Tuna Kiremitçi yeni romanı ile karşımızda. Tuna Kiremitçi yazar, şair, solist, besteci ve söz yazarı kimlikleri ile kitlelerin beğenisini topladı. Son romanı “Git Kendini Sevdirmeden” raflarda yerini alınca Tuna Kiremitçi ile romanı üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Romanın kapağında “ Gerçek aşk ayrı dünyalar arasındadır.” diyorsunuz, biraz açar mısınız?
Bence ancak iki yürek arasında sosyal bir bağ, uygun bir ortam ya da çevrenin onayı yoksa gerçek aşktan bahsedilebilir. O zaman sadece aşk vardır çünkü, bu yüzden de imkânsızdır. Ödenecek bedeller vardır. Bu çelişki benim çok ilgimi çekiyor. Ancak gerçek aşk uğruna insan bu kadar belayı göze alabilir çünkü.
Romanın başında Engin Günçe’den bir dize seçmişsiniz, neden o dize?
Şair arkadaşım Sinem Sal bir sabah sosyal medyada bu dizeleri paylaşmıştı. Yıllardır Ergin Günçe okumadığım için çok hoşuma gitti. Hemen şiirin tamamını bulup okudum. O dizeler romanın ruh haline çok uyuyordu. Bu yüzden kitabın girişinde kullandım.
Romandaki diğer karakterlerden bahseder misiniz?
Devran Kürt bir taksici. Kendine göre çıkmazları, dertleri var ama ayakta kalmaya çalışıyor. Enis ise Sitare’nin oynadığı dizinin senaristi. Devran gibi onun da Sitare’ye ilgisi var. Bir de dizi setindeki insanlar var tabii; yönetmeni, oyuncusu, ışıkçısı, kameramanıyla. Hem birbirleriyle geçinmeye hem de tanımadıkları bir şehirde işlerini yapmaya çalışıyorlar.
Roman yazmanın en güzel ve en zor yanı nedir sizce?
Bir dünya yaratmak, karakterleri o dünyanın içinde ete kemiğe büründürmek her zaman çok zevkli. Ayrıca güzel bir roman sadece sizin izlemeniz için çekilmiş bir film. Bu da çok heyecan verici. Zor kısmıysa derin konuları yalın, anlaşılır bir dille anlatabilmek. Ancak böyle romanlar okurun kalbine dokunabiliyor.
Roman kahramanlarınızı yaratırken nasıl bir yol izlersiniz nelerden ilham alırsınız?
Tek ilham kaynağım insan. Hayatta tanıdığım, gözlemlediğim, ahbaplık ettiğim insanlar. Ben Beyoğlu’nda büyüdüm. Orada her çeşit insan tanıdım. İçlerinde vaktiyle yıldız olmuş ama sonradan unutulmuş kayıp ruhlar da vardı. Geçmişe takılıp kalmışlardı, geleceğe bakamıyorlardı. Şimdiyi unutmak için alkole ve uyuşturucuya sığınıyorlardı. Sitare biraz o hüzünlü insanların hafızamdaki izdüşümünden doğdu.
Vazgeçince bile vazgeçemeyenlere adamışsınız kitabınızı? Vazgeçmek mi zor vazgeçmemek mi?
Herhalde vazgeçmek daha zor, her şeye rağmen bir türlü vazgeçemediğmize göre.
Röportaj: Petek Kırboğa
Fotoğraf: Metin Erdoğan