Lorenzo Serafini, modada "hissedilen zarafet"in en tutarlı temsilcilerinden. Estetik anlayışı; abartısız bir şıklığı, duygusal bir yoğunlukla harmanlayan özel bir denge üzerine kurulu. Biz de İstanbul'da, moda sahnesinin nadir rastlanan bir anına tanıklık ettik. Alberta Ferretti'nin şiirsel zarafetini geleceğe taşıyan Serafini, yeni koleksiyonu "Progressive Romantics" ile hem duyguyu hem aklı aynı çizgide buluşturan bir kadın hikâyesi kuruyor. Zamansız feminenliğin bugün nasıl güçlendiğini, zanaatin duyguyla nasıl dokunduğunu ve modern zarafetin neden kusursuzluktan çok samimiyete yaslandığını anlatan tasarımcı, bu koleksiyonla Ferretti dünyasına yeni bir nefes veriyor. Vakko'nun kültürel mirasıyla buluşan bu yaratıcı vizyon, İtalya ile Türkiye arasında estetik bir köprü kuruyor.
Alberta Ferretti'nin tasarımları her zaman zamansız bir feminenlik ve zarafet taşıdı. Siz bu DNA'yı günümüz moda dünyasında nasıl yorumluyor ve ne yönde geliştiriyorsunuz?
Alberta'nın feminenliği abartıyla değil; rahatlık, hafiflik ve duyguyla ifade edişine her zaman hayran oldum. Amacım bu DNA'yı yeniden tanımlamak değil, onu geliştirmek yani bugünün kadınlarıyla daha derinden rezonansa girmesini sağlamak. Bana göre feminenlik bugün kırılganlıktan ziyade özgüvenle ilgili. Konforun aslında bir güç biçimi olduğuna inanıyorum. Bu yüzden ilk koleksiyonuma hem duyusallığı hem de güçlenmeyi anlatan bir kombin olan saten bir slip elbise, oversize bir palto ve terliklerle başladım.
Alberta Ferretti kadınının kendinden emin olduğu kadar eterik bir yanı da var. Bu ikiliği yaratım sürecinize ne şekilde yansıtıyorsunuz?
Beni en çok cezbeden şey tam olarak bu ikilik. Ferretti kadını her zaman güç ile zarafeti dengeler; ayakları yere basar ama aynı anda hayal kurmaya devam eder. Yaratım sürecimde bu gerilimi kontrastlar üzerinden yakalamaya çalışıyorum; akışkan kumaşları yapılandırılmış silüetlerle eşleştirmek, romantik jestleri gerçeklikle buluşturmak gibi... Her parçanın hafif ve duygusal hissettirmesini ama aynı zamanda güncel ve giyilebilir olmasını istiyorum. Benim için modern eteriklik, kırılgan ya da uzak bir şeyin yanı sıra biraz da sessiz bir güç hâli.
Yaratıcı sürecinizde ve tasarım yaparken sizi en çok ne besliyor?
Her zaman kadınların kendisi. Nasıl yürüdükleri, düşündükleri, hayatı deneyimledikleri beni sürekli besliyor. Elbette sinemayı ve mimariyi seviyorum, hayal gücümü zenginleştiriyorlar. Ama her tasarımın kalbinde bir kadının gerçekliğine bağlı bir duygu var. Bir paltoyu ya da elbiseyi giydiğinde nasıl hissettiğini, o parçanın tavrını nasıl değiştirdiğini hayal etmeyi seviyorum. Kısacası moda benim için empatiyle başlıyor. Bir tasarım duygusal bir bağ kurmuyorsa, ne kadar güzel olursa olsun yeterli değildir.
İstanbul'da sunduğunuz yeni koleksiyonun arkasındaki hikâyeyi bizimle paylaşır mısınız?
Koleksiyonun adı "Progressive Romantics" ve benim için çok özel. Hem aklı hem duyguyu kucaklayan; bağımsızlık ile hassasiyet arasında seçim yapma ihtiyacı duymayan kadınlardan bahsediyor. Teknoloji ve algoritmaların giderek belirleyici olduğu bir dünyada, insan dokunuşunun önemini yeniden vurgulamak istedim. Her bir parçayı bir duyguyu ifade edecek, sadece süslemek yerine iletişim kuracak şekilde tasarladım. Amacım, yumuşaklıkla gücünü, samimiyetle çekiciliğini göstermesine izin veren ve böylece kadının bir uzantısına dönüşen kıyafetler yaratmaktı.
Bu koleksiyon, modern zarafeti sizin kişisel yorumunuzla nasıl yansıtıyor?
Benim için modern zarafet hem dürüstlükle hem zahmetsiz görünen ve gerçek bir özen taşıyan kıyafetlerle ilgili. Bu koleksiyonun da tam olarak bu tür bir otantiklik ifade etmesini istedim: rafine ama asla uzak değil. Halihazırda bugünün zarafeti kusursuzluktan ziyade; duyguyla, bir kıyafetin sizinle birlikte hareket edişiyle ve bireyselliğinizi ortaya çıkarma biçimiyle ilgili. Kontrastlarda güzellik, yumuşaklık ve yapı ya da duyusallık ve akılcılık görüyorum. Çünkü tasarladığım kadınları tanımlayan şey bu. Onlar zarif; çünkü öyle olmaya çalıştıkları için değil, kendilerine sadık oldukları için.
Alberta Ferretti, kumaş kullanımındaki şiirsellik ve hareket hissiyle biliniyor. Peki bu yeni koleksiyonda işçilik ve dokunun rolü nedir?
Bu koleksiyonun merkezinde zanaat var. Duygunun somutlaştığı yerde kumaşlar ve dokular; yumuşaklığı, duyusallığı ve gücü ifade ettiğim dilim. Saten ve şifon gibi akışkan materyallerle çalıştım; ama aynı zamanda yün ve jakar gibi daha yapılı kumaşlarla da... Böylece hareket ile varlık arasındaki diyaloğu kurmak istedim. Her bir drape'in, her bir ilmeğin sadece bir form yerine bir duygu da uyandırmasını amaçladım. Ferretti mirasında sevdiğim şey de bu; couture ruhuna sahip, ama her zaman insani, her zaman hareket ettikçe yaşayan bir estetik.
Efsanevi bir İtalyan modaevinin mirasını, çağdaş modanın sürekli değişen ritmiyle nasıl dengeliyorsunuz?
Miras benim için bir yük, daha ziyade pusula demeliyim. Ona derin bir saygıyla yaklaşıyorum ama aynı zamanda ileriye taşımak istiyorum. Alberta; zamansız hisseden bir zarafet ve duygu dili inşa etti, benim rolüm ise bu dili bugüne tercüme etmek. Moda hızlı akıyor ama gerçek stil öyle değil. Bu yüzden duyguyu koruyup kodları güncelleyerek oranları, tavrı, kıyafetin üzerinde yaşanma biçimini dengelemeye çalışıyorum. Buna aslında yıkmak diyemeyiz, evrilerek devamlılık yaratmak diyebiliriz.
Bugün zamansız stili tanımlayan şeyin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Zamansız stil bence bugün duygu ve özgünlükle ilgili. Trendlerle ya da kusursuzlukla tanımlanmıyor; bir parçanın size nasıl hissettirdiği ve o hissin ne kadar uzun sürdüğüyle tanımlanıyor. Bir kıyafet bir anın gerçekliğini ve bununla birlikte bir hareketi, bir anıyı, bir duyguyu yakaladığında zamansızlaşıyor. Zaten modern kadınların artık etkilemekle ilgilenmediğini düşünüyorum; daha çok ifade etmekle ilgililer. Gerçek stili yaratmak için, özgüven ile kırılganlığın arasındaki o yerde yaşayarak zarafetin hem zahmetsiz hem de kişisel göründüğü yerdeler.
Sektörün en etkili isimleriyle çalıştınız. Kreatif yolculuğunuzda sizi en çok tanımlayan anlar neler oldu?
Yolculuğum boyunca olağanüstü insanlardan pek çok şey öğrenme fırsatı bulduğum için çok şanslıyım. Blumarine ve Roberto Cavalli'deki ilk yıllarımdan Dolce&Gabbana'ya uzanan süreçteki her deneyim; güzelliğe, disipline ve tutkuya olan bakışımı şekillendirdi. Ama sanırım en belirleyici an Aeffe'ye gelişim oldu. Tabii önce Philosophy ile, şimdi ise Alberta Ferretti ile... Benim için her zaman çok şey ifade eden bir markayı yeniden yorumlama şansına sahip olmak, kariyerimin en anlamlı bölümü gibi hissediyorum. Bu, profesyonelbir adım olmakla beraber benim için de tam olarak kişisel bir evrim.
Alberta Ferretti dünyasını Vakko aracılığıyla Türkiye'deki modaseverlerle buluşturuyor olmak size nasıl hissettiriyor?
Alberta Ferretti'nin dünyasını Vakko ve Türkiye'deki modaseverlerle buluşturmak benim için gerçekten büyük bir onur. Vakko; zarafet, kültür ve sofistike bir estetik konusunda çok güçlü bir mirasa sahip ve bu değerler Ferretti ruhuyla mükemmel bir uyum içinde. Bu iş birliği de ortak bir güzellik ve zanaat vizyonunu kutlamanın ötesinde, İtalya ile Türkiye arasında duygusal bir köprü kurmakla ilgili. Burada hissettiğim sıcaklık ve coşku için derinden minnettarım ve bu, ilk buluşmayı daha da anlamlı kılıyor.
Angelina Jolie, Ekim'de gerçekleşen Roma Film Festivali'nde Alberta Ferretti tasarımı bir elbise giydi. Bu an hakkında ne söylemek istersiniz?
Bu benim için hem çok güzel hem de duygusal bir andı. Angelina Jolie, Alberta Ferretti kadınıyla özdeşleşen pek çok değeri taşıyor; güç, zarafet ve derin bir özgünlük duygusu. Böylesine anlamlı bir etkinlikte bizim tasarımımızı tercih etmesini görmek sadece bir onur değil; aynı zamanda modanın duygu, karakter ve güzellik arasında nasıl bir bağ kurabildiğini hatırlatan özel bir andı. Elbise ile bir kadının aynı dili konuşuyor olması çok güçlü, çok doğal hissettirdi.