Bazı şehirler sizi daha ilk dakikada etkisi altına alır. Nice'e indiğimizde hissettiğimiz duygu tam olarak buydu. Şehir merkezinden uzaklaşıp Provence'ın iç kesimlerine doğru ilerledikçe düzenli yollar, doğayla uyum içindeki mimari ve sakin atmosfer, bizi sıradan bir otomobil lansmanından çok farklı bir yolculuğun beklediğini hissettiriyordu.
Test sürüşünün ortasında rotamız dünyanın parfüm başkentlerinden Grasse'a uzandı. Katıldığımız koku atölyesi, ilk bakışta otomobille ilgisiz gibi görünse de günün sonunda her şey anlam kazandı. Nasıl iyi bir parfüm farklı notaların uyumuyla karakter kazanıyorsa, DS de otomobillerini yalnızca teknik özelliklerle değil, duyulara hitap eden ayrıntılarla şekillendiriyor.
İkinci gün önce DS N°7 Plug-in Hybrid, ardından markanın yeni amiral gemisi DS N°8 ile yola çıktık. No8'in direksiyonuna geçtiğimizde aklımızda tek bir kelime oluştu: Dinginlik.
Elbette N°7'nin yaklaşık 750 kilometreye varan WLTP menzili, 97,2 kWh bataryası ve hızlı şarj kabiliyeti elektrikli mobilite adına güçlü değerler sunuyor. Ancak iki günün sonunda aklımızda kalan ilk şey bunlar oldu.
Provence yollarındaki sessizlik...
Grasse'da öğrendiğimiz parfüm notaları...
Kabini saran müzik...
Ve N°8'in direksiyonunda hissettiğimiz dinginlik...