TİKAD nedir?
1995 yılından bu yana erkek egemen sektörlerde iş kadını olarak varlık göstermemden yola çıkarak, edindiğim tecrübelerle kadınların da güçlü sivil toplumlarına ihtiyacı olduğunu hissetmiştim. Böylece 13 kişi ile yola çıktığımız sermaye sahibi güçlü iş kadınların oluşturduğu bir sivil toplum kuruluşu olan Türkiye İş Kadınları Derneği ortaya çıktı.
TİKAD nasıl çalışıyor? Özetle geçtiğinizde kadınların insiyatifinin yükselmesi, daha lider kadınlar yaratmak ve kadını güçlendirmek üzere bir sosyal sorumluluk projesi olarak mı çalışıyor?
Benim hayat felsefem hep kadınların iş hayatında, siyasi hayatta, sosyal hayatta varlık gösterirken erkeğe benzemeden, erkekleşmeden kendi kadınsı görüntüsüyle ve duyguları ile başarıya ilerlemesi. TİKAD’da hem kadınların güçlenmesini destekliyor. Siyasi, sosyal ve ekonomik alanda sermeye sahibi, bölgesinde söz sahibi kadınlar oluşturmanın yanı sıra o kadınlarda olan merhamet ve şefkat duygusunu da kaybetmeden sosyal sorumluluk anlamında da her yere ulaşmalarını amaçlıyor.
Sizin kadın bankacılığı diye bir tabiriniz var onu açıklar mısınız?
Eğitim de çok önemli değil mi?
Kadın ticaret hayatına ne katar diye sorarsak, bir röportajınızda “Dünya daha yaşanabilir bir hale gelir” demişsiniz. Neler söylersiniz?
Zihinsel değişimden bahsettiniz, zihinsel değişim nasıl gerçekleşir?
Zihinsel değişim aldığınız eğitimlerle yaşanır. Kadına bakış açısının, toplumda ve erkekler düzeyinde değişmesi ile yaşanır. Bunu kim yapabilir derseniz biz kadınlar yapabiliriz. Erkeklerin algısını ancak kadınların davranışları, yaptığı işlerdeki başarılarını görmek değiştirebilir. Biz kadınlar bazı başarıları hazır tepside bekliyoruz, pozitif ayrımcılık da gelsin, bir yere gittiğimizde bize öncelik verilsin istiyoruz. Bu ayrıcalıkları istediğimizde erkekten beklentiye giriyoruz. O zaman da erkek kadını korunması, kollanması gereken bir varlık ve kendine ait olarak algılıyor. İstediği zaman dövebiliyor, istediği zaman atabiliyor, isterse karnını doyuruyor. Bu hakları da onlara biz kadınlar veriyoruz.
Babanız size “İnci kıyıda bulunmaz onu almak için denizde dalmalısın.” dermiş, sizdeki bu özgüven ve gücün babanızın bu felsefesine dayandığını söyleyebilir miyiz?
Evet, buna inanıyorum. Babalarının sevgiyle büyüttüğü kızlar ayakları yere basan, özgüven sahibi kızlar oluyor, o nedenle kız çocuk babalarına “Kız çocuklarınızı, erkek çocuklarından ayırmayın.” diyorum. Benim üç erkek kardeşim var, ben hiçbir ayrımcılık görmeden o evde büyüdüm. O nedenle bu durumu kendi hayatıma yansıttığımı düşünüyorum. Babalar kızlarının hayatında çok önemli.
İş hayatında kadın erkek olmaktan çok kimlik olmak önemli diyebilir miyiz?
Evet, insan olarak bakmak önemli, zihinlerdeki değişim öyle olmalı. Bu kadın bu erkek diye ayırım yaparak değil, “Bu insan ve insanlar eşittir.” diye bakmak gerekir. İnsanlar kadın ve erkek olarak eşittirler, sadece aralarında farklılıklar vardır. Kadına annelik verilmiştir, kadın daha kırılgandır daha sevecendir. Erkek daha dışarıdadır, daha avlayandır, daha serttir. Bu iki varlığın dengesi dünyayı daha yaşanabilir kılabilecek. Biz kadınlar da bunu sağlamak zorundayız. Hayatım boyunca girdiğim her yerde kendimi kadın olarak değil insan olarak hissettim ve öyle yaklaştım. Erkeklerin de öyle yaklaştığını gördüm. 1995’ten beri iş hayatındayım hiçbir zaman da kadın mıyım erkek miyim gibi bir sorgulamaya girmedim bu biraz da sizin zihninizle alakalı.
Kadın erkek ayrımcılığı olmaması gerektiği düşüncesinin temeli üç erkek kardeşle büyümenize mi dayanıyor?
Tabi ki, kesinlikle, hepimizin hayatında çocukluk dönemi çok önemli. Bunu kendi hayatımda ve etrafımdakilerin hayatında gördüm. Anneler ve babaların bu görevi birlikte üstlenmeleri gerektiğine inanıyorum. Çocuğun büyütülme sorumluluğu sadece annede olmamalı. Anne baba, çocuk anlamaz psikolojisi ile yaklaşmamalı. Bunu kendi ailemde de gördüm. Yaşımız kaç olursa olsun her konuda fikrimiz alınırdı. Ben de aynı şeyi kendi çocuğuma uyguladım. 4 yaşındaydılar, biz masada toplantı. yapardık ondan sonra karar verirdik. Çocuk değer ve sevgi görerek büyüdükçe ileride daha başarılı olacağını düşünüyorum. Gözlemliyorum anne, baba çalışıyor, çocuklar sorunlu, rehber öğretmen çocuğun sorununu aileye bildirdiği takdirde, anne baba çözümü çocuğa sarılmak yerine başka bir psikoloğa teslim etmekte buluyor. Bunlarda kaynaklı yeni nesilde çok daha farklı sorunlarla karşılaşacağımız düşünüyorum.
En zor meslek annelik de başarılı olmak gerekiyor değil mi?
Bunu her zaman söylüyorum, annelik en zor meslek. İnsan yetiştiriyorsunuz daha büyük bir şey olabilir mi. Küçücük bir varlığı şekillendiriyorsunuz. Annelik bütün meslekleri de
içinde barındırıyor. Hem mimarsınız, hem eğitmen hem aşçı, hem diyetisyen oluyorsunuz.
Kadınların iş hayatındaki yükselişleri bir tehdit olarak algılanmıyor mu?
Kadınların yükselişleri evet, toplumda bir tehdit olarak görülüyor. Erkekler belli bir noktaya kadar kadınları getiriyorlar o noktadan sonrasına geçmeniz yasak çünkü o alan erkeklerin tekelinde. Cam tavan diyoruz bu duruma, kadın ya mücadele verip kırıp geçebiliyor ya da bana verilen sınır buraya kadarmış diyerek pes ediyor. O zaman içine kapanıyor ve özgüven eksikliği duyuyor. TİKAD gibi kuruluşların oluş amacı o özgüveni vermek ve o sınırları daha fazla açıp, kadınları o cam tavanların üzerine çıkarabilmek.
Bize çağdaş kadını tanımlar mısınız?
Bu çağdaş kadın tanımlamasını kadınların üzerinde bir baskı olarak da görüyorum. Kadını özgür bırakmak lazım. Kadın hem evde iyi bir eş hem iyi bir anne olacak, bütün bu sorumlulukları kimseyle paylaşmayacak hem de bütün bu sorumlulukları hafifletmeden erkeklerle aynı mücadeleye girip iş hayatında da çağdaş kadın profili çizerek başarılı olacak. 21. yy. da hala ev işleri, çocuk bakımı biz kadınların üzerinde. Bu baskıdan dolayı kadınları çok da mutlu görmüyorum, bu kadar ağırlığın altında ezildiklerini düşünüyorum. Kadın çalışmasın asla diyemem, kadın üretken olmalı. Evde de çalışıyorsa orada üretken olabilir. Kadını motive eden, ayakta tutan da o oluyor. Kadın üretmeli, başarmalı, insana dokunmalı. Bunları yaparken kadının üzerindeki diğer sorumluluklar azaltılmalı. Kanunlarla bunu yapmaya çalışıyoruz, kreşler açılmalı, süt izni arttırılmalı diyoruz ama inanın bunlar kanunlarla olacak şeyler değil söylediğim gibi zihinsel değişimle olacak şeyler. Hem anne olmak hem de kariyer yapmak istiyoruz ama hem de çocuk bakımını baba ile paylaşmak istiyoruz. Bunu kayınvalidenize ya da büyüklerinize söylediğinizde ilk tepkiyi onlardan görüyorsunuz. Zihinsel değişim dediğim bu. Erkeklerle bunları paylaştığımızda hayat daha kolay olacak.
Sizin nasıl bir hayat yolunuz var?
Ben verilen rolleri oynamayarak hikayemi kendim yazmak istedim. Özgürlüğüme düşkün biriyim, özgürlükten ne kast ettiğimin altını da çizmek isterim, başıma buyruk değilim, gelenek göreneklerime de son derece bağlı biriyim ama kararlarımı kendim almak isterim. Çalışmayı, üretmeyi seviyorum aksi takdirde yaşam enerjim olmaz. İş hayatıma finans sektöründe başladım, sabah mesaiye gidiyoruz akşam çıkış saatimiz belli değil, o süreçte anne olunca ben hiç düşünmeden kariyerimi sonlandırdım. İlk kızma 3,5 yaşına kadar ben baktım. Bakıcılarımız her zaman vardı ama her şeyleri ile ilgilendim. Hiçbir zaman işe yaramayan ev kadını psikolojisi yaratmadı bu durum bende. Kızım 3,5 yaşına gelince diğer kızım için bir yıl daha çalışmadım sonra iş hayatına 4,5 sene aradan sonra girişimci olarak döndüm. Aile şirketimiz vardı, aile şirketinde çalışmak da kolay değildir siz 30 yaşına da gelseniz, o anne ve babanın çocuğusunuzdur.