Pınar Demirdağ ve Viola Renate güncel görsel kültürü ‘tarayarak’ aşırı detaylı yüzeyler yaratan ve bundan beslenip coşkulu yüzey ‘baskıları’ üreten bağımsız bir dijital tasarım ikilisi. Amsterdam’daki Sandberg Enstitüsü’nde tanışan ikili, 2009’dan beri birlikte çalışıyor ve dijital tasarımın ne yönde ilerlemesi gerektiğine dair ortak bir vizyon paylaşıyor. Pınar&Viola aynı zamanda deneylerden oluşan, dijital tasarıma yönelik yeni bir çalışma tarzının öncülüğünü yapıyor. Yarı Hollandalı, yarı Türk ikilinin teknolojinin hayatımızın her alanına sirayet etmesinden durmaksızın beslenen multimedya işleri ise uzun zamandır tasarım ve moda dünyasının radarındaydı. En son Ikea’ya tasarladıkları koleksiyonla dikkatleri çeken ikili, İsveç’te Ikea’nın düzenlediği “Demokratik Tasarım Günleri”nin yıldızlarından oldu. İşte Pınar&Viola’nın bol pikselli ve sürükleyici dünyası.
"Digital Couture" ve "Image Couture" gibi pek alışkın olmadığımız iki kavram üzerine çalışıyorsunuz. Sizi zamanın “dijital modacıları” olarak tanımlayabilir miyiz?
P.D.: Healing Prints koleksiyonumuzu bir ay önce Paris’te tanıttık. Onun dışında, su sıralar virtual reality, hologramlar, kısacası görsel son teknolojilerle flörtleşiyoruz. Birkaç hafta önce dünyada ilk defa sanal bir moda koleksiyonunu gerçek bir modelin üzerinde gösteren hayal gücü ile dopdolu bir defile düzenledik. Su günlerde de bir video oyunu üzerinde çalışıyoruz.
Başka hangi ünlü markalarla ve isimlerle çalıştınız? Bu projeler arasında en keyif alarak hayata geçirdiğiniz proje hangisi oldu?
P.D.: Dünyaca ünlü olarak globalinde Ikea, MTV, Adidas, Koché, Nike ve Bloomberg ile çalıştık. Onun dışında New Museum, Stedelijk Museum gibi birçok sergi alanı ve müzede işlerimiz gösterildi. Türkiye’den de Seranit ile çok uzun süreli bir iş beraberliğimiz ve dostluğumuz var ve hala devam ediyor.
Yakın zamanda güzel bir haber aldık, Global Ikea’ya bir koleksiyon hazırladınız. Bu iş birliğinden ve koleksiyondan bahsedebilir misiniz?
P.D.: Bir sene önce bir mail geldi, “Merhaba biz Ikea’yız, sizi uzun zamandır takip ediyoruz, kendi imzanızla bizim bünyemizde bir koleksiyon çıkarmanızı istiyoruz. Ürünlerimiz üzerinde kullandığımız görseller için sizin fantezi dünyanızı istiyoruz, insanları gülümseten, düşündüren ve hayal kurduran dünyalar, desenler üretmek ister misiniz?” diye. Önce inanmadık, bir süre cevap vermedik, çünkü birisi şaka yapıyor zannettik, ama sonra atan kişinin e-mail’in @ikea.com ile bittiğini fark ettiğimizde işin ciddiyetini anladık. Tasarımlarla uzaylılardan, mitolojik canlılara, hayvanlardan kült objelere pek çok şeyi kucaklamaya çalıştık. Koleksiyonda baskın olan “gözlerin” çıkış noktası ise tabii ki nazar boncuğu. Nazar boncuğuna o kadar anlam yüklüyoruz, ondan o kadar çok şey bekliyoruz ki… Bu sefer biz ona bir şey katmak istedik, onu doğaya sokmak istedik.
V.R.: 40’dan fazla ürünün üzerine gidecek olan bu koleksiyonun ana teması “yabancıyı kabul etmek.” Aynı zamanda koleksiyonda eşitlik ve dengeden de bahsediyoruz. Bunları tabii görsel olarak, evinizi dekore etmek isteyeceğiniz desenler haline getirmek işin zor kısmıydı. O yüzden bu evrensel ideolojimizi, Ikea’nın kültürel demokrasisi ile birleştirmek için tasarımlarımızda hayvanları, doğa ve uzayı konu aldık.
Gelecekte hangi ikonik tasarımcıyla ya da modacıyla beraber çalışmak istersiniz?
V.R.: İkimizin de çocukluk hayali Chanel ile çalışmaktı, hatta bir Türkiye seyahatimizde Yerebatan Sarnıcı’nda suya para atarak bu dileği birlikte dilediğimizi bile hatırlıyorum. Saygı duyulan, kökleşmiş bir moda evi ile çalışabilmek, kendimizi dünyaya kanıtlamak için çok önemli geliyordu o zaman. Fakat değer yargılarımız değiştikçe, hayallerimiz de değişiyor tabii. Bu dileğin üzerinden 5 sene geçti, şu an Yerebatan’da olsak sanırım bambaşka bir şey dilerdik diye düşünüyorum.
P.D.: Bir moda markası ile iş birliği yerine sosyo-kültürel, doğasal, evrensel bir iyilik yapan, yeni köprüler kuran, insanları aydınlatan bir kurum, dernek, marka, start-up, için çalışmayı çok isteriz. Mesela alternatif deri üzerine çalışan bir laboratuar, vegan alternatifler, eco villalar veya Elon Musk’un dünyayı değiştirecek projelerinden biri Tesla, SpaceX gibi.
Bir markanın kreatif direktörü olmaya karar verseniz, bu hangisi olurdu?
P.D.: Eğitim Bakanlığı. Bizim elimizi dokundurduğumuzu güncel yapan, insanları cezbettiren bir yeteneğimiz var. Bu yeteneğimizi eğitimi ve öğretmeyi çekici yapmak için kullanmayı çok isteriz.
Modanın geleceğine dair nasıl bir öngörünüz bulunuyor?
P.D.: Büyük moda evlerinde eskiden iki kere çıkarılan (ilkbahar/yaz & sonbahar/kış) koleksiyonlar artık kapsül, resort, pre koleksiyonlar olarak acımaz bir rakama çıktı. Dev grupların desteklediği moda evlerinden ve çalışanlarından her ay kendini yenilemeleri bekleniyor. Bu tarlanızdan her ay hasat almayı beklemek gibi. Dünyada bu yüksek hızda çalışabilen ve sağlığını koruyabilen tasarımcı gerçekten bir elin parmakları kadar.
V.R.: Durum her ne kadar acıklı bir hale doğru gitse de biz inanıyoruz ki, bu sisteme alternatif olarak kalite ve inovasyonu kendisine kural olarak koyan, doğa ve kaynaklarına saygılı yenilikçi bir platform kurulacak. Bunu şu an 3D print kıyafetler, hologram defileler, moda koleksiyonları ile görmeye başlıyoruz.