Japon avangardının öncü ismi Shozo Shimamoto'dan geleneksel shibori tekniğini mekânsal bir deneyime dönüştüren Chisato Matsumoto'ya, Bahreynli sanatçı Rashid Al Khalifa'nın içine girilebilen mimari yerleştirmesinden, Jaume Plensa'nın Haliç kıyısına yerleşen yedi metrelik heykeline... Bu sene de CI, çağdaş sanatın güncel kodlarını sunarak ilham veren keşifleri gündemimize ekliyor.
Contemporary Istanbul 2026'da Görmeniz Gereken 10 Özel Proje
Contemporary Istanbul'un bu yıl en çok konuşulacak projelerinden biri, çağdaş heykelin dünya çapındaki en önemli isimlerinden Jaume Plensa'nın "Juana" adlı anıtsal yapıtı. 2025 tarihli, tek edisyonluk dökme demir heykel yaklaşık yedi metre yüksekliğinde ve sekiz ton ağırlığında. Tersane İstanbul'un Haliç'e açılan sahil şeridinde konumlanan "Juana", aynı zamanda Plensa'nın İstanbul'da kamusal alanda sergilenen ilk eseri olma özelliğini taşıyor. 1955'te Barselona'da doğan Plensa yalnızca İspanya'nın değil, günümüz kamusal alan sanatının uluslararası ölçekte en etkili figürlerinden biri. Sanatçının bizzat seçtiği noktada Haliç'e dönük olarak konumlanan "Juana", gün boyunca suyun hareketi ve değişen ışıkla farklı bir görünüme bürünüyor. Bir yanında Tersane İstanbul'un yüzyıllara yayılan mimari ve endüstriyel belleği, diğer yanında sürekli hareket eden kent manzarası bulunurken heykel bütün bu akışın ortasında kendine ait sessiz bir alan açıyor. İzleyiciyi yalnızca devasa bir yüzle karşı karşıya getirmiyor; bakmak, görülmek, susmak ve bulunduğumuz mekânla nasıl ilişki kurduğumuz üzerine düşünmeye davet ediyor. Plensa'nın başarısının sırrı da biraz burada yatıyor: Heykelleri yerleştirildikleri kentlerde yalnızca seyredilen sanat nesneleri olarak kalmıyor, o yerin belleğine karışan yeni kamusal simgelere dönüşüyor. Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde Haliç kıyısına yerleşen "Juana"nın, İstanbul silüetine geçici de olsa eklenen en güçlü çağdaş sanat imgelerinden biri olması bekleniyor. Ağustos 2026'nın sonunda yerleştirilen çalışma, Şubat 2027'ye kadar görülebilecek.
Artvisor, Shozo Shimamoto
Artvisor, CI21 kapsamında Gutai Art Association'ın kurucu üyelerinden Japon sanatçı Shozo Shimamoto'ya (1928-2013) adanmış bir solo proje sunuyor. Focus Asia 2026 çerçevesindeki proje, sanatçının Japonya'dan Avrupa ile Amerika'ya uzanan etkisini öne çıkarıyor. Tate Modern ve Centre Pompidou koleksiyonlarında yer alan eserleriyle Shimamoto, kültürel fikirlerin sınırları aşan dolaşımını temsil ediyor. Japonya'da İkinci Dünya Savaşı sonrasında doğan en radikal sanat hareketlerinden Gutai'nin kurucuları arasında yer alan Shozo Shimamoto, resim sanatını yalnızca ortaya çıkan görüntüyle değil, o görüntüyü meydana getiren fiziksel eylemle birlikte düşünen öncü isimlerden biriydi. CI21'de Artvisor tarafından sunulan proje ise, Shimamoto'nun daha öğrencilik yıllarında, savaş sonrası Japonya'da tuval bulmakta zorlandığı için kâğıt katmanlarıyla gerçekleştirdiği "Ana/Holes" serisinden olgunluk dönemine uzanan üretimi; yüzey, hareket ve rastlantı arasındaki ilişkinin izini sürüyor.
Chisato Matsumoto, "The Universe Twinkling in White", Pearl Lam Projects
1994'te Hiroşima'da doğan Chisato Matsumoto, geleneksel Japon kumaş boyama tekniği shiboriyi resimsel desen üretmenin ötesine taşıyarak heykel, yerleştirme, performans ve kinetik sanatla buluşturuyor. Kumaşın boyanmadan önce elle bağlanmasına dayanan bu kadim yöntemde ortaya çıkan düğüm ve çıkıntıları bağımsız birer biçim olarak ele alan sanatçı, yüzeyde kalması beklenen kumaşı üç boyutlu, hareketli ve içine girilebilen yapılara dönüştürüyor. Matsumoto'nun işlerinde tek bir shibori düğümü hem bireyi hem de gökyüzündeki tek bir yıldızı çağrıştırıyor. Yüzlerce küçük form bir araya geldiğinde ise kalabalıklar, toplumlar ve galaksiler gibi daha büyük sistemler meydana geliyor. Böylece sanatçının pratiğinin merkezindeki "birey ve topluluk" ilişkisi, geleneksel bir zanaat tekniği aracılığıyla kozmik ölçekte bir anlatıya açılıyor. 2023'te Hiroşima Şehir Üniversitesi'nde sanat doktorasını tamamlayan Matsumoto, 2025'te Pearl Lam Galleries'de düzenlenen ve Çin'deki ilk kişisel sergisi olan "The Universe Twinkling in White" ile büyük ölçekli tekstil yerleştirmelerini, ışıklı heykellerini ve kinetik çalışmalarını bir araya getirmişti. CI21 için hazırlanan yerleştirmede elde bağlanan shibori kumaşları, halatlar ve makaralar aracılığıyla mekâna yayılıyor; kimi zaman bir yelkeni, kimi zaman açılmış kanatları andıran organik bir yapı oluşturuyor. Formların limanda buluşan gemilerin ve insanların hareketini çağrıştırması, eseri Tersane İstanbul'un tarihsel belleğiyle buluşturuyor. Yerleştirmenin merkezindeki güneşi ya da yol gösteren bir feneri hatırlatan ışıklı form ise yüzyıllar boyunca gemilere yön veren liman ışıklarının etrafında gerçekleşen karşılaşmalara gönderme yapıyor. Kumaşın gerilimi, ışığın yönü ve havayla birlikte beliren hareketler sayesinde eser sabit bir nesne olmaktan çıkıp canlı bir organizma gibi davranıyor. Ziyaretçi de akışın parçası hâline geliyor.
CI21, Bahreyn çağdaş sanatının öncü isimlerinden Rashid Al Khalifa'nın "Inhabited Crate-Multicolored" adlı anıtsal yerleştirmesini Tersane İstanbul'un açık alanına taşıyor. Galvanize çelik ağ ve çok renkli toz boya kaplamadan üretilen, 480 × 380 × 300 santimetre ölçülerindeki eser; ne bütünüyle bir heykel ne de yalnızca mimari bir yapı. Endüstriyel kasanın tanıdık formunu içine girilen, içinden geçilen ve bedenle deneyimlenen geçirgen bir mekâna dönüştürüyor. Birbirini kesen çelik ızgaralardan oluşan yerleştirme uzaktan düzenli, geometrik ve denetimli görünüyor; içine girildiğindeyse ışık, gölge ve hareketle birlikte daha akışkan bir karakter kazanıyor. Bedenlerin açık metal yapı içerisindeki dolaşımı, içeriyle dışarı arasındaki sınırları belirsizleştirirken eser her yeni bakış açısında yeniden kuruluyor. Modernizmin düzen, kontrol ve rasyonellikle ilişkilendirilen grid formu da böylece insan ölçeğinde, değişken ve duyusal bir deneyime dönüşüyor. Eserin 400 yılı aşkın süre Osmanlı İmparatorluğu'nun denizcilik faaliyetlerinin merkezlerinden biri olan Tersane-i Âmire'de sergilenmesi, çalışmaya tarihsel bir katman daha ekliyor. Sanatçının yakın tarihli kasa yerleştirmelerinde ticaretin hem kültürleri birbirine bağlayan hem de değerli olanı korurken sınırlandırabilen ikili doğası öne çıkıyor. "Inhabited Crate-Multicolored" ise bu düşünceyi Tersane İstanbul'un denizcilik geçmişiyle doğrudan buluşturuyor. Çünkü "Inhabited Crate-Multicolored" yalnızca karşısında durulup bakılacak değil, içinden geçilerek tamamlanacak bir eser.
Rania Matar, "Rhea, S. Piccadilly Theater, Beirut, Lebanon", 2021
CI Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Alejandra Castro Rioseco tarafından kurulan MIA Art Collection, fuara yalnızca eserlerden oluşan bir seçkiyle değil, kadın sanatçıların sanat tarihindeki görünürlüğünü artırmayı amaçlayan kurumsal misyonuyla katılıyor. Toplumsal cinsiyet, insan hakları ve kimlik meselelerine odaklanan koleksiyon; sanatı sahip olunan bir nesneden çok diyalog, dayanışma ve toplumsal etki üreten bir platform olarak ele alıyor. Bu nedenle CI21'deki sunum, koleksiyonun ölçeğini göstermekten çok onun neden ve nasıl oluşturulduğunu anlatan bir portre niteliği taşıyor. Seçkide; Şilili fotoğraf sanatçısı Cecilia Avendaño'nun kadın bedeni, güzellik normları ve hastalık fikrini dijital olarak kurgulanmış portreler üzerinden sorgulayan "Strange Illnesses" serisinden bir çalışma; İran kökenli Amerikalı sanatçı Nasim Hantehzadeh'nin işi; Bangladeş doğumlu Britanyalı sanatçı Rana Begum'un ışık, renk ve geometriyle ilişkili heykeli ile Lübnan doğumlu Amerikalı fotoğrafçı Rania Matar'ın çalışması bir araya geliyor. Veronica Ruth Frías'ın sanat tarihinin en tanınmış kompozisyonlarından birini kadınların bakış açısından yeniden kuran "The Last Supper" adlı videosu; Elvira Smeke'nin heykeli, Marina Núñez'in multimedya çalışması ve Arjantinli multimedya sanatçısı Pilar Zeta'nın heykeli de sunumun farklı coğrafyaları ve kuşakları buluşturan yapısını tamamlıyor.
Pierre Sigg tarafından kurulan Sigg Art Foundation, 2025'te kurucu koleksiyonunun ilk kamusal sunumlarından birini gerçekleştirdiği Contemporary Istanbul'a ikinci kez dönüyor. Çağdaş sanat, kültürel miras ve teknolojik yenilik arasında bağ kurmayı amaçlayan vakıf; özellikle geleneksel mecralarla dijital kültür arasındaki geçişlere ve farklı kuşaklardan sanatçıları aynı anlatı içinde buluşturmaya odaklanıyor. Vakfın 2026 seçkisinin merkezinde ise sinemadaki kimliğinin gölgesinde uzun yıllar resim ve desen üreten Johnny Depp yer alıyor. Depp'in bir önceki CI edisyonunda gösterilen "Birds" adlı 1998 tarihli işi, Alfred Hitchcock'un tekinsiz kuş sürülerini hatırlatan yoğun, dışavurumcu çizgileriyle dikkat çekmişti. Bu yıl sunulacak heykeller, sanatçının üç boyutlu üretimini ilk kez bir sanat fuarı izleyicisiyle buluşturacak. Böylece proje, yıldız bir ismin sanat dünyasındaki görünürlüğünün ötesinde, daha çok portreleri ve kâğıt üzerindeki işleriyle tanınan Depp'in pratiğindeki farklı bir alanı keşfetme fırsatı sunuyor.
Mustafa Horasan
Contemporary Istanbul, kısa süre önce kaybettiğimiz Mustafa Horasan'ın sanatsal mirasını Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde hazırlanan özel bir anma sergisiyle yaşatıyor. 1965'te Aydın'da doğan ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nden mezun olan sanatçı; resim, desen, baskı ve farklı malzemeleri buluşturan üretiminde insan bedeninin hem fiziksel hem de psikolojik hâllerine odaklandı. Grotesk figürleri, parçalanmış yüzeyleri ve güçlü grafik diliyle Türkiye çağdaş resminin kolayca ayırt edilen dünyalarından birini kurdu. Sergi yalnızca bir saygı duruşu değil, aynı zamanda somut bir dayanışma projesi. Eserlerin satışından elde edilecek gelir sanatçının ailesine aktarılacak. Böylece çağdaş sanat ortamında hafızanın, paylaşmanın ve birlikte sahip çıkmanın önemi de görünürlük kazanacak.
Yeni BMW 7
Japon mimar Azusa Murakami ile Britanyalı sanatçı Alexander Groves'un oluşturduğu A.A. Murakami, BMW iş birliğiyle yapay olanla doğal olan arasındaki sınırları eriten sürükleyici bir yerleştirme sunuyor. Çalışmanın kavramsal arka planını, ikilinin Haziran 2026'da Art Basel'de gösterdiği "SYMBIOSIS" yerleştirmesi ortaya koyuyor. BMW'nin insanla makine arasında daha sezgisel bir ortaklık kurmayı amaçlayan 'Symbiotic Drive' yaklaşımından hareket eden çalışma; mühendislik ürünü bir düzenekten doğan sis, ışık ve baloncukları doğal kuvvetlerin müdahalesine bırakıyordu. CI21'deki çok duyulu sunum da aynı temel soruyu sürdürüyor: İleri teknoloji, doğayı taklit eden kusursuz bir yanılsama üretmek yerine onunla birlikte davranmayı öğrenebilir mi? Murakami ve Groves, fuarın düşünsel programına da katılıyor. İkili, 24 Eylül'de Ali Güreli moderatörlüğünde düzenlenecek 'BMW Art Cars: Kültüre Yön Veren Bir Yolculuk' başlıklı CIF Dialogues oturumunda da yer alacak.
Fanglu Lin, "She's Bestowed Love"
The Peninsula Hotels'ın 2019'da başlattığı Art in Resonance programı, gelişmekte olan ve kariyerinin orta dönemindeki sanatçılara otellerin mimarisi ve tarihsel kimliğiyle diyalog kuran büyük ölçekli, mekâna özgü işler üretme olanağı sağlıyor. Victoria and Albert Museum ile sürdürülen küratöryel iş birliği, programın farklı şehirler ve kültürler arasında dolaşan yapısını daha da güçlendiriyor. CI21 kapsamında The Peninsula Istanbul'un lobisi, çağdaş Çin tekstil sanatının dikkat çeken isimlerinden Fanglu Lin'in "She's Bestowed Love" adlı yerleştirmesine ev sahipliği yapacak. V&A Asya Bölümü'nden Dr. Xiaoxin Li küratörlüğündeki yaklaşık 16 metrekarelik çalışma, Çin'in Yunnan bölgesinde yaşayan Bai topluluğunun kuşaklar boyunca kadınlar tarafından aktarılan geleneksel bağlama ve boyama tekniklerinden besleniyor. Elde biçimlendirilmiş yoğun kırmızı tekstil formları, kadın bedenini doğrudan tasvir etmeden kanı, yaşamı, doğurganlığı, gücü ve kuşaklar arası aktarımı çağrıştırıyor. Merkezdeki büyük formun çevresinde kümelenen daha küçük parçalar ise bir kadının yaşamını oluşturan sayısız deneyim ve ilişkinin hem bağımsız hem de bütüne bağlı varlığını düşündürüyor. İlk kez The Peninsula Hong Kong'un 2025 Art in Resonance programında sunulan eser, daha sonra V&A South Kensington'daki Dimensions: Contemporary Chinese Studio Crafts sergisine taşındı. İstanbul'daki sunum, yapıtın farklı coğrafyalarda yeni mimari ve kültürel bağlamlarla ilişki kuran yolculuğunun son durağı. CI21 ile eş zamanlı olarak otelin lobisinde görülebilecek olan çalışma, geleneksel olarak 'zanaat' başlığı altında değerlendirilen kadın emeğini anıtsal bir çağdaş sanat diline dönüştürüyor.
Esra Özdoğan, "Makinedeki Hayalet #5", 2023-2024, Hahnemühle kağıt üzerine arşivsel pigment baskı
CI'ın ilk edisyonundan bu yana ana partneri olan Akbank, Akbank Sanat aracılığıyla fuara Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde hazırlanan "Garip Şeyler Oluyor" sergisiyle katılıyor. Esra Özdoğan, Gülin Hayat Topdemir ve Nazif Topçuoğlu'nun yapıtlarını buluşturan seçki, bildik ve tanıdık olan her şeyin yerinden edildiği düşüncesinden hareket ediyor. Kahraman'ın "deplasman" olarak tanımladığı bu hâl, bilincimizi ve belleğimizi altüst ederek bizi nesnelerini tanıdığımız, fakat bütününe yabancı kaldığımız bir dünyanın kıyısına taşıyor. Serginin düşünsel merkezinde Freud'un, tekinsiz olanın tanıdık ve bildik olandan türediğine ilişkin yaklaşımı bulunuyor. İçinde yaşadığımız zamanı karanlık bir güneşin ördüğü ağır bir melankoliyle ilişkilendiren seçki, korkutucu olana eşlik eden açıklanamaz hazdan gotik duyarlılığın bilinmeyen çehresine uzanıyor. Üç sanatçının birbirinden farklı ama birbirini üreten yapıtları, tanıdık olanın nasıl yabancılaşabildiğine ve huzursuzluğun nasıl çekime dönüşebildiğine ürpertici bir bakış yöneltiyor.