Cemiyet hayatının tanınmış isimlerinden Toprak Sanat Galeri’nin sahibi Ayfer Toprak Karavan ve eşi Cengiz Karavan, sanatı tatilcilerin ayağına götürmeye devam ediyor. Bundan 10 yıl önce yazlık bölgelere sergi götürme fikrini ortaya attıklarında kimsenin aklı buna yatmamış. Ayfer Toprak Karavan, yarattıkları üslup ve kararlı bakış açısıyla, sanat camiası içinde yıllardır var olan, başarılı bir örnek oluşturduklarını dile getiriyor. 1992’de Toprak Sanat Galerisi’nin ilk açılışını ve babası Halis Toprak’ın itirazlarına rağmen galeri sahibi olma yolunda gösterdiği kararlı adımlarını anlattı. Galericilikte başarının sırlarını soruyoruz Ayfer Toprak Karavan’a...
Kendinizden bahseder misiniz? Sanata merakınız okul yıllarında mı başladı? Toprak Sanat Galerisi’nin kuruluş öyküsü nasıl oldu? Bu işin güçlükleri neler?
Çok küçük yaşlarda evlendim. Bir süre Londra’da yaşadım. Oğlumu Londra’da doğurdum. O devrede sanat galerilerini geziyordum, galerilerin sıkı bir takipçisiydim. Oğlum 3 yaşına gelince çalışmak istedim. Babam şirketlerde çalışmamı istedi. Böylece çalışmaya başladım ama mutlu değildim. Farklı bir şey yapmalıydım. O zaman galeri açma fikrimi babama söyledim. Babamda “Ne gerek var şimdi, kim gelip resim alır” demiş, “Sen aile şirketlerimizde çalışmaya devam et” diye tavsiyede bulunmuştu. 1992 yılında rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı ziyarete gitmiştik. O zaman Semra Özal Hanım, bana “Neler yapıyorsun?” diye sormuştu. Ben de seramik mağazamızda çalıştığımı anlatmış, ancak çok mutlu olmadığımı ve şirketimiz için bir sanat galerisi istediğimi Semra Hanım’a anlatmıştım. Semra Hanım da babamla konuşup, “Halis Bey kızın doğru söylüyor, sanat-kültür insanları birleştirir, kızına destek ol” demişti. Bu olayın ardından babam Semra Hanım’ın sözünü dinledi ve beni destekledi.
Sonra neler oldu?
Daha sonra galerimin açılışını yapması için Semra Hanım’ı aradım. O da “Galeriyi benim açmam doğru olmaz, Kültür Bakanı’mızın açması daha iyi olur” diyerek bana tavsiyede bulunmuştu. Ben de Kültür Bakanlığı’nı aradım, yazı yazdım, günlerce uğraştım. Babam da benimle dalga geçmiş, “Koskoca kültür bakanı gelip, senin iki katlı galerinin açılışını mı yapacak?” demişti. Sonra Kültür Bakanlığı’ndan bize gün verildi. Çok heyecanlanmıştım. İtalya’da seramik fuarındaydım. Ardından 13 bayan sanatçıyla Dünya Kadınlar Günü haftasında sergimizi açmak için hazırlandık. Kültür Bakanı’mız açılışımı yapacaktı ve 26 yaşındaydım. Çok gençtim. Babam, “Kızım bak davetiye hazırlattın son anda bakanın işi çıkar, gelemeyebilir, üzülme” demişti. Gün geldi ve bakanımız açılışımızı yaptı. Açılışa 500 kişi geldi. Galerimiz Aksaray Pertevniyal Lisesi’nin karsısındaydı ve açılış vakti trafik kilitlenmişti. O zaman TRT, Star TV ve Kanal 6 vardı. Üç televizyonun ana haber bülteninde ve tüm gazetelerde haber oldu Toprak Ailesi, sanata destek oluyor diye... Babam da ben “16 fabrika yaptım, bu kadar haber olmadım” demişti... Ben de çok mutlu oldum. İkinci sergim bir ay sonra heykel sergisiydi. Yağmurlu bir gündü, hiç unutmam babamda açılışa gelmişti. “Bak kızım yağmurlu gün, bakan da yok bugünkü açılış sönük geçer” demişti. O gün açılışımıza 100 kişi geldi. O günden sonra babam beni hep destekledi ve bana inandı.
Yıllardır hizmet veren bir sanat galerisi sahibi olarak sizce galericilikte başarının sırları neler?
Bizim başarımızda yanımızdaki dost ve arkadaşlarımızın, sevenlerimizin olduğu kadar, basının da çok yeri var. Bizi çok desteklediler. Ayırım yapmak zor olur.
Siz de ALEM Dergisi olarak her dönem bize hep destek oldunuz. Tüm basındaki arkadaşlara, ayrım yapmadan buradan sonsuz teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımız, dostlarımız sevenlerimiz bugüne kadar, sergi açılışlarımızda bizi hiç yalnız bırakmadılar. Onlara da çok teşekkür ediyoruz iyi ki varlar. Onlar olmasa biz de bu kadar ses getiren, bugün artık marka olan bir galeri olamazdık. Aslında her şey bir saç ayağı. Onlar, biz, basın kuruluşları, sanatseverler hep birlikte bir bütünüz. Başarılı olmamızın sebeplerinden biri de her yerde olmamız. Bizim bir sloganımız var: “İnsanın olduğu her yerdeyiz”. Her yerde, herkesin karşısına çıkabiliyoruz. Oteller, alışveriş merkezleri, restoranlar, holdingler, spor salonları, fuarlar, marinalar, plajlar, eğlence yerleri, okullar kısaca biz her yerdeyiz! Bekleyin bir gün sizin oralara da geleceğiz...
Genelde Türk resminde klasik çizgideki ressamları tercih ediyorsunuz? Bu tercihinizi biraz daha ayrıntılı anlatabilir misiniz?
Ben ve eşim Cengiz, anlaşılabilen resimlerden hoşlanıyoruz ve keyif alıyoruz. “İlk önce biz heyecanlanmalıyız, sevmeliyiz ki resimleri sergileyelim” diyoruz... Ressam ve sanatçı dostlarım zaman zaman bize sitem ediyorlar: “Neden resimleri herkesin bulunduğu mekanlarda sergiliyoruz” diye... Bizce sanat ulaşılabilir olmalı. 24 sene oldu hala her sergi açılışlarımızda çok heyecanlanırım... İşin en güzel tarafı da zaten bu. Yıllardır aynı heyecanla devam ediyoruz.
Siz koleksiyonunuzda hangi tür eserlere yer veriyorsunuz? Hangi ressamlar size hitap ediyor?
Ben senelerce galerilerden, müzayedelerden eserler aldım. Evimde çok güzel eserler var. Resmi seviyorum çünkü evimde onlarla yaşıyorum. Ressam tercihim yok; yeter ki resmi beğeneyim, onun içine girebileyim. Maddi imkânlarım ölçüsünde tabloları hala alıyorum. Tablo almak en güzel yatırımlardan biri. Hem kültürü biriktiriyorsunuz hem de maddi anlamda paranız sürekli değer kazanıyor. Kayıp yok hep kazanç var yani...
Hayat felsefenizi kısaca özetlerseniz neler söylemek istersiniz?
Hayatı dilediğim gibi sade yaşamak istiyorum. Artık insanlar için değil kendim için yaşamak istiyorum. İnsanlar beni yoruyor ve maalesef dürüst değiller, yapmacıklar. Menfaat ilişkileriyle doldu her yanımız. İçten, samimi ve verici değiller. Bol dedikodulu, yalan bir dünyada yaşıyoruz. Hep güçlünün yanındalar. Kolay kolay kimseye güvenemiyorsunuz. Halbuki ne olur dürüst, sevgi dolu, içten, yardımsever olsak! Hayat o kadar kısa ki... Üç günlük dünyada neyi paylaşamıyoruz ki... Artık eşim Cengiz ile karar aldık bu yıldan itibaren 8 ay Bodrum, 4 ay İstanbul’da yaşamak istiyoruz.
Boş vakitlerinizi nasıl değerlendirirsiniz, seyahati sever misiniz? En çok etkilendiğiniz yerler, kültürler hangileri?
Boş vakitlerimde spor yapmayı, yazın saatlerce yüzmeyi, kışın kayak ve tenis oynamayı ve yemek yapmayı severim. Kendi yemeklerimi kendim yaparım ve çok keyif alırım. Sevdiğim dostlarım, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi, evde okey oynamayı, ev sohbetlerini, eşim Cengiz’le yurt dışına seyahatlere gitmeyi, onunla tavla oynamayı, birlikte sinemaya-tiyatroya hatta Fenerbahçe’nin maçlarına gitmeyi, oğlum Efe’yle senede bir hafta baş başa tatil yapmayı çok severim.
Özellikle Londra çok sevdiğim, senede 3 ay yaşamak istediğim bir şehir. Diğer yandan ülkemizin hemen hemen her bölgesini, seramik mağazalarımızdan ötürü gezdim. Karadeniz’den çok etkilendim. Bizim misafirperverliğimiz dünyada hiç bir yerde yok.
Röportaj: Zülal ÜNALDI
Fotoğraflar: Metin ERDOĞAN