Bir kitabın kapağını kaldırmak yeni bir yolculuğa çıkmak, yepyeni bir dünyayı keşfetmektir. Sayfalarda ilerledikçe farklı hikayelere, deneyimlere tanıklık eder; farklı bakış açılarıyla beslenip yenileniriz; yaşamımızda yepyeni sayfalar açılır. İşte farklı tatlarıyla, yaşamınıza keyif katan kitaplar.
Buket Uzuner, kadınların o üretici, yaratıcı enerjisine odaklandığı kitabını şöyle anlatıyor: "Bir gün bir şey söyledim ve bu sözüm, yazdığım kitaplardan daha çok bilindi, benim adımdan daha çok tanındı, Türkiye'ye yayıldı: 'Kız Neşesi!' Liseli kızların, her yaştan kadın öğretmenin, ev kadınının, çiftçi kadının, büyükannenin, torunun ve annenin bu sözümü bağrına basmasındaki coşku, işte tam da benim o iki sözcüğe sığdırdığım, varlığı insanlığın başlangıcından beri bilinen ama adı özellikle silinmiş, saklanmış, unutturulmuş o büyük enerjinin, o eşsiz gücün ve o muhteşem ayrıcalığın kendisiydi. Kız neşesi, candır; dünyanın koru, ateşidir, insan uygarlığının hâlâ devam etmesini sağlayan enerjinin ve gücün, şefkat ve merhametin kaynağıdır. Kadınlar olmadan ne insanlık ne de insan uygarlığı var olabilirdi; olamaz da. Bu yüzden kız neşesi sadece kadınlara değil, erkeklere de büyük bir armağandır"... Yazar, kadınların bu yaşam enerjisini kimsenin öldürmesine izin vermemesi gerektiğini öğütlüyor ve "O sizin yaşam garantinizdir, hayatınıza herkes gelir ve gider ama o enerji, o güç sizde kaldığı sürece hayatta kalırsınız" diyor.
Yayınevi: Everest Yayınları
Sağlıklı, zinde, enerjik bir yaşam herkesin radarındadır. Beslenme düzenini iyileştirmek ve daha enerjik, sağlıklı bir yaşam sürmek isteyenler için, sağlık koçu olarak yüzlerce kişinin hayatına dokunan Ebru Zeynep Altay'ın kitabı rehber niteliğinde. Altay, sağlık koçu perspektifiyle hazırladığı kitapta hem pratik tarifler hem de sağlıklı yaşam tavsiyeleri sunuyor. Kitap, sağlıklı ve uzun yaşam (longevity) için bütünsel bir beslenme kılavuzu niteliğinde. Sadece kilo vermeyi değil, yaşlanmayı geciktiren, hücre yenilenmesini destekleyen beslenme tarzını temel alıyor. Kitap, şekersiz beslenme ve farkındalıklı yeme alışkanlıklarıyla tabağınızdaki küçük değişimlerin, hayatınızda kalıcı ve büyük sağlık farkları yaratacağı tarifler sunuyor. Sağlıklı yaşamı bir yolculuk olarak ele alırken; sürdürülebilir, uygulanabilir tariflerle beslenme alışkanlıklarını kökten değiştirmeyi hedefliyor. İyi yaşam alışkanlıklarını hayatına kazandırmak isteyenler için yol haritası niteliğinde bir kitap.
Yayınevi: Destek Yayınları
Karlı bir kış gününde, Ankara'dan İstanbul'a giden bir trenin yemek vagonunda birbirini tanımayan üç yolcu vardır: Bankacı Ersin, radyo programcısı Selda ve yemekli vagonun garsonu Bünyamin. Roman, bu üç kişinin ve orada olmayan ve bir dergide çıplak fotoğrafları yayınlanan 'Ayın Kızı' Şebnem'in odak noktası olduğu bir hikayeyi anlatır. Tren saatlerce yolda kalır; bir yolcunun öldüğü bu uzun yolculukta; üç yolcu Şebnem'in fotoğrafları üzerine fikir yürütürken birbirleriyle yüzleşirler; iç dünyaları ortaya dökülür. Ancak bu zihinsel yüzleşme, giderek kimin kimi yargıladığı belli olmayan bir hesaplaşmaya dönüşür. Ayfer Tunç, ilk kez 1992 yılında yayınladığı Kapak Kızı'nı 'zemin aynı zemin, inşa aynı inşa' olmak kaydıyla yeniden yazarak okurlarla buluşturuyor. Aile, hayat, aşk, kıskançlık, güzellik ve ahlak kavramlarını, alışılmış yorumların tuzağına düşmeden ele alan roman, değer yargılarımıza ayna tutuyor. Bunaltıdan ikiyüzlülüğe, anıların masumiyetinden yaşamın gerçeklerine uzanan sorular birbirini izliyor.
Yayınevi: Can Yayınları
Genç İtalyan yazar Vincenzo Latronico'nun birçok dile çevrilen romanı Kusursuzluk (Perfection), günümüzün insanına ve onu yaratan günümüz kültüre ayna tutuyor. Sahip olduğumuz konfor ve imkanlar bizi gerçekten mutlu ediyor mu? Kusursuzluk'un kahramanları Anna ile Tom, Avrupa'nın güneyindeki ülkelerinden çıkıp hayallerindeki yaşamı kurmak için Berlin'e gelip yerleşmiş genç bir çift. İnternet çağının kuşağı olarak evden çalışan dijital tasarımcılardır. Sade İskandinav mobilyaları ve bitkilerle süsledikleri dünyalarında, kendileri gibi göçmen dostları vardır; "ideal", estetik ve minimalist yaşamlarını sosyal medyada paylaşırlar. Ancak yıllar içinde özenle sürdürdükleri bu rutin yaşantının cazibe azalmaya başlar. Hayati bir şeyin durmadan ıskalandığı hissi yaşamlarına çöreklenir. Georges Perec'in Şeyler adlı romanından yola çıkan yazar, 21. yüzyılın ürünü olan bir kuşağı mercek altına alıyor. Kitap, "ideal yaşam"ın ardındaki derin can sıkıntısını, boşluk hissini ve "kusursuzluk" arayışını konu alarak topluma ayna tutuyor.
Çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Türkiye'nin önde gelen belgesel fotoğraf sanatçılarından Manuel Çıtak'ın sanatını konu alan kitap, Eczacıbaşı Vakfı Yayınları'dan çıkan "Eczacıbaşı Fotoğrafçılar Dizisi" kapsamında meraklılarıyla buluştu. Manuel Çıtak, son kişisel sergisi "İslomania" ile "ada sarhoşluğu" kavramını hayatımıza sokmuştu. Çıtak,"İslomania" sergisinin adını, İngiliz yazar Lawrence Durrell'in bir hastalık olarak tanımladığı "ada sarhoşluğu" kavramından almıştı. Durrell'e göre bu ruh haline sahip kişiler, etrafı denizlerle çevrili küçük bir dünya üzerinde oldukları hissiyle bir tür sarhoşluk duygusu yaşarlar. "Ada sarhoşluğu", günümüzde de şehir yaşamından bunalmış, kentten kaçarak doğaya sığınan insanların ruh halini de yansıtıyor. Çıtak, bu sergisinin yanı sıra Türkiye'den ve dünyadan şehir yaşamı, portre, inanç, kıyılar ve ada konulu dingin, çarpıcı çalışmalarıyla öne çıkıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi mezunu olan; siyah-beyaz şehir, portre ve çevre fotoğraflarıyla tanınan Çıtak; klasik belgesel üslubun yakın tarihteki en önemli temsilcilerinden. Çıtak, 61 yaşında yaşama veda etti.
Yayınevi: Eczacıbaşı Vakfı Yayınları
Yağmur Kuşları, Deniz Faruk Zeren'in doğa ve mevsim temalı, 'haiku' tarzı Japon şiirinden de esinlenen lirik, sarsıcı ve hüzünlü hikâyelerinden oluşuyor. "Yağmur kuşları" terimi hem su kenarında yaşayan kuşlar takımını hem de duygusal yoğunluğu yüksek edebi eserleri ifade ediyor. Sulara yakın yaşayan bu kuşlar takımı, Zeren'in hüzünlü, lirik hikayelerine ilham vermiş. Dört Mevsim İlkbahar adlı şiir, Yasak Kitap, Tam Ağlayacaktım Arkadaşlar Dokundu gibi öykü, roman kitaplarıyla tanınan Zeren, yeni kitabında kuşlar kadar, yağmurları da tüm vahşiliği ve güzelliğiyle betimliyor. "Bu hikâye süresince mütemadiyen ipek gibi süzülerek, bazen tozu toprağı döverek, bazen çatallı mavi yıldırımlar eşliğinde, bazen serin rüzgârların getirdiği taze, ferah nebat kokuları yayarak, yaylanarak, uzayıp kısalarak, artıp azalarak, hızlanıp yavaşlayarak, diner gibi yapıp coşarak yağmur yağacaktır" cümleleriyle, bu doğa olayının tüm görkemini hissettiriyor.
Yayınevi: Metis Yayınları
Jodi Picoult İki yol Kitabı'nda okuru heyecan verici bir maceraya atarken; aşkın sınır tanımazlığı, zor anlarda ilişkilerimizin dayanıklılığı nedir gibi sorular üzerine düşünmeye davet ediyor. Bindiğiniz uçak yere çakılmak üzereyken aklınızdan kim geçer? Biricik kocanız mı yoksa on beş yıl önce ayrılıp bir daha görmediğiniz ilk aşkınız mı? "Acil inişe hazırlanın!" Bu anonsla birlikte romanın kahramanı Dawn Edelstein'ın hayatı bir anda değişir. Yaşamı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçer ama bu filmin başrolünde kocası Brian değil, üniversite yıllarında tutkulu aşk yaşadığı Wyatt vardır. Dawn mucizevi şekilde kazadan kurtulur. Şimdi istediği her yere gidebilecektir; uçak şirketi, ne dilerse yerine getireceğinin sözünü vermiştir. Dawn'ın geleceğinde iki yol var: Bir yanda kocası Brian, kızı Meret ve Boston'da bekleyen hastaları. Diğer yanda ise aşkı Wyatt vardır, o da Mısır'da, antik mezar kazılarındadır. Jodi Picoult, hikayesinde hayatımız boyunca kendimize sormakta zorlandığımız soruların cevabını arıyor. Yüreğimizin götürdüğü yollara işaret ediyor. Sevdiklerimizle bağlarımızın zor sınavlar verdiğini; aşkın sınır tanımazlığı söz konusu olduğunda aşılmaz yolların aşıldığın, gösteriyor.
Çeviren: Esra Even
Yayınevi: April Yayıncılık
Ayşe Kulin, Aylardan Kasım Günlerden Perşembe adlı romanında; Mustafa Kemal Atatürk'ü iyi bir asker ve kurucu devlet adamı kimliğinden ayrı olarak, insani yönleriyle anlatır. Kulin, "Bu kitapta okuyacaklarınızı, O'nun hakkında yazılmış pek çok kitabı okuyup inceleyerek edindiğim birikimi, yüreğimdeki Atatürk sevgisiyle harmanlayarak yazdım. İstedim ki okurlarımı bu kitapta iyi asker ve kurucu devlet adamı Atatürk'ün değil; çocuk Mustafa'nın, delikanlı Mustafa Kemal'in, dost, aşık, evli, boşanmış ve en sonunda hasta ama her dem yalnız bir adamın iç dünyasına götüreyim. Hatalarım olduysa, O beni kocaman yüreğiyle umarım bağışlar" diyor. Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında öncü sanatçılar yetiştiren Şakir Paşa'nın torunu, seramik sanatçısı Füreya Koral'ın hayatı gibi biyografik romanlarıyla tanınan Kulin'in soyu da, Şakir Paşa Ailesi'nden gelir. Şakir Paşa ailesine anne tarafından bağlı olan Ayşe Kulin, bu köklü aile geçmişini ve göç hikâyelerini romanlarında ele alır.
Yayınevi: Everest Yayınları
Boğaziçi saraylarında eski İstanbul'un tüm görkemi yansır. Peki İstanbul'unun gözde semtlerinden Beşiktaş'ta vaktiyle hangi saraylar vardı? Dr. Aynur Emer Beşiktaş'ta Saraylar ve Konaklar kitabında Boğaz'da günümüze ulaşmamış pek çok saray, konak ve yalının izini sürüyor. Kadı sicilleri, arşiv belgeleri ve görsel malzemeler ışığında Beşiktaş'ın 16. ve 17. yüzyıllardaki mimari ve toplumsal dokusunu mercek altına alıyor. Kitapta Beşiktaş'ın sarayları, konakları ve yalıları dile geliyor. Dr. Emer, "Boğaziçi, eskiden sarayların kenarına dizildiği bir yerdi. Beşiktaş'a bağlı yerlerden Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy ve Bebek'te has bahçeler yer alıp içlerinde irili ufaklı köşkler bulunuyordu" diyor. Kitap, Beşiktaş'ın bir köy iken, imparatorluk seçkinlerinin tercih ettiği gözde bir yerleşim yerine dönüşümünü de anlatıyor. Erken dönemlerden itibaren kozmopolit bir muhit olan Beşiktaş; küçük bir Rum köyü iken fetih sonrası Müslümanlar gibi Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler de buraya yerleşiyor. Osmanlı Hanedanı, denizciler, şeyhülislamlar, saray görevlileri de buraya ilgi gösteriyor. Beşiktaş'ta kaptanı deryalardan Barbaros Hayreddin Paşa, Kılıç Ali Paşa, Hasan Paşa ve Cafer Paşa'ya ait saraylar geniş bir yer tutuyor.
Yayınevi: Timaş Yayınları
Açlık nasıl bir duygudur hele bir de sürgündeyseniz... Soluk Salıncağı, Nobel ödüllü Alman yazar Herta Müller'in kendi ailesinin ve özellikle şair Oskar Pastior'un yaşadıklarından yola çıkarak, Sovyet kamplarındaki sürgünlerin hayatta kalma mücadelesini ele alıyor. Romanda açlık psikolojisi her şeye hakimdir ve "açlık meleği" olarak tanımlanıyor. Roman, 1945'te 17 yaşındayken Sovyet çalışma kamplarına gönderilen Rumen-Alman genç Leo Auberg'in beş yıllık hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Roman, korkunun ve açlığın insanı nasıl dönüştürdüğünü, bir insanın sadece hayatta kalmak üzerine kurulu bir hayatı nasıl sürdürdüğünü anlatan diliyle bir başyapıt olarak kabul ediliyor . Yazar Herta Müller, Romanya'nın Banat bölgesinde, Almanca konuşulan küçük bir köyde doğar. Babası Hitler'in ordusunda görevli olduğu için bedelini aile de öder. Annesi savaş sonrası yıllarda Sovyet çalışma kamplarına gönderilir. Köyün belleğine kazınan o kamp yılları, seneler sonra Müller'in kitabına ilham olur. Romanda açlık, sadece fiziksel bir yoksunluk değil, bireyin ruhsal işleyişini ele geçiren mekanik bir "açlık meleği" olarak betimlenir.
Çeviren: Çağlar Tanyeri
Yayınevi: Siren Yayınları