Serra Türker Bayır ve Esma Dereboy ile Yaratıcı Diyalog

Deri ve toprağın uyumuyla, zanaatın sınırlarını yeniden tanımlayan Serra Türker Bayır ile Esma Dereboy, farklı üretim disiplinlerini ortak bir yaratıcı evrende buluşturuyorlar.

Yazar: Cansu KARAKUŞ Fotoğraf: Ertan Demirbilek
24 Haziran 2026 Çarşamba 16:48 | Son Güncellenme:
21 dakika okunma süresi
ABONE OL
Serra Türker Bayır ve Esma Dereboy ile Yaratıcı Diyalog

Hayal gücümüzle işlenen yaratıcılık, geleneksel zanaatın sabrıyla birleştiğinde ortaya zamansız hikâyeler çıkarıyor. Biz de bu hikâyenin peşine düşmek üzere iki ayrı zanaatı aynı atölyede buluşturan ortak bir tutkunun izini sürüyoruz. Keten örtülerin üzerine serilen taze çiçekler ve el yapımı porselenlerle bezenmiş sıcacık bir çekim atmosferiyle karşılanıyoruz. Geometrinin ritmiyle şekillenen el işçiliği, yaşam alanına canlı ve huzurlu bir ruh üflüyor. Karşımızdaysa sadece işleriyle ilham veren iki profesyonel vardı; doğal, samimi ve son derece zarif tarzlarıyla bizi hemen kendi dünyalarına ortak ettiler. Misela'nın alametifarikası olan geometrik desenlerin Esma Dereboy'un heykelsi porselen formlarıyla buluştuğu bu iş birliği, iki farklı disiplinin ortak bir estetik dilde nasıl bütünleşebileceğini gösteren çok kıymetli bir adım. Birlikte gerçekleştirdiğimiz bu içten sohbette, tasarımların ardındaki aylarca süren o gizli emeği ve estetik formülleri bizzat kendi ağızlarından dinliyoruz. Onların dünyasında her parça, günlük hayatın içinde bizimle birlikte yaşayan, anılar biriktiren ve belki de her an dertleşebileceğimiz tam anlamıyla birer dosta dönüşüyor.

Birbirinizle yollarınız kesiştiğinde "Bu bir iş birliğine dönüşmeli" dediğiniz ilk estetik çekim anı nasıl oldu?

Serra Türker: Geçen sene ortak bir tanıdığımız sayesinde yollarımız kesişti. Sonrasında buluştuğumuzda, birbirinin markasını seven iki kişi olarak birlikte ne yapabileceğimizi hayal etmeye başladık. Çok kısa sürede de tasarıma yaklaşımımızdaki ortak dili fark ettik; zamansızlık, el işçiliği ve detaylara verilen önem ikimizi aynı noktada buluşturdu.

Esma Dereboy: Benim için ilk çekim noktası, Misela'nın çok net bir estetik dili olması ve aslında aynı dili farklı malzemelerle konuşuyor olmamızdı. Gösterişli olmadan karakterli olabilen markaları çok etkileyici buluyorum. Misela'da da o rafine denge hep vardı. Zamansız ama duygusuz değil; bir yandan da sade ama güçlü.

Deri ve porselen, doğaları gereği zıt malzemeler; biri esnek ve organik, diğeri ise sert ve kırılgan. Bu iki malzemenin zanaat üzerinden kurduğu diyalog, tasarım sürecinde sizi nasıl yönlendirdi?

E.D.: Aslında ikisinin de ortak noktası, malzemenin ustaya teslim olmaması. Deri de porselen de kendi karakteri olan malzemeler. Onları zorlayınca değil, onu anlayınca güzelleşiyorlar. Bu yüzden süreç, bir üretimden çok karşılıklı bir diyalog gibiydi. Bir tarafta yumuşaklık ve hareket, diğer tarafta daha heykelsi ve kalıcı bir yapı vardı. Ama ikisinin de merkezinde el işçiliği ve dokunuş hissi yer alıyordu. Süreçleri çözdükten sonra her şey çok doğal ve hızlı ilerledi diyebilirim.

S.T.: Deri ve porselen gerçekten de çalışması çok farklı iki malzeme. Tasarım süreci de aslında "Elimdeki bu iki malzemeyle neler yapabiliriz?" sorusuyla başladı. Misela'da desenler ön planda olduğu için, ilk çıkış noktamız bu desenleri teknik olarak porselene nasıl uygulayabileceğimizi düşünmek oldu. Süreç boyunca da her iki malzemenin kendi karakterine saygı duyarak ortak bir denge kurmaya çalıştık.

Misela desenlerini Esma Dereboy porselenlerine taşıma aşamasında, desenin formla olan o teslimiyet ve direnç ilişkisini nasıl yönettiniz?

S.T.: Hem porselen hem de deriyle birlikte ortak bir dünya kurmaya çalıştık. Bazı formlarda Misela desenlerini porselene uygularken, bazı parçalarda ise Misela'nın deri detaylarını porselenle bir araya getirdik. Aslında süreç boyunca malzemelerin ve formların kendi karakteri bizi yönlendirdi; o denge de oldukça doğal şekilde ortaya çıktı.

E.D.: Benim için en önemli şey, desenin yüzeyde duran bir dekor gibi hissettirmemesiydi. Özellikle tabaklarda bu konuda oldukça zorlandık. Misela'nın o ince çizgilerinin, formun üzerine sonradan eklenmiş gibi değil, formun doğal bir parçası gibi yaşaması gerekiyordu. Bugün artık çok sık kullanılmayan, oldukça meşakkatli tekniklerle istediğimiz sonuca ulaştık. Bu süreçte bazen desen forma teslim oldu, bazen form deseni yönlendirdi. İkisi arasında çok hassas bir denge kurmaya çalıştık. Çünkü iyi tasarımda hiçbir şey diğerinin önüne geçmiyor. Hepsi aslında aynı hikâyeye hizmet ediyor.

Hızlı tüketim dünyasında markalarınız yavaş üretimi ve zanaati savunuyor. Bu iş birliğinde sabır, üretim sürecinin neresinde duruyor?

E.D.: Aceleci olmamak, sabırlı davranmak aslında işin tam merkezinde duruyor. Çünkü el işçiliğinde bazı şeyleri hızlandıramıyorsunuz. Malzemenin, sürecin ve hatta bazen hatanın bile kendi zamanı var. Bizim için önemli olan sadece ortaya bir ürün çıkması değil; o parçanın bir his taşıması. Bence insanlar bunu fark ediyor. Her bir ürünün üzerinde düşündük, ölçtük, planladık, ürettik, denedik. Bazen olmadı ama vazgeçmedik. Süreç ilerledikçe aslında her parçanın kendine ait bir hikâyesi oluşuyor. Usta elinden çıkan objelerdeki küçük izler, küçük kusurlar bile o parçayı daha kişisel ve yaşayan bir şeye dönüştürüyor. Ve kullanıcıyla arasında çok daha duygusal bir bağ kuruluyor.

S.T.: Bizim için bir şey üretebilmek gerçekten çok değerli ve attığımız her adımda bu süreci güçlendirecek bir yol izlemeye çalışıyoruz. Bunun en önemli parçası da sabır. Bir fikirle başlayıp onu gerçek bir objeye dönüştürene kadar birçok aşamadan geçiyorsunuz ve her adımın kendi içinde özenli bir bekleyişi var. Bence bu süreç, hem üreten kişiyle obje arasındaki hem de sonrasında kullanıcıyla kurulan bağı çok daha anlamlı hale getiriyor.

Değişen lüks algısında zanaat ve bu koleksiyon nerede konumlanıyor?

S.T.: Günümüzde lüks, çoğu zaman sadece pahalı olmakla eş anlamlı görülüyor. Oysa bence gerçek lüks, bir parçanın fiyatından çok arkasındaki hikâye ve üretim serüveniyle ilgili. Nasıl üretildiği, kimlerin emeğinin geçtiği, kullanılan zanaat ve markanın taşıdığı hikâye, lüksün asıl parçasını oluşturuyor. Bu koleksiyon da tam olarak o anlayışta; zamansız, emek odaklı ve duygusu olan parçalar yaratma fikrinden doğdu.

E.D.: Bence lüks artık gösterişten çok hisle ilgili. İnsanlar artık sadece pahalı olanı değil, anlamı ve emeği olan şeyi arıyor. Bizim için lüks; zaman ayırmak, detaylara özen göstermek ve bir objeye karakter kazandırabilmek. Bu koleksiyon da o noktada duruyor. Sessiz ama güçlü bir lüks anlayışı diyebilirim. Bağırmadan kendini anlatan parçalar...

Pera'dan Galata'ya, Boğaz'dan Tarihi Yarımada'ya kadar İstanbul her ikiniz için de büyük bir ilham kaynağı olmalı. Bu koleksiyonun içinde İstanbul'un gizli köşelerini veya farklı dönemlerini görebilir miyiz?

S.T.: Aslında koleksiyonda İstanbul'a direkt bir gönderme yapmadık, ama her iki marka da İstanbul'da büyüyen markalar olduğu için tasarım dilimizin ve ilhamımızın temelinde zaten İstanbul var. Şehrin eklektik yapısı, farklı kültürleri ve geçmişle bugünü bir arada yaşatan ruhuna gelirsek de bu yansımalar, koleksiyonun içinde doğal olarak hissediliyor diye düşünüyorum.

E.D.: Bence İstanbul'un en büyük etkisi, içinde aynı anda çok fazla duygu taşıması. Güçlü ama kırılgan, kalabalık ama romantik, çok katmanlı bir şehir. Bu koleksiyonda da aslında o hissi görmek mümkün. Desenlerdeki ritimde, renklerde, detaylarda... Biraz eski İstanbul'un zarafeti, biraz daha modern ve sade bir yorum var. Biz bire bir bir İstanbul anlatısı kurmaya çalışmadık ama ruhunun koleksiyonun içinde olmaması imkânsızdı.

Tasarımlarınızda 'kullanılabilirlik' ve 'estetik haz' arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

E.D.: Ben bir objenin sadece güzel olmasının yeterli olduğuna inanmıyorum. Onunla yaşanabilmesi de gerekiyor. Bizim için estetik ve işlev, aslında birbirinden ayrı şeyler değil. Bir tabağın elde bıraktığı his, kullanım rahatlığı, ağırlığı, yüzeyi; bunların hepsi tasarımın bir parçası. Bence insanlar artık sadece bakmak için değil, bağ kurabilecekleri objeler istiyor. Biz de tasarlarken tam olarak o dengeyi kurmaya çalışarak süreci ilerletiyoruz.

S.T.: Benim için bir tasarımın güzel olması kadar kullanışlı olması da aynı derecede önemli. Bazen çok güzel bir parçaya sahip oluyorsunuz ama hayatın içine giremiyor. O yüzden estetik haz ile kullanılabilirlik arasında doğru dengeyi kurmak gerekiyor. Bir ürün fikir aşamasından gerçeğe dönüşene kadar birçok evreden geçiyor; o dengeyi de aslında yolculuğun içinde kendiliğinden buluyorsunuz.

Bu süreçte birbirinizden öğrendiğiniz en şaşırtıcı şey ne oldu?

S.T.: Esma ile her ne kadar farklı alanlarda tasarım yapıyor olsak da, kurduğumuz ekosistemlerin birbirine çok benzediğini gördüm. Özellikle üretim tarafındaki titizliği ve herkesin en ince detaya kadar hâkim olduğu bir dünya yaratmış olması beni çok etkiledi. Arka planında çok emek ve sabır olan bir üretim anlayışı var; bunu yakından görmek benim için çok ilham vericiydi.

E.D.: Benim için en etkileyici şey, Misela ekibinin üretim süreçleriydi. Bazı çizgilerin milimetrik etkisinin bile ne kadar önemli olabileceğini yeniden gördüm. Sanırım farklı disiplinlerden geliyor olmamıza rağmen, kaliteye ve detaylara verdiğimiz önem çok benzerdi. Bu yüzden süreç de çatışmadan çok, karşılıklı beslenme üzerine bir deneyimdi.

Her iki markanın da doğaya saygı ve zamansızlık üzerine kurulu bir yapısı var. Bu iş birliği, geleceğe bir 'miras' bırakma fikriyle nasıl örtüşüyor?

E.D.: Biz hiçbir zaman hızlı tüketilecek şeyler tasarlamıyoruz. Bir objenin yıllar sonra da aynı hissi taşımasını çok önemsiyoruz. Bence gerçek miras da tam olarak burada başlıyor. Trendlerden bağımsız, duygusu olan ve yaşamın içinde kalabilen zamansız parçalar üretmek... Bu koleksiyonda da amacımız sadece bugüne ait bir şey yaratmak değil; zamana her daim ayak uydurabilecek parçalar ortaya çıkarmaktı.

S.T.: Benim için bunun en güzel örneklerinden biri, anneden kıza geçen bir çanta ya da obje. Zaman değişse de bazı parçalar bir yaşamın parçası oluyor ve sonra bir sonraki nesle aktarılıyor. Bence gerçek zamansızlık da burada başlıyor; sadece bir ürün değil, anıları ve hikâyeleri taşıyan bir mirasa dönüşüyor.

İş birliğiniz sadece başlangıç mı? Porselen ve derinin bu estetik buluşması, farklı disiplinlerde başka neler doğurabilir?

E.D.: Bence bu iş birliği bize çok fazla alan açtı. Çünkü aslında Esma Dereboy olarak biz de, Serra'lar da sadece kendi kategorisinde düşünmüyor; bir yaşam hissi yaratıyoruz. Porselen ve derinin birlikteliği, obje ölçeğinin çok ötesine taşınabilir. Mekânlardan özel davet deneyimlerine, seyahat objelerinden koleksiyon parçalarına ve mini aksesuarlara kadar birçok farklı alanda yaşayabilecek bir dil oluştuğunu düşünüyorum. Bu yüzden ben bunu bir son değil, çok doğal bir başlangıç olarak görüyorum.

S.T.: Geleceğe dair net bir plan yapmadık ama bizim için çok keyifli ve ilham verici bir süreç oldu. O yüzden bunun farklı disiplinlerde yeni fikirlerin ve iş birliklerinin başlangıcı olabileceğini düşünüyorum.

Esma Dereboy

Esma Dereboy Porselen

Bu yılın estetik dili?

Dingin, dokunsal, zamansız.

Tasarımınızda çamurun iradesi etkili oluyor mu?

Kesinlikle oluyor. Keşke olmasa... O zaman kim bilir ne çılgın şeyler çıkardı! Bence çamurla çalışmanın en özel tarafı da bu; bir karakteri olması. Hep sürprizlerle dolu.

Sofralar sizin için tam olarak ne ifade ediyor?

Bence sofralar insanların birbirine en çok temas ettiği yerlerden biri. Günü yorumladığınız, paylaştığınız, dinlendiğiniz, eğlendiğiniz bir alan... Sanırım bizim yorumumuz da tam burada başlıyor; objeleri sadece işlevsel değil, hafıza taşıyan ve hikâye barındıran özel parçalara dönüştürmek her zaman önceliğimiz oluyor.

Tekstil desenini porselene işlemek nasıl bir süreçti?

Her ürün için aynı şeyi söyleyemesem de, teknik olarak zorlayıcıydı diyebilirim. Çünkü tekstilde doğal duran bir çizgi, porselende aynı hissi her zaman vermeyebiliyor. Özellikle Misela'nın ince ve ritmik desenlerini porselende yaşatabilmek için oldukça fazla deneme yaptık. Bu süreç koleksiyonu özel kıldı.

Serra Türker

Misela

Bu yılın estetik dili?

Renkli, zamansız, karakterli.

Sizin için çanta tasarımının ruhu hangi detayda saklı?

Form ve desen buluşmasında.

Modern Pera'da sizi en çok heyecanlandıran görsel bütünlük nedir?

Eskiyle yeninin iç içe geçtiği o eklektik görüntü. Tarihi bir binanın yanında bambaşka bir dünyanın var olması beni hâlâ çok heyecanlandırıyor.

Bu koleksiyonda kullanılan renk paleti, Misela'nın klasik tonlarından ne kadar beslendi?

Misela'nın doğal ve zamansız tonlarından beslendi ama porselenle buluşunca daha yumuşak ve farklı bir denge oluştu diyebilirim.

Lüksteki kişiselleştirme duygusunu porselende tam olarak nasıl hissedeceğiz?

Bir objeyle duygusal bağ kurabilmek bizim için çok önemli. Hem Esma Dereboy'da hem de Misela'da müşterilerimiz için özel üretim yapıyoruz. Bu koleksiyonda da mevcut parçaların dışında, farklı renk ya da özel talepler doğrultusunda kişiye özel üretimler yaparak o tanıdık kişisellik hissini ve değeri devam ettirmeyi planlıyoruz.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kate Middleton Üç Yıl Sonra Royal Ascot'a Döndü
Kate Middleton Üç Yıl Sonra Royal Ascot'a Döndü

Kate Middleton Üç Yıl Sonra Royal Ascot'a Döndü

4 dakika okunma süresi
Tansa Mermerci Sanat Yolculuğunun 15. Yılını Kutladı
Tansa Mermerci Sanat Yolculuğunun 15. Yılını Kutladı

Tansa Mermerci Sanat Yolculuğunun 15. Yılını Kutladı

1 dakika okunma süresi
Costa Brava'da Ne Yapılır? Barselona'dan 3 Günlük Rota ve Gezi Önerileri
Costa Brava'da Ne Yapılır? Barselona'dan 3 Günlük Rota ve Gezi Önerileri

Costa Brava'da Ne Yapılır? Barselona'dan 3 Günlük Rota ve Gezi Önerileri

13 dakika okunma süresi
Tarabya İngiliz Okulları'nda Mezuniyet Coşkusu
Tarabya İngiliz Okulları'nda Mezuniyet Coşkusu

Tarabya İngiliz Okulları'nda Mezuniyet Coşkusu

1 dakika okunma süresi
Yaz İçin Kitap Önerileri: Deniz, Ada, Yolculuk ve Akdeniz Temalı Okuma Listesi
Yaz İçin Kitap Önerileri: Deniz, Ada, Yolculuk ve Akdeniz Temalı Okuma Listesi

Yaz İçin Kitap Önerileri: Deniz, Ada, Yolculuk ve Akdeniz Temalı Okuma Listesi

20 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Gizem Barlak'ın Güzellik Sırları
Gizem Barlak'ın Güzellik Sırları

Gizem Barlak'ın Güzellik Sırları

Serap Korkmaz Arslan'ın Güzellik Sırları
Serap Korkmaz Arslan'ın Güzellik Sırları

Serap Korkmaz Arslan'ın Güzellik Sırları

İdil Yazar'dan Dinç Hissetmenin ve İyi Yaşamın Sırları
İdil Yazar'dan Dinç Hissetmenin ve İyi Yaşamın Sırları

İdil Yazar'dan Dinç Hissetmenin ve İyi Yaşamın Sırları

Rojda İlaldı Gürbüz'ün Güzellik Sırları
Rojda İlaldı Gürbüz'ün Güzellik Sırları

Rojda İlaldı Gürbüz'ün Güzellik Sırları

Nilay Cafer'in Güzellik Sırları
Nilay Cafer'in Güzellik Sırları

Nilay Cafer'in Güzellik Sırları

Yoko Ono İstanbul'da: Sakıp Sabancı Müzesi'nde "İçses ve İçyapı" Sergisi
Yoko Ono İstanbul'da: Sakıp Sabancı Müzesi'nde "İçses ve İçyapı" Sergisi

Yoko Ono İstanbul'da: Sakıp Sabancı Müzesi'nde "İçses ve İçyapı" Sergisi

Duygu Tatar ile JOALI Dünyası: Sanat, Wellness ve Slow Luxury
Duygu Tatar ile JOALI Dünyası: Sanat, Wellness ve Slow Luxury

Duygu Tatar ile JOALI Dünyası: Sanat, Wellness ve Slow Luxury

Sait Mingü ile Sanatın Katmanlı Dili
Sait Mingü ile Sanatın Katmanlı Dili

Sait Mingü ile Sanatın Katmanlı Dili

Ekranın Z Raporu: Lorin Merhart
Ekranın Z Raporu: Lorin Merhart

Ekranın Z Raporu: Lorin Merhart

Ekranın Z Raporu: Yaren Güldiken
Ekranın Z Raporu: Yaren Güldiken

Ekranın Z Raporu: Yaren Güldiken

GAIA Bodrum: Ege Kıyısında Akdeniz Lezzetleri
GAIA Bodrum: Ege Kıyısında Akdeniz Lezzetleri

GAIA Bodrum: Ege Kıyısında Akdeniz Lezzetleri

Mina Ceran'ın Güzellik Sırları
Mina Ceran'ın Güzellik Sırları

Mina Ceran'ın Güzellik Sırları