Çocuğunun yalan söylediğini fark eden birçok ebeveynin kaygılandığını; sıklıkla kendisini, bazen de çocuğunu sert bir biçimde eleştirdiğini gözlemliyorum. Bu kaygı oldukça insani. Ancak çocukların yalanla ilişkisini anlayabilmek için önce şu noktayı bilmek gerekir: Yalan söyleme kapasitesi, ahlaki bir bozulmadan önce bilişsel ve duygusal bir gelişim göstergesidir.
Aletha Solter ve Winnicott, çocukların çoğu zaman gerçeği saklamak için değil; ilişkiyi, kendilerini ve duygusal bütünlüklerini korumak amacıyla yalan söyledikleri konusunda hemfikirdir.
Yalan söyleyebilmek için çocuğun aynı anda birden fazla beceriyi kullanabilmesi gerekir:
Bu beceriler prefrontal korteks gelişimiyle ilişkilidir ve bu alan çocukluk boyunca, hatta ergenliğin sonuna kadar olgunlaşmaya devam eder. Bu nedenle bazı yaşlarda yalan, beklenen ve gelişimsel bir davranış olarak kabul edilir.
Bu yaşta çocukların söylediklerinin büyük bir kısmı yetişkinler tarafından "yalan" olarak etiketlenir. Oysa çoğu zaman bu, gerçek anlamda bir yalan değildir. Örneği kreşte taze fasulye yiyen bir çocuk eve geldiğinde mantı yedim diyebilir. Çocuk, istediği bir durumu olmuş gibi anlatabilir, yaptığı bir şeyi inkâr edebilir ya da hayal ile gerçeği birbirine karıştırabilir. Winnicott'a göre küçük çocuk için iç gerçeklik, dış gerçeklikten daha baskındır. Çocuk, henüz "nesnel gerçekliği" yetişkinler gibi sabit bir yapı olarak algılamaz. Bu nedenle "Ben yapmadım" cümlesi çoğu zaman "Keşke yapmamış olsaydım" anlamına gelebilir. Aletha Solter da bu dönemde çocukların güçlü duygularını düzenleyemediklerini; bu nedenle gerçeği inkâr ederek kendilerini sakinleştirmeye çalıştıklarını belirtir. Yani 3–5 yaş arasındaki çocukların yalan söylemesi gelişimsel olarak normaldir. Bu dönemde ebeveynin yapması gereken, gerçeği zorla kabul ettirmek değil; çocuğun duygusunu taşıyabilmektir.
Bu yaş dönemindeki çocuklardan artık doğru ile yanlışı bilmeleri ve yalanlarının sonuçlarını kısmen de olsa öngörebilmeleri beklenir. Yalan, bu yaşlarda çoğunlukla ceza kaygısıyla ilişkilidir. Çocuk için temel soru şudur: "Doğruyu söylersem ilişki bozulur mu?"
Aletha Solter, çocukların yalan söyleme sıklığının özellikle utanç, korku ve hayal kırıklığı yaratma kaygısı yaşadıklarında arttığını söyler. Yani çocuk doğruyu söylemek ister; ancak duygusal bedeli taşıyamaz. Winnicott açısından bakıldığında ise çocuk, henüz tam anlamıyla "olduğu hâliyle kabul edildiğini" içselleştirmemiştir. Yalan, bu kabulü kaybetmemek için geliştirilen bir savunmadır. Bu yaşta yalan hâlâ gelişimsel sınırlar içinde değerlendirilebilir.
Çocuk, doğruyu söylediğinde ebeveyninin bunu taşıyabileceğinden emin olmak ister. Ebeveynin sorumluluğu, çocuğu utandırmaktan ve korkutmaktan kaçınarak güven ilişkisini inşa etmektir.
Bu yaş grubunda yalan daha bilinçli ve seçicidir. Ancak her yalan kandırma amacı taşımaz. Bu yaştaki çocuklar her şeyi paylaşmak istemeyebilir, kendi alanlarını koruma ihtiyacı duyabilir ve yetişkinlerden bağımsız bir iç dünya inşa etmeye başlayabilirler.
Winnicott'ın bu noktada çok önemli bir vurgusu vardır: Sağlıklı bir benlik, saklayabilen bir benliktir. Çocuğun kendine ait bir iç alan geliştirmesi ruhsal olgunluğun bir parçasıdır. Güncel yaklaşımlar da ebeveynleri bu konuda uyarır: Her bilgiyi talep etmek, çocuğu dürüstlüğe değil; daha karmaşık yalanlara iter. Bu yaşta görülen bazı "yalanlar", aslında bireyselleşme denemeleridir. Yani bu yaşlarda bir çocuğunuz varsa hayatında olan her seyden artık haberdar olamayacağınız gerçeğini kabul etmeniz gerekir. Ebeveynin bu dönemde kontrol ile güven arasındaki farkı ayırt edebilmesi önemlidir.
Aşağıdaki durumlarda yalan, gelişimsel sınırların ötesine geçebilir:
Bu durumlarda yalan, çocuğun kendini korumak için geliştirdiği daha derin bir savunma olabilir ve mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.
Son olarak şunu hatırlatmak isterim: Yalanın az olduğu evlerde kusursuz çocuklar değil; duyguların taşınabildiği ilişkiler vardır. Belki de mesele, çocuğun ne söylediğinden çok, doğruyu söylediğinde ne olacağını bilip bilmediğidir.