Uzun zamandır hayalini kurduğum bir seyahatti Rovaniemi... Ama bu yolculuğu benim için asıl özel kılan şey, bu masalı 2,5 yaşındaki kızım Maya ile birlikte yaşamaktı. Lapland'a adım attığımız an, sanki bir kartpostalın içine düşmüş gibiydik. Her yer bembeyazdı; hava buz gibi ama hissettiğimiz şey sıcacık bir heyecandı.
İlk sürpriz bizi daha ilk gün karşıladı: Termometreler –40 dereceyi gösteriyordu. Kabul ediyorum, ilk anda "Bunu gerçekten yapabilecek miyiz?" diye düşündüm. Ama sonra fark ettim ki bu dondurucu soğuk, aynı zamanda bu yolculuğun en büyük hediyesiydi... Çünkü bu sayede her gece kuzey ışıklarını görme şansı yakaladık.
Havalimanına iner inmez önceden kiraladığımız arabamızı teslim aldık. Yollar kar ve buzla kaplıydı ama araçların lastikleri buna uygun olduğu için ulaşım oldukça rahattı. Rovaniemi'de araba neredeyse şart. İlk durağımız Apukka Resort oldu. Cam iglomuza yerleştiğimizde Maya'nın tepkisi hâlâ aklımda: "Anne, gökyüzü odamızın tavanında!" Gerçekten de öyleydi...
Akşam yemeğinden sonra Aurora Snowtrain ile kuzey ışıklarını izlemek için yola çıkacaktık ancak aşırı soğuk nedeniyle tur iptal edildi. Neyse ki odamızdan kuzey ışıklarını izleme şansımız oldu. Maya için belki sadece renkli ışıklar, benim içinse hayatımda gördüğüm en etkileyici manzaralardan biriydi.
Ertesi gün ren geyikleri eşliğinde Santa Claus'un evine gittik. Otelin kendi Santa Claus köyü vardı; butik ve oldukça sıcak bir deneyimdi. Maya elflerle birlikte zencefilli kurabiye yaptı, Santa Claus ile tanışıp hediyesini aldı. Hatta İstanbul'a göndermek üzere kartpostal bile hazırladı. Kızakla ilerlerken Maya'nın kahkahaları, –40 dereceyi unutturdu. Ancak dönüş yolunda ellerimiz iki kat eldivene rağmen soğuktan çok acıdı. Sonraki günlerde el ve ayakkabı ısıtıcıları kullanınca bu sorun da çözüldü.
Bir günümüzü tamamen SantaPark'a ayırdık. Seyahat tarihimizi özellikle buna göre planlamıştım çünkü park 10 Ocak'a kadar açıktı. İçeri girdiğimiz anda her şey bir Noel filmi seti gibiydi: Elfler, atölyeler, gösteriler, oyuncaklar... Maya'nın bir an bile sıkılmadığı, benim ise çocukluğuma döndüğüm bir gündü.
Apukka'dan ayrılıp Santa Claus Village'a geçtiğimizde, kutup çizgisini geçmek Maya için ayrı bir macera oldu. "Anne, şimdi başka bir dünyadayız" demesi her şeye bedeldi. Kısa bir köy turu ve alışverişin ardından Nova Skyland Hotel'e geçtik. Apukka'ya göre daha konforlu bir oteldi Cottage House tercih ettik. Odada sauna ve şömine de vardı. Kaldığımız iki gece de otelin restoranında yedik çünkü geldiğimiz en lezzetli restorandı. Rovaniami de genellikle restoranlarda birkaç seçenek vardı: geyik eti, dana ya da geyik burger ve somon. Az ama özenliydi. Maya balık sevmediği için her öğün hamburger yemeyi tercih etti.
Akşam otelin ayarladığı kuzey ışıkları fotoğraf turuna katıldık. Şehrin ışıklarından uzak, kamp ateşi başında küçük bir çadırda bekledik. Maya ilk kez marshmallow'u ateşte pişirdi. Vegan sosisler de kızarttık, şarkılar söyledik, çok keyifli bir akşam geçirdik. Hava –15 dereceye kadar yükselmişti ve kar yağıyordu. Bu nedenle kuzey ışıklarını göremediğimiz tek gece bu gece oldu.
Son günlerimizi Snowman World Arctic ve kısa bir husky turuyla tamamladık. Snowman World yeni açılmış bir alandı; tamamen buzdan yapılmıştı. Kaydıraklar, ice bar, buz labirenti ve buz pateni pisti vardı. Akşamları otel camından kuzey ışıklarını izlemek, günün yorgunluğunu unutturuyordu. Maya uykuya dalarken "Anne, bugün elfleri gördük" demesi, bu seyahatin en güzel özeti oldu.
Rovaniemi bana şunu öğretti: Soğuk korkutucu değil... Doğru giyinirsen masalın bir parçasına dönüşüyor. Ama en önemlisi, bu seyahat bir tatilden çok, Maya ve eşimle birlikte yazdığımız küçük bir masal oldu. –40 derecede izlediğimiz kuzey ışıkları, ren geyikleriyle tanıştığımız anlar ve elflerle geçen günler... Bizim aile anı defterimizin en özel sayfaları artık Lapland'da