Lüks moda markaları için "elçi" kavramı uzun süredir sadecegörünürlükten ibaret değil. Bugün seçilen isimler; dönemin ruhunu, yaratıcı yönelimleri ve estetik duruşu da temsil ediyor. Sinema, müzik ve stil arasında rahatça dolaşabilen figürler, markaların anlatısını daha doğal ve çok katmanlı hale getiriyor. Dior'un son hamlesi de tam olarak bu çizgide okunuyor.
Dior, Jonathan Anderson imzası taşıyan erkek koleksiyonları için LaKeith Stanfield ile yeni bir iş birliğine imza attı. Oyunculuk kariyerindeki cesur rol seçimleri ve alışılmışın dışına çıkan stil anlayışıyla tanınan Stanfield, markanın modern erkek tanımına farklı bir yorum katıyor.

Oscar adaylığı kazandığı Judas and the Black Messiah ile geniş kitlelerin radarına giren Stanfield, yalnızca oyuncu kimliğiyle değil, müzikle kurduğu ilişki ve kırmızı halıdaki özgün duruşuyla da dikkat çekiyor. Klasik erkek giyimine mesafeli ama saygılı yaklaşımı, onu moda dünyasında ayrı bir yere taşıyor.
Jonathan Anderson'ın Dior'daki yeni kreatif yaklaşımıyla birlikte düşünüldüğünde, Stanfield seçimi yalnızca bir yüz anlaşması olarak değil; sinema, stil ve karakter arasında kurulan bilinçli bir bağ olarak okunuyor. Gösterişten uzak ama güçlü, kurallara bağlı kalmadan sofistike... Dior'un yeni dönem erkek dili, bu iş birliğiyle daha net bir çerçeve kazanıyor.