Bundan 90 yıl önce bir çikolata ustasının, bir düşü vardır; kaliteli, prestijli, tutkulu ve benzersiz lezzete sahip bir çikolata yapmaktır hayali... İşte ünü dünyanın dört bir köşesine yayılan Godiva markasının hikayesi böyle başlar ve marka zamanla çikolatanın efsanesini yazar ve kurulduğu günden itibaren dünyanın en prestijli çikolatası olur.
Aynı zamanda bir grafiti sanatçısısınız ve sokaklarda sanatınızı icra ediyorsunuz... Bu anlamda sokaklarda çalışırken neler hissediyorsunuz, sokakta olmanın daha fazla özgürlük sağladığını söyleyebilir miyiz?
Ben özgür olmak zorundayım. Ama bunun sokakta ya da başka bir yerde çalışıyor olmakla bir ilgisi yok. Zaten çalıştığım proje üzerinde eğer herhangi bir şey hissetmiyorsam o projeye dahil olmam. Tabii o proje için herhangi bir şey yaratamam da... Godiva ile çalıştığımız proje dahilinde tamamen özgür bırakıldım ve ekipçe mutlu bir şekilde çalıştık. Bunun dışında sokakta grafiti yapmanın ve bir kutu üzerinde çalışmanın iki farklı iş olduğunu düşünmüyorum. Benim için grafik tasarımı yapmak da sokakta duyduğum özgürlüğü veriyor. Yaptığım şey farklı sadece; sokaktayken sokak sanatı yapıyorum, bir marka için çalıştığımda grafik tasarımı yapıyorum. İkisinin de uygulama yöntemleri ve kullanılan malzemeleri farklı. Özetle fazlasıyla rahat ve özgür bir ortamda çalıştık...
Sanat tarzınızı anlatabilir misiniz?
Genel olarak figüratif bir soyutlama yapmayı seviyorum. İşlerimin çoğunda canlı renkleri ve floral desenleri görebilirsiniz. Diğer yandan tarzım biraz yapmak istediğim şeye bağlı. Bunun dışında organik, canlı, renkli ve neşeli dokunuşları her bir çalışmamda bulabilirsiniz.
Hayalinizde çalışmak istediğiniz, duvarlarını boyamak istediğiniz ya da bir tuval olarak kullanmak istediğini başka bir şehir var mı?
Tabii ki var. Ama öncelikle şehirlerde daha fazla çağdaş sanata yer açmak gerekiyor. Bunda sonra Japonya ve A.B.D gibi büyük ve farklı izleyici kitlelerinin olduğu ülkelerde çalışabilirim.
İsminiz Oli-B neyin kısaltması?
Oli, ismim Oliviyer’den geliyor. “B” ise soy ismim “Binamé”nin kısaltması. Oldukça hatırlanabilir bir isim... Ben ilk sokak grafitileri yapmaya başladığımda, birlikte çalışmak için insanlar bana ulaşmaya çalışıyordu. İsmimi imzam olarak kullandığım için bu kısaltma daha uygun düştü ve imzamı takip eden insanlar bana gelip işlerimi sevdiklerini söylüyorlar.
En büyük esin kaynaklarınız neler?
Şehirler... Çünkü şehirde akan yüzleri izlemeyi seviyorum, şehrin sönmeyen ışıklarını ve enerjisi bana iyi geliyor. Özellikle seyahat ederken toplu taşıma araçlarını kullanmayı tercih ederim. Bir şehirden diğer bir şehre geçerken izlediğim görüntüler beni çok etkiliyor ve devam etmeme olanak tanıyor. Tabii ki doğayı ve kasabaları seviyorum ama benim ihtiyaç duyduğum şey şehirler, insanlar... Farklı kültürler ve insanların farklılıklarına rağmen şehirlerde bir araya geliyorlar. Bu büyük bir esin kaynağı...
Peki, Brüksel’den sonra en sevdiğin şehir ya da en çok esinlendiğin şehir hangisi?
Brüksel’den sonra favori şehrim sanırım Londra. Londra’yı seviyorum. Tabii New York da var. Belki İstanbul’a gelmelisiniz... Aslında bir kez bulundum İstanbul’da. Fakat bu projeyle birlikte tekrar İstanbul’u ziyaret edebilirim.
Sanatınızı icra ederken en keyif aldığınız noktalar neler?
Muhtemelen insanların işlerime güvenmesi. Bana ve çalışmalarıma fırsat vermeleri ve karşılıklı güven ile sanat özelinde bir iletişim kanalı yaratmak. Örneğin Godiva bana bu kutlama için güveniyor. Bu büyük bir onur. Diğer yandan sokakta yürürken insanların çalışmaları bulmalarımı, keşfetmeleri benim keyif aldığım ve gözlemlemekten hoşnut olduğum yanlar.
Kendi başınıza kaldığınızda, boyarken ya da çizerken neler hissediyorsunuz?
Aklımı kaybediyorum diyebilirim. Üretirken sadece kendimle kalıyorum ve tek limit yine kendim oluyorum. Bu bir değişim anı... Ve sadece kendim olabildiğim bir an. Bir marka ile çalıştığımda da böylesi bir moda girebilirim ancak aynı zamanda kendim olmalıyım. Onlara vadettiğim şeyi sağlayabilmek için güçlü bir şey üretmeliyim. Şanslıyım ki daha önce beni sınırlayan bir marka ile çalışmadım. Kendim olabiliyorum.
Godiva ile bu iş birliğine girmeden önce marka hakkındaki algını öğrenebilir miyiz?
Godiva benim için bir kalite damgasıdır. Büyük bir Belçika kalite damgası… Hem çikolata açısından, hem de tarih açısından. Onlar profesyoneller, meraklılar, daima yenilikçi şeyler yapmak istiyorlar. Sanırım bu yüzden, bu marka ile bütünleşebildim. İkimiz de yaratıcılıkta bir sonraki seviyeye çıkmaya çalışıyoruz. Güzel ve güçlü bir şey ortaya koymak istiyoruz.
Peki, böyle köklü bir markaya, kendi karakterini ve kişisel algını nasıl adapte ettin?
Markayla beraber bir sonraki adıma ulaşmayı denedik ve iyi bir şeyler yapmaya çalıştık. Hiçbir zaman işlerimi aceleye getirmem ve Godiva’nın profesyonel bakış açısı ve en iyisini, en güzelini istemesi benim kişiliğim ve çalışma şeklime birebir uyan şeyler.
21 yaşında bir sanatçı olarak sana brief geldikten sonraki süreci nasıl yönettiniz peki?
Grafik tasarımı okuyorum ve marka tarafını bu anlamda çok iyi anlayabiliyorum. Bir markayla nasıl anlaşılır, beklentileri nelerdir sorusunun cevabını biliyorum. Diğer yandan bu proje benim odağımda gerçekleşen bir çalışma değil. Benim çalışmalarım ve marka arasında sağlam ve güçlü bir denge var. Grafik tasarımı alanındaki yeteneklerimi, hislerimi ve kalbimi ortaya koyabildiğim bu iş birliğine dahil olduğum için çok şanslıyım.
Röportaj: Zuhal Pirinççioğlu, Beyza Özel