Çağdaş sanatın sınırları uzun zamandır galerilerin ve müzelerin dışına taşıyor. Moda, tasarım ve saat dünyasıyla kurulan iş birlikleri de sanatçıların kendine özgü görsel dilini farklı objeler üzerinden yeniden okumaya alan açıyor. Gündelik nesneleri ölçek, malzeme ve yüzey oyunlarıyla dönüştüren Jeff Koons da bu kez saat dünyasıyla yeni bir diyaloğa giriyor.

Balloon Dog, Rabbit ve Puppy gibi işleriyle çağdaş sanatın en tanınan isimlerinden biri haline gelen Koons, Hublot'nun yeni marka elçisi oldu. Sanatçı ile İsviçreli saat markasının yollarını kesiştiren noktalardan biri ise malzemeye duydukları ortak merak. Koons'un parlak yüzeyler, endüstriyel üretim teknikleri ve kusursuza yakın bitişlerle kurduğu görsel dünya, markanın saat tasarımında malzeme ve teknik üzerine yürüttüğü çalışmalarla buluşuyor.
İş birliğinin dikkat çeken küçük bir tesadüfü de her iki hikâyenin 1980 yılına uzanması. Hublot ilk saatini o yıl tanıtırken Koons da kariyerinin şekillenmeye başladığı döneme giriyordu. Bugün aynı tarihten başlayan bu iki ayrı yol, sanat ile saat tasarımının kesiştiği yeni bir projede yeniden yan yana geliyor.

Koons'un çalışmalarında sıradan objeleri başka bir ölçeğe ve anlama taşıma fikri öne çıkarken, sanatçının bu iş birliğine yaklaşımında da malzemenin dönüşümü belirleyici bir yerde duruyor. Koons, saat yapımındaki teknoloji ve malzeme bilgisinin bir objeyi işlevinin ötesine taşıyabileceğine dikkat çekiyor. Markanın CEO'su Julien Tornare ise birlikteliğin çıkış noktasını gelenek ile yenilik, mekanik ile duygu arasındaki karşılaşma üzerinden tanımlıyor.
Böylece Jeff Koons'un yıllardır farklı ölçek ve yüzeylerle kurduğu görsel evren, bu kez zamanı ölçen bir objeyle temas ediyor. İş birliğinin bundan sonraki adımında bu ilişkinin nasıl bir tasarıma dönüşeceği ise şimdilik merak konusu.