Hollanda’da aldığınız Edison Müzik Ödülü’yle ilgili tebrik edelim ilk önce sizi.
Çok farklı bir tarzınız var. Siz nasıl tanımlarsınız?
Kombinasyon yapmayı çok seviyorum ben. Türk Sanat Müziği, klasik müzik, caz, blues, pop, reggae’yi karıştırmayı çok seviyorum. Çünkü bence dünya sınırsız olmalı. Dolayısıyla müzik de öyle olmalı. John Lennon’ın da dediği gibi: “Sınırların, dinin olmadığı bir dünya hayal et…” Kore’li birisi İtalyan müziğini sevebiliyor, ya da Hintli birisi Amerikan müziğini seviyor. Bunun bir sınırı yok ki. Ben de müzikle bunu yapıyorum.
“Ben böyle müzik yapacağım” fikri nasıl ortaya çıktı?
Bir şarkı dinliyorum ve “Ben olsam bunu nasıl yapardım” diyorum. Bazı klasik müzikleri ele alalım. Enstrümanlar hep aynı sırada devreye giriyor örneğin. “Bu neden şöyle olmasın ki” diye düşünürken, “Bunu ben neden yapmıyorum ki” dedim. 13-14 yaşında bunu kendim yapmaya başladım. Örneğin şimdi dört kızdan oluşan bir grupla turneye gideceğiz. Bütün notaları ben yazıyorum.
Başka neler oluyor hayatınızda?
Kore Havayolları’nın uçakta çalan müziğinin prodüksiyonunu aldım. Çok güzel oldu. Uçaktaki güvenlik önlemlerini anlatan video üzerinde benim bestelediğim müzik dönecek.
Hollanda’da bir belgesele konu olmuşsunuz. Ondan bahsedebilir misiniz?
Sırf Hollanda değil aslında, dünya çapında bir belgesle oldu o. babamın restoranında piyano çalıyordum. Rejisör Mercedes Stalenhoef mekana geldiğinde garson olarak çalışıyordum. Bana çalan müziğin hangi CD’den olduğunu sorduğumda, şarkıyı söyleyenin ben olduğumu söyledim. Inanamadı. Ona üç kez anlatmam gerekti. Hikayemi çok değişik buldu. O zaman 17 yaşındaydım. 10 gün benimle olup, belgeselimi yapmak istediğini söyledi. 10 gün, beş yıl oldu. Köyümüze geldi, benimle Amerika’ya, gittiğim digger ülkelere geldi. Ortaya çok güzel bir belgesel çıktı. Amsterdam Belgesel Film Festivali’nde (ITFA) galası yapıldı. Dünyanın birçok ülkesinde sinemalarda gösterime girdi.
Siz neler hissettiniz?
Çok heyecanlıydı. Konserde olsam, her şey benim kontrolüm altında oluyor. Performanslarda izleyiciyle iç içesiniz, herkesi güldürebiliyorsunuz, sahnede serbestsiniz.ma o akşam kontrol benim elimde değildi. O yüzden çok heyecanlandım.
Performanslarınızda izleyiciyle iç içesiniz ve herkesi çok güldürüyorsunuz. Bunun için önceden hazırlık yapıyor musunuz?
Ne anlatabilirim diye düşünüyorum. Bazı hikayeleri anlatıp şarkıya bağlıyorum. Izleyenlerin sadece konsere gelmesini değil, evime misafirliğe geldiklerini hissetmelerini istiyorum. Onlara arkadaşımmış gibi davranmak istiyorum. Bir kere prova yapıyorum. Türkçem iyi olmadığı için, babama anlatıyorum sahnede söyleyeceklerimi. Babam da düzeltmeleri yapıyor. Gerçi sahnede yanlış gittiğinde de komik oluyor bir yandan.
Restoranda çalarken işlerin de artmasını sağlamışsınızdır herhalde?
Normal değildi! Hollanda’da bir talk show programına çıktım. Orada sunucu restoranın adresini verdi. Restoran kapısında sıra olmaya başladı.
New York’ta Carnegie Hall’da da sahne aldınız.
Evet, üç kez. Album lansmanı da yaptım orada, New York Pops Orkestrası’yla da sahne aldım. Daha gençken çok sık giderdim Amerika’ya.
Ne yapıyordunuz orada?
Çalıyordum, çalışıyordum. 23 yaşındayken Connecticut Hartford Üniversitesi’nde master class dersi verdim. Müzikte nasıl kariyer yapılır üzerine derslerdi. Müzik yapmak, sadece iyi müzik yapmaktan değil, bu işin ekonomisini de bilmekten geçiyor.
Anneniz her yere sizinle geliyor. Bir anlamda menajeriniz diyebilir yani, öyle mi?
Babam da öyle aslında. Annem beş dil konuşuyor. O benimle dünyayı geziyor. Babamsa işlerin Türkiye ayağına bakıyor diyebilirim.
Bunun faydalarını görüyorsunuzdur mutlaka.
Sırf erkekle çalışıyorum diyelim. İki saat boşluğum olduğunda onlar kendi aralarında takılırken, ben annemle alışverişe gidebiliyorum. Sao Paolo’da bir konserimiz vardı. Bagajlarım gelmedi. Annemle bedenimiz aynı, ayak numaramız aynı, onda makyaj malzemeleri vardı. Elbisem yırtıldı, hemen dikti. Bateristin eli kesildi, annem pansuman yaptı. Böyle güzel örmekler var.
Size Türkiye’de daha sık görmek istiyoruz. Var mı öyle bir plan?
9 Kasım’da Babylon’da sahne alacağım. Klasik kemanlarla bir projeye başlıyorum. Dört müzisyen olarak turneye çıkacağız. 2017’de bu turnenin bir ayağında belki İstanbul’a da yolum düşebilir. Ama ondan önce bu sonbaharda Eskişehir, Bursa, Antalya, Hatay, Ankara ve İstanbul’da ve belki başka şehirlerde de konserlerim olacak.