Antika kültürünün içinde doğuyor Mehmet Keskiner... Türkiye’de önde gelen pek çok özel koleksiyonun, iki özel müzenin kurulmasında ve eserlerinin temininde büyük katkısı olan babası Ahmet Keskiner’in yanında yetişiyor. Türkiye’nin hatırı sayılır antika evlerinden biri olan Keskiner Antika’nın sahibi Ahmet Keskiner’in oğlu Mehmet Bey’in, mesleğe attığı ilk adım da yine bu antika evinde oluyor. Şüphesiz Mehmet Bey’in babasının yanında yetişmesi bu sahada görgü ve bilgi kazanmasında önemli rol oynuyor ancak asıl uzmanlık alanını Londra Üniversitesi SOAS’da kazanıyor. SOAS’in İslam Sanatı Tarihi Bölümü’nü bu alanın dünyadaki en yetkin profesörlerine sahip eğitim kurumu olarak gören Mehmet Keskiner, eğitimini SOAS’da tamamlıyor. Türk-Osmanlı sanat eserlerini yakından takip edebilmek ve bu eserleri ana yurtlarına geri kazandırabilmek için yurt dışında bir ayaklarının olması gereğinden Londra’da Kent Antiques’i kurduklarını anlatan Mehmet Keskiner ve eşi Melis Aran Keskiner ile bir araya geliyoruz. Çiftle birlikte, Türk-İslam tarihinin en nadide eserlerini keyifli ve bir o kadar detaylı bir sohbet ile sayfalarımıza taşıyoruz.
Melis Hanım, bu sürece siz nasıl dahil oldunuz? Siz Kent Antiques için neler yapıyorsunuz?
Melis Hanım siz sanat anlayışınız noktasında neler söylemek istersiniz?
M.A.K.: Benim eskiden beri Art Deco eserlere karşı bir sevgim ve ilgim olmuştur. Evliliğimden sonra, hem resim sergilerinde hem de müzayede teşhirlerinde görmek fırsatı bulduğum Hollanda ekolu “old master” tablolar beni derinden etkilemiştir. Bruegel’in eserlerini ve yine Hollandalı ustaların elinden çıkmış natürmortları çok beğeniyorum.
Aynı zamanda müze ve koleksiyonlara danışmanlık hizmeti veriyorsunuz. Bu deneyiminizden bahsedebilir miyiz?
M.K.: İşimizin tabiatı gereği, özel ve kurumsal müşterilerimize verdiğimiz hizmetler hakkında bilgi verirken son derece sağduyulu ve tedbirli olmak zorundayız. Bu sebepten doğrudan kişi ve kurum ismi vermem mümkün değil. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye’de kurulmuş ve kurulmakta olan hemen hemen tüm özel müzelere eser kazandırmışımdır. Bundan başka Türkiye’nin önde gelen özel koleksiyonerleri ile yakından tanışırım ve kendilerine danışmanlık yaparım. Yurt dışındaki öncelikli müşterilerimiz başta Amerika olmak üzere, İngiltere’de, Danimarka’da ve Arap ülkelerinde bulunan özel koleksiyonlar ve müzelerdir.
Potansiyel koleksiyonerlere bir tavsiyede bulunmak isteseniz neler söylemek istersiniz?
M.K.: Koleksiyonerlik her şeyden önce bir altyapı ve birikim meselesidir. Kişinin maddi imkânlarının yanı sıra belli estetik arayışlara girmiş olması ve bu arayış neticesinde başta evini ve yaşadığı çevreyi nasıl zenginleştirmek istediğine karar vermiş olması gerekir. Bundan sonrası kişinin bu yolda sarf etmeye karar verdiği bütçeye ve şahsi tercihlerine bağlıdır. Önemli olan bu işin bilinçli bir şekilde yapılması, işin ehli danışmanlardan görüş alarak alınan eserlerin orijinalliğinden emin olunmasıdır. Bunun ötesinde koleksiyonu yapılan eserler sanatın hangi alanında ise koleksiyonerin bu alanda sahip olduğu bilginin artması koleksiyonuna bakışını ve bu işten aldığı zevki bambaşka bir noktaya taşır. Bunun için çok eser görmek, müze ve sergi gezmek, mümkün olduğu kadar çok okumak başta gelen yöntemlerdir. Bir koleksiyon sadece zamanla bir araya getirilmiş eserler bütünü değildir. Koleksiyon sahibinin sosyal statüsünü olduğu kadar sanat tercihini, entelektüel birikimini ve şahsi zevkini yansıtır.
Peki, uluslararası sanat piyasasında Türk-İslam sanatının yeri nedir?
M.K.: Türk-İslam sanatına ait eserlerin uluslararası sanat piyasasındaki yeri ve gördüğü ilgi çoğumuzun tahmin edeceğinden çok daha fazladır. Çoğu koleksiyonerin bu sanatların özellikle belli dallarına, mesela Osmanlı sanatında İznik seramiklerine, odaklandığı bir gerçektir. Bunun en bariz delili, bugün İznik seramiklerinin en önemlilerinden bazılarının yurt dışındaki özel koleksiyonlarda ve müzelerde bulunmasıdır. Bununla birlikte “connaisseur” dediğimiz, belli bir alanda adeta uzmanlaşan, ciddi bir bilgi birikimine sahip koleksiyonerler de var. Bunlardan Türkiye’de de var, yurt dışında da var. Ancak şu bir gerçek ki bazı yabancı koleksiyonerlerin bazı eserlere duydukları ilgi gerçekten şaşırtıcı olabiliyor. Buna örnek olarak ufak bir anekdot verebilirim. Christie’s’de yıllar önce gerçeklesen bir İslam eserleri satısının teşhir haftasında Fatımi dönemi kaya kristali bir sürahiyi görmek için Almanya’dan kalkıp gelen bir hanımefendi ile tanışmıştım. Bu hikayeye dünyanın önde gelen İslam eserleri koleksiyonlarının çoğunun İslam ülkelerinde değil, Avrupa ve Amerika’da olması gerçeğini de ilave edebilirim.
Kent Antiques’in 2015-2016 kataloğunda neler var? Öne çıkan parçalar ve hikayeleri neler?
M.K.: Resimlerini sizlerle paylaştığımız eserlerin her biri, kendi kategorisinin sanat değeri, kondisyonu ve provenansı itibariyle en seçkin ve nadide örneklerindendir. Bu seçki içinde benzerleri literatüre mal olmuş parçalar var. Mesela 16. yüzyıl Osmanlı Çintemanili Çatma çok önemli bir koleksiyonere ait birebir benzeri bir parça. Bu parça Sadberk Hanım Müzesi’nin yayınladığı Osmanlı İpekli Dokumaları – Çatma ve Kemha kitabında yayınlanmıştır. Kent Antiques kataloğunda yer alan bu çatma İngiltere’de çok önemli bir şatonun kumaş koleksiyonundan çıkmıştır.
Kasım’da katılmaya hazırlandığınız Asian Art in London’dan bahsedebilir misiniz?
M.K.: Asian Art in London, her yıl Londra’da düzenlenen ve Asya sanatlarının önemli eserlerinin bir araya getirilerek satışa sunulduğu bir sergiler organizasyonudur. Kent Antiques bu uluslararası organizasyonun bir parçası olacak ve katalogda yer alan eserlerden önemli bir seçki de bu kapsamda Londra St James’sdeki Grovenor Gallery’de sergilenecek. Kent Antiques, Asian Art Week’de Türkiye’yi temsil etmiş ve klasik Türk-İslam sanatlarını uluslararası sanat çevrelerine tanıtmak ayrıcalığına sahip olmuş olacak.
Röportaj: Beyza Özel
Stil Danışmanı: Burak Sanuk
Fotoğraflar: Ertan Demirbilek
Mekan: Çırağan Palace