nin su altında şekillenen fotoğrafları, Köseoğlu'nun renk ve biçim üzerinden kurduğu içsel dünyaları ve Kuran'ın çizgi, karakter ve hayal gücüyle gelişen evreni birbirine benzetilmeden bir araya geliyor. Farklılıkların kendi kimliğini koruyarak nasıl ortak bir ritim oluşturabileceğini araştıran KANZEN, 9 Eylül-10 Ekim tarihleri arasında Chi Art Gallery'de görülebilir.
Yeni sezon ekran tarafında gizem dozunu yükseltiyor. Miray Daner ile Halit Özgür Sarı'yı ilk kez aynı projede buluşturan Alıkara, birbirinden oldukça farklı iki karakterin aynı acının izini sürerken kesişen yollarını anlatıyor. Miray Daner'in hayat verdiği adli psikolog Işık And insan ruhunun peşine düşerken, Halit Özgür Sarı'nın canlandırdığı cinayet amiri Deniz Baran Dağ geride bırakılan fiziksel izlerden hareket ediyor. Bir kayıp ve cevapsız sorularla başlayan hikaye, ikisini hem çözmeye çalıştıkları olayların hem de kendi geçmişlerinin karanlık taraflarına yaklaştırıyor. Hülya Gezer'in yönetmenliğini üstlendiği, Sezin Akbaşoğulları ve Fatih Al'ın da kadrosunda yer aldığı Alıkara, 10 Eylül'den itibaren her Perşembe TOD'da.
Whitney Houston şarkıları canlı canlı söylenecekse, sahne planına eklemek için çok da düşünmeye gerek yok. Dünya çapında milyonlarca izleyiciye ulaşan The Bodyguard, ilk kez İstanbul'a gelirken hikayesini aşk, gerilim ve fazlasıyla tanıdık melodiler eşliğinde yeniden kuruyor. Adam Garcia ve Sidonie Smith'in de yer aldığı uluslararası oyuncu kadrosu, filmi hafızalara kazıyan atmosferi bu kez tiyatro sahnesine taşırken I Wanna Dance with Somebody, One Moment in Time, Queen of the Night ve elbette I Will Always Love You gecenin en çok beklenen anları arasında. Yıllardır farklı ülkelerde sahnelenen prodüksiyon, 11-20 Eylül tarihleri arasında Zorlu PSM'de İstanbul seyircisiyle buluşacak.
Kapadokya'nın hafızasını keşfetmenin yolu bu kez vadilerden değil, sofradan geçiyor. Museum Hotel bünyesindeki Lil'a'nın yeni tadım menüsü Kapadokya Hafızası, bölgenin köylerinden gelen ürünleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarifleri bugünün gastronomi diliyle yeniden yorumluyor. Tolga Tosun'un kurguladığı ve Executive Chef Saygın Sesli'nin hayata geçirdiği menüde Kaymaklı'nın kuru kaymağından Mustafapaşa'nın cevizine, Akköy'ün Alyanak buğdayından Derinkuyu'nun ağpaklasına uzanan yerel ürünler kendi hikayeleriyle sofraya geliyor. Soğan aşı, peravu, yaprak sarma, yahni ve Kapadokya baklavası gibi tanıdık reçeteler çağdaş tekniklerle yeniden ele alınırken, menü bölgenin mutfak kültürünü bugüne taşıyan gastronomik bir rota kuruyor.